22 Eylül 1979’da, dünya üzerinde o gün yaşayıp ve sonrasında da yaşayacaklar içerisinde İslam gibi bir yüce hayat sistemine bağlı olan, onun davasını güden her Müslümanın uzaktan ya da yakından bir şekilde tanışık olacağı bir simamız, bir âlimimiz, bir davetçimiz Ebu’l Âlâ el-Mevdudî, yüce Rabbine ruhunu teslim etmişti. Evet, ruhunu teslim etmişti Rabbine; lakin davasını ve mücadelesini de kendinden sonraki İslam sevdalılarına emanet vermişti. Pakistan toprağında doğmuş, büyümüş, yaşamış olmasına rağmen dünya çapında etki uyandıran Müslüman bir şahsiyettir Mevdudî. Bugün, kilometrelerce uzağındaki Türkiyeli Müslümanlar olarak bizler, onu Allah Teâlâ için seviyoruz, takip ediyoruz ve rahmet dualarımızda yalnız bırakmıyoruz. Tabiî ki her güzel merhum Müslüman için talep ettiğimiz dar-ı beka komşuluğunu, onun için de istiyoruz.
Onu, bu sefer İhvan-ı Muslimin Hareketi’nin müsteşarı Kuveytli Abdullah el-Akil’in kaleminden tanımaya koyulacağız. 2012’de Neva Yayınları’nca Türkçeye kazandırılan Çağdaş İslami Hareket ve Davet Önderleri isimli kitap çalışması, 60 önemli Müslümanı, mücahidi, âlimi ele alıyor yazar. Bunların içerisinde elbette ki Mevdudî de var. Abdullah el-Akil, çalışmasını oluştururken, yazdığı şahsiyetlerle aynı çağda yaşamış olması, hepsinin vefat etmiş olması -çünkü hayatta olanları yazmanın fitnelerinden emin olunmayacağını düşünüyor- ve ilmiyle amil olan İslam davetçilerinden biri olmaları kriterleri uyarınca hareket ediyor. Her bir şahsiyete şamil olan şu sözlere yer veriyor kitabının başlarında: “Onlar, özgürlüğün simgesi, değerli bir eğitimci, müceddid bir davetçi, şehid bir mücahid, doğru bir tacir, becerikli bir gazeteci, usta bir yazar, mesaj sahibi bir şair, hedefi olan bir romancı, bilge bir ekonomist olmak gibi bir makam ve mevkide olanlardır. Hepsi de Allah’ın izniyle hayırda yarışmıştır.”
Çağdaş bir Müslüman lider, düşünür ve davetçi: Mevdudi
Mevdudî ismini ilk kez 1949’da Pakistanlı Mesud Âlim en-Nedvî’nin bir konferans çerçevesinde Kuveyt’e gelmesi ve Cemaat-i İslamî’den bahsetmesi üzerine duyar Abdullah el-Akil. En-Nedvî, cemaatin lideri Mevdudî’den bahseder de bahseder. Hem kalemiyle hem de kelamıyla İslam’ı ve Müslümanları nasıl savunduğunu anlatır. Mevdudî’nin kitaplarından da hediye eder bu gelen misafir. Akil ve arkadaşları, bu kitapları okuyunca yazılanların İhvan-ı Muslimin ve şehid imam Hasan el-Benna’nın risaleleri ile büyük bir paralellik olduğunu görürler. Bunun üzerine bu kitaplar, 1950’de Kahire’de tekrar yayınlanır. Öyle ki, başta Mısır olmak suretiyle Arap dünyasındaki bütün İhvan mensupları arasında büyük yankı uyandırır kitaplar.
Mevdudî’nin –rahmetullahi aleyh- 23 yaşında yazdığı İslam’da Cihad kitabı Urducadan Arapçaya çevrildiğinde, İhvan yönetimi bu eseri okunması gereken kitaplar listesine dâhil eder. Şehid Seyyid Kutub, Mevdudî’den her zaman “Büyük Müslüman” olarak bahseder. Hatta şair Muhammed İkbal bile gençlere bu kitabı tavsiye eder.
El-Akil’in Mevdudî’yle asıl tanışması, 1960’ların başlarına tevafuk eder. Kuveyt’e yaptığı ziyaretlerin birinde onun evine misafir olur Mevdudi. Her ziyaretinde burada gerçekleştirmiş olduğu sohbetleri, konferansları, sempozyumları, dersleri, sorulu-cevaplı toplantıları çok faydalı, oldukça bereketli geçer. İlerleyen zamanlarda el-Akil de Pakistan’a misafir olduğunda onunla defalarca görüşür. Genellikle Mevdudî, evinde misafir eder dostlarını, kardeşlerini. Bu ziyaretleşmelerinde şahid olduğu güzellikleri anlatmadan edemez el-Akil. Kendini ziyaret edenlere sevinç ve mutluluk verecek tatlı ve nükteli fıkralar anlattığını, Müslümanların konumlarına değindiğini, onların bu hale gelmelerindeki sebepler ve bu durumlardan nasıl çıkılacağının üzerinde durduğunu, ince ilmî meselelere girdiğini, ilmî meselelere girerken de delilleriyle en iyi şer’i hükmü çıkardığını, Müslüman dünyadaki hastalıkları teşhis edip zorba tağutlara, halkların sırtına binip onları ezen, ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını çalan, karınlarını ve ceplerini haram parayla dolduran, ekini ve nesli yok etmenin aymazlığında olan idareci bozuntularına karşı koyduğunu ifade ediyor el-Akil.
