banner17

Doğuştan mazlum çocuklar!

Zeki Bulduk, Kaşgarı; Türklerin neşv ü nema buldukları, kimliklerini kazandıkları şehirin zulüm gören çocuklarını kaleme aldı..

Doğuştan mazlum çocuklar!

 

Acılar unutulduğunda bitti zannederiz

Bazı yazılar vardır; yazılmadan yazıcısını dondurur adeta. Bu yazılar genellikle haksızlık üzerine olan yazılardır. Göz göre göre hak yemenin, cana kıymanın, insanı yerlerde süründürmenin fotoğrafları elden ele dolaştığında ne çok üşürüz!

Bazı yazılar vardır; ne yazarsak yazalım ne derdimizi tam anlatabiliriz ne de okuyucuya bir güzellik yapıp, ellerine sağlık, dedirtebiliriz. Öyle ya, aklın sınırlarını zorlayan işkenceler, muktedir olamamanın verdiği yılgınlıkla zalime başkaldıramamak bizleri dünyada fazlalıkmış gibi hissettirir. Dillerimiz dolaşır, kelimelerimiz kesik kesik çıkar. Oysa bir Uygur çocuk, uygarlığın zirve zamanlarında katledilmektedir sorgusuz-sualsiz; savunma yapmasına dahi fırsat verilmeden atasının toprağında…

Kaşgarlı delikanlı
(+)

20-21 Mart tarihlerinde Doğu Türkistan Sempozyumu vardı, Zeytinburnu Kültür Merkezinde. O gün bu gündür yazılması gereken bir yazı var; vebal gibi boynumda asılı duruyor. Her boğazımı sıkışında üşüyorum. Tanrı Dağlarının soğukları bile sıcak kalıyor bir Uygur kızı kurşuna dizilirken.

O gün sunum yapan güzel insanları dinlerken boğazıma bir yumruk tıkandı sanki. Salonda duramadım, dışarıdaki ekrandan izlemeye çalıştım sunumları. Ancak, gözüm sürekli bir yerlere kayıyordu. Gözümün kaydığı yerde o güzelim yüzleriyle Uygur çocukları koşuyor, bir şeylere dokunuyor, düşüyor, ağlıyor ve gülüyorlardı. Hele bir otomatik çerez makinesi başındaki duruşları vardı ki içimi yaktı kavurdu. Ellerindeki, o minicik ellerindeki metal paraları makineye atıp, almak istedikleri yiyecekleri değil de başka yiyecekleri aldıklarında o güzel yüzler binlerce yıllık mazlum yüzlerine dönüyordu. Evet, o güzel yüzlerin kaderi, doğuştan mazlum suretini taşımaları olsa gerek.

Kaşgarlı minik
(+)

Dünyanın masumiyete kesmiş, mazlum yüzlü insanları

Dünyada, mazlum yüz denilince aklıma ilk gelenler her daim Uygurlar olmuştur. Yüzlerinde günahsız bir anlatım, elindekini aldığında bile ses etmeyen bir tebessüm, “alın dünyanın tamahında boğulun “ diye bakan, vazgeçmiş bir sûret… Bu çocuklar analarından doğdukları gün mü öğreniyorlar dünyaya tamah etmemeyi?! Bilmiyorum. Ama bildiğim şu ki bir şeyden asla vazgeçmiyorlar: vatanlarından. Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de vatanım, demiş ya… Bu güzel yüzlü çocukların vazgeçmeyi bilen sûretleri, o mazlum çehreyi belki doğduklarında alıyorlar üzerlerine; ama vatan sevgisini analarının karnında öğreniyorlar.

Kaşgar, bir nevi Türklerin neşv ü nema buldukları, kimliklerini kazandıkları şehir. Kaşgarlı Mahmut, bugün Çin boyunduruğundaki “anayurtta” nefes aldı. Hoca Ahmet Yesevî, erenlerini diyar-ı rûm’a o topraklardan uçurdu. Adeta, ateş o topraklarda alev aldı, çıngısını saçtı. Lakin şimdi o topraklarda doğan çocukların köklerine barut suyu dökülmeye çalışılıyor. On sekiz yaşına kadar camiye gitmenin yasak olduğu, doğumun devlet eliyle boğdurulduğu, göbek bağının taşlarla kesildiği bir ülke Doğu Türkistan.

Kandan ırmaklardan geçer o çocuklar

Kandan ırmaklardan geçip hayatın dingin zannettiğimiz akarlarına ulaştıklarında ise başka zulümler bekliyor Uygur çocukları. “Tibet’e özgürlük!” çağrılarının hümanizm; “Doğu Türkistan’a hürriyet!” fısıltılarının faşizm diye lanse edildiği bir dünyaya doğuyor o çocuklar. Belki de bu sebepten Dalay Lama mübarek bir adam; Rabia Kader ise şüpheli bir Uygur olarak dillendiriliyor sesi kuvvetli medya uzantılarında…

Kaşgarlı bebek
(+)

Uygur adlı çocuğun o zeytin tanesi gözlerindeki keder silinmez bir kader gibi duruyor fotoğraf karelerinde. O fotoğraflar korkuyu aşılamak için yayılıyor dünyaya. Çünkü iki asker kollarını tutuyor, bir diğeri ise uzun namlulu bir silah ile bir metre geriden ateş ediyor dünyanın en mazlum yüzünü taşıyan başına…

Geride, duvar diplerine bırakılmış çocuk ölüleri kalıyor. O çocuk ölülerinin Türk, Afro-Amerikan, Kürt, Arap… olmasının bir önemi var mı? Güçsüz ve suçsuz bir âdemi öldürmenin elbette önemi vardır; kanının rengine bakılmaksızın! Hesabı vardır. Tarihin bir hesabı vardır. Çölden geleceğine inandıkları hayali bir ordu vardır… Bu ordu belki silahla, belki sesle, belki yalın bir vicdanla gelip Urumçi’den başlayarak tüm mazlumların gözyaşlarını silecek, alınlarındaki kan lekesini temizleyecek, Barat Hacı da gelip cenaze namazlarını kıldıracak; cenazesi ortada kalan dünyanın en mazlum ve en masum yüzlü çocuklarının. Peygamberimizin vefat yaşına erdiğinde yeraltına çekilen Anadolu’nun manevi mimarı yeraltından çıkacak ve o dev kazanlarda aşlar kaynatacak; aç bırakılan, elinden ekmeği ve toprağı alınan çocuklar için.

KatliamKatliam

Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya’nın da dediği gibi “Unutulmuş Filistin” Doğu Türkistan’ın bir adı da. Unutulmuş çocuklar ülkesini Allah unutmadı, melekleri unutmadı, çocuklar unutmadı, Çinli aktivist Dr. Yang Jianli unutmadı! Biz hatırladığımızda ise üşüyoruz. Çünkü gözümüzün önünde öldürülen her masum çocuğun o sessizce ağlayarak gidişi gelip yapışıyor yakamıza: “Beni öldürdüler kardeşim!” diyor o ses, tıpkı Hz. Hasan’ın kardeşine, Hüseyin efendimize söylediği gibi.

 

Zeki Bulduk, faşizmin ırkına ait olmadığını hatırlayarak yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2010, 14:14
YORUM EKLE
YORUMLAR
Emin Hızlı
Emin Hızlı - 9 yıl Önce

Görmeyen, duymayan, konuşmayan herkesten!

Melih Koşucu
Melih Koşucu - 9 yıl Önce

Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir Karar vardır...

banner8

banner19

banner20