banner17

Dükkanı Sakarya'da ilim irfan mahfili

Sakarya'nın tanıma fırsatına erdiğim ve beraber bulunduğum gönlü geniş muhabbet insanı Nafi Hoca, İstanbul'da en çok özlediğim insanlardan..

Dükkanı Sakarya'da ilim irfan mahfili

 

İnsan güzel bir şeye başladığı zaman, bir kaç güzellik daha gelip kendisini buluyor. Misal olarak gelenekli sanatlardan herhangi birine gönlünü kaptırıp, onunla meşgul olan birisinin saygı, müsamaha ve başka bir kaç güzel huy daha edinmesini söyleyebiliriz.

Ben de arkadaşım vesilesiyle güzel bir işe başlamıştım. İmam hatip lisesinden yeni mezun olmuştum. Sakarya İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği yaz okulu faaliyetlerinde Kur'an-ı Kerîm hocalığı yapacaktım. Ne liyâkat, ne istidat ve ne de daha önce hocalık yapmışlığım vardı. Fakat acil hocaya ihtiyaç olduğu için ben de, onlar da bu kısmını düşünmedik pek fazla. Yaz okulu faaliyetlerindeki hocalardan biriydim artık. Tanışmamız bu vesileyle olmuştu dernek başkanı hattat Nafi Özdin'le. Dedik ya, güzel bir şeye başlayana o güzellik bir kaç güzellik daha getiriyor. Hattat Nafi Özdin de bir bakıma Kur'an-ı Kerîm'in getirdiği bir güzellik benim için.Nafi Özdin'den Osman Suroğlu portresi

Hat sanatı için yollara düşmüş

Nafi Hoca, sanatın bir kaç dalında eserler verebilen biri. Sakarya'da hat sanatı mevzuu geçtiğinde ismi hocası hattat Mehmet Memiş'le birlikte zikrediliyor. Hat sanatını öğrenmek için her hafta Sakarya'dan İstanbul'a gelmiş, hattat Ali Hüsrevoğlu'na. Önce hattat Ali Hüsrevoğlu'yla meşk etmiş, sonra hattat Mehmet Memiş'le.

Sakarya'dan trene atlar, dersini verir geri dönermiş. Belediyeler o zaman sanat kursları açmazlarmış demek ki. Sanat kursu açsalar da hat sanatı öğretirler miydi o zamanki belediyeler? Cevabı hepimizce malum. İyi ki de açmamışlar zaten. Neden iyi ki? Çünkü bu sebeple mezkûr hat sanatı gerçek sevdalılarının gayretleriyle hayatını devam ettirmiş.

Hattat Nafi Özdin bu sevdayı hala yaşayan bir isim. Bir zamanlar öğrenmek için uzun yolculuklar yaparken, şimdi de öğretmek için yollara düşüyor. Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nin kurslarında hat dersi veriyor. Bu sebeple her gün Sakarya'nın bir ilçesine gidiyor. Ve daha sonra da Bolu'ya.

Hat sanatının yanına bir de tezhibi eklemiş Nafi Hoca. Harflerin boynuna çiçeklerden gerdanlık, başına da taç yapmak için. Bu iki sanattan bir parça ayrı olan karikatürde de ilk gençlik yıllarında ürünler vermiş bir isim Hattat Nafi Özdin. Mevzuu her açıldığında "keşke bir yandan karikatür de çizseniz" kabilinden ricada bulunuyorum. Benimle birlikte ricada bulunanlar arasında karikatürist Osman Suroğlu da var. Fakat O, kamışın ah u eniniyle öyle bir mest olmuş ki...

Dergi çıkarmış, dernek açmış

Hattat Nafi Özdin de her Müslüman okur-yazar genç gibi arkadaş grubuyla bir dergi çıkarmak istemiş zamanında. Başarılı da olmuşlar. "Fıtrat" ismini verdikleri dergi yalnızca dört sayı çıkmış. Benim elime geçen sayısında Abdurrahman Dilipak'la bir röportaj ve Bosna mücahidleriyle ilgili güzel bir yazı vardı. Bir Müslüman gencin düşünce ve mesûliyet ufkunun genişliğine dair ipuçları vardı sayfaların arasında. Arz üzerinde nere sızlasa kanayan bir Müslüman gençlik arzu ediyordu dergi. Sadece dört sayı çıkabilmiş olması derginin kem talihi.

Özdin Kitapevi misafirleriyleHattat Nafi Özdin, imam hatiplileri bir çatı altında toplamak için 1991 yılında Simder'i (Sakarya İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği) kurmuş. Mezun ve mesuplarıyla dayanışma ve halka konferans ve çeşitli toplantılarla hizmet etme gayesiyle programlar tertip ediliyor. En son Mustafa Yazgan'ı davet ettikleri "Cami ve Çocuk" konferansını düzenleyen dernek, her yıl mayıs ayının ikinci haftasında mezunlar günü tertip ediyor. Bu yıl ki mezunlar günü 13 Mayıs Pazar saat 10.30'da okul bahçesinde yapılacakmış.

Dükkânı irfan mahfili

Hattat Nafi Özdin'in Sakarya Tozlu Camii altında bir de kitabevi var: Özdin Kitabevi. Ben orda uzun yıllar çalıştım. Dinî ve sosyal kültür mayam ordan diyebilirim. Dükkânın geleni gideni eksik olmaz. İzzet ü ikrâmı da öyle. Bir bakarsınız bir anda bir sohbet grubu oluşmuş, kültürel, sosyal, siyasi ve daha çok dinî mevzular konuşuluyor. Konuştuğu zaman dinin hayatın tam göbeğine oturtulması gerektiğini vurgulardı Nafi Hoca.

Yaz mevsiminde Cuma namazından sonra üzümlü sohbetlerimiz olurdu. Karikatürist Osman Suroğlu'nun başlattığı güzel bir gelenekti. Bir gün sohbetin müessisi Osman Suroğlu bir sebeple gelememişti. Onun yokluğunu doldurmak lazımdı. Nafi Hoca büyükçe bir kağıt aldı ve kağıda Osman Hoca'nın bir portresini çizdi ve sırtını verdiği raflardan birine yapıştırdı. Böylece Osman Suroğlu Hoca da bizimleydi.

Dükkânın akademisyen, siyasetçi, sanatkâr ve daha bir çok çevreden müdâvimleri vardı. Örnek verecek olursak Milli Gazete yazarlarından Mustafa Özcan ve İbrahim Veli bunlardan bir kaçıydı. O dükkân yine aynı yerinde irfan neşrine devam ediyor. Dükkâna uğrayanlar ya Nafi Hoca'nın veya Ömer Abi'nin tatlı sohbetine ve ikramlarına şahit oluyorlar.

Sakarya'nın tanıma fırsatına erdiğim ve beraber bulunduğum gönlü geniş muhabbet insanı Nafi Hoca, İstanbul'da en çok özlediğim insanlardan. Allah'ın Sakaryalılara bir ikramı ve emaneti. Kıymetinin bilinmekliği duasıyla…

 

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2017, 14:15
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
zehra
zehra - 7 yıl Önce

sakarya da mekan neresi merak ettik

ömer asım
ömer asım - 7 yıl Önce

tozlu camii pasajının içinde özdin kitabevi. tozlu camii de uzun çarşının arkasında

birol
birol - 7 yıl Önce

Sakaryadayım ve evim tozlu caminin yanında ne büyük kısmetsizlik yarın ilk işim o dükkana gidip tanışmak yazı için teşşekkürler Ahmed Hocam burnumun ucundaki hazineyi görememişim.

banner8

banner19

banner20