Her cümlesinde övgüsünü esirgemeyen el-Akil, sözlerinin bir yerinde Mevdudî’yi şöyle tasvir ediyor: “Çağdaş bir Müslüman lider, düşünür ve davetçidir. Allah, ona hikmetli görüş, derin kavrayış, ilimde sabır ve gerçeği düşünme melekesi bahşetmiştir. Gündemde olan olayları ve düşünceleri araştırmış, konular üzerinde akıl yürüterek marifet ve bilginin peşine düşmüş, yanlış ile doğruyu birbirinden ayırt ederek belgelendirmiştir. Batı düşüncesini tarafsızca eleştirmiş, iyi yanlarını alarak kötü yanlarını terk etmiştir. İslam’ı, hayatın her alanındaki sorunlara çözüm olarak ortaya koyabilmiştir.” Şehid Hasan el-Benna’nın da bu metodu takip ettiğini söyleyen el-Akil, izlediği ilmî metodlar sayesinde Müslümanları gerçek İslam formuna uygun olarak şekillendirdiğinin da kaydını düşüyor.
Cenaze törenine dünyanın dört bir yanından âlimler katılmıştı
Cemaat-i İslamî içerisinde kardeşleri ve öğrencileri arasında üstad Mevdudî’nin takdir, saygı ve sevgiyle kabullenildiğine şahid olur el-Akil. Mevdudî’nin de onları çok sevdiğini, onlara karşı oldukça alçak gönüllü olduğunu, sorunlarıyla ilgilenip fikirlerini ve tartışmalarını tarafsızca dinlediğini, şûranın herhangi bir mesele hakkında karar vermeden önce o konuyu iyice araştırıp en güzel şekilde tartışarak, münazara ederek karar verdiğini ve Mevdudî’nin de verilen kararlara uyduğunu, böylece şûra üyelerinin, konu hakkında ikna olmuş bir şekilde tek bir görüş ve tek bir duruş sergilediklerini bildiriyor yazar.
Mevdudî’nin gayretlerini ve mücadelesini Allah Teâlâ’nın bereketlendirdiğine vurgu yapan el-Akil, kardeşlerinin ve öğrencilerinin davet çalışmalarıyla, Cemaat-i İslamî hareketinin, İslam davasının ve düşüncesinin yayılmasında büyük yol kat ettiğine parmak basıyor. Verilen mücadelelerin meyveleri, Mevdudî’nin bütün eserlerinin Arap ve halkı Müslüman olan ülkelerde, Batı ve Amerika devletlerinde, Doğu Asya Güney ülkelerinde, Afrika’da bütün dillere çevrilerek basılıp dağıtılarak alınır. Allah Teâlâ, çalışanın, didinenin yardımcısı oluyor böyle. Muhammed Suresi’nin yedinci ayetinde buyurduğu üzere iman edenlerden kim Allah yolunda mücadele eder, Allah’ın dininin hâkim olması için gayret sarf ederse Allah da onların yardımcısı olur ve ayaklarını dini üzere sabit kılar. Mevdudî ve cemaatinin mensupları, yapıp ettikleriyle bu yardımı en güzel şekliyle hak etmişlerdi. Dünya Müslümanları, bu öncüyü ve hareketini örnek almalıdır ki, Rablerinin yardımını yanlarında görebilsinler.
Üstad Mevdudî’nin vefat olayı, sağlık sorunları için gitmiş olduğu New York’un Buffalo hastanesinde gerçekleşir. Kıymetli yazar el-Akil de cenazesinin Pakistan’a doğru yol aldığını öğrenir öğrenmez katılmak için harekete geçer. Cenazeye dünyanın her bir yanından insanlar ve özellikle de âlimler iştirak eder. Mısır’dan Ahmed Seyful-İslam Hasan el-Benna’nın, Yusuf el-Karadavî’nin, Kuveyt’ten Abdulaziz Ali el-Mutavva’nın, Suriye’den Said Havva’nın ve daha nicelerinin akın ettiği cenaze namazını, üstad Yusuf el-Karadavî kıldırır. İnsanlar, Mevdudî’nin cenazesine katılarak esasen yaptığı çalışmalardan, cihadından, tebliğinden, Müslümanlar için verdiği hizmetinden dolayı ona duydukları vefa borçlarını ödemiş oluyorlardı. Bu kenetleniş, Müslümanlara ve dolayısıyla da İslam’a düşman olanlara karşı büyük bir gövde gösterisi oluyordu aynı zamanda.
Dört kıtaya sesini duyuran, eserlerini ulaştıran müstesna güzellerimizden Ebu’l Âlâ el-Mevdudî’yi vefat yıldönümü vesilesiyle anmanın, davasını anlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Asıl mutluluğu ise birlikte haşrolunurken yaşayacağımızı ümit ediyoruz. Rabbimiz, kabul buyur bunu bizden. Âmin.
Fatih Pala yazdı