Doğu’daki babanın yedinci oğlu…

"Tarifsiz bir “vefa” portresi gibi bu dünyadan geçen Sezai Karakoç; şiirlerinde, fikirlerinde, yaşayışında ve sokaklarda her an karşılaşabileceğiniz hâliyle ortaya koyuyordu bunu." Muhammed Öylek yazdı.

Doğu’daki babanın yedinci oğlu…

Türk edebiyatının önemli isimlerinden İsmet Özel, Sezai Karakoç’u “Modernleşen Türk şiirinin en bilge şairi ve toplumun atardamarı” olarak tanımlar. Üstad Sezai Karakoç’u tanımlayan en güzel ifadelerden biridir.

Annesinin ifadesiyle Karakoç, “Gülan” yani Mayıs ayında dünyaya geldi. Bir dönem Elazığ’ın Maden ilçesinde de yaşayan Sezai Karakoç, ilk sanat algılarını burada kazandığını söyler. Daha sonra ailesiyle Kahramanmaraş’a taşınan Sezai Karakoç, o yılları şöyle anlatır: “'Maraş çocuk yüreğimin ateş aldığı yer, belki ondan öncesi bir rüyaydı, bu ateş Maraş’ta yanmaya başladı.”

Maraş’ın ardından Gaziantep’e taşınan Karakoç, burada gördüğü lise eğitiminin ardından üniversite eğitimi için Ankara’ya gelir. Yakın dostu Cemal Süreya ile aynı sınıfı paylaşan Karakoç, daha sonra 16 yaşında mektup yazdığı Necip Fazıl Kısakürek ile tanışır ve Yakın Doğu’da yazmaya başlar. 

“Kandan Elbise” 

Tarih 6 Ocak 1959, saatler 10’u gösterdiğinde Sirkeci’deki Ebusuud Caddesi’nde yer alan Neyyir Han büyük bir patlamaya sahne oldu. 38 kişinin hayatını kaybettiği patlamada çevredeki binalar da zarar görmüştü. O binalardan biri olan Meserret Oteli’ydi. Meserret’te kalan Üstad Sezai Karakoç ise patlamadan dolayı yaralanmıştı. Karakoç o patlamada yaşadıklarını şu dizelerle anlatıyordu:

“Artık ölebilirdim

Bütün İstanbul şahidim

Ben kandan elbiseler giydim

Bundan senin haberin var mı…”

Diriliş

1960 yılında “Diriliş” fikrinin temellerini atan Sezai Karakoç, şiirlerinin yanı sıra kaleme aldığı düşünce kitapları ile muhayyilesindeki diriliş neslinin temel özelliklerini ortaya koyuyordu. Hayal ettiği “Diriliş Nesli” için bir dünya inşa eden Üstad, bu dünyaya uğrayanlara uçsuz bucaksız şiir ülkesinde bir soluk alma fırsatı da sunuyordu.

Üstad, Diriliş Nesli’nin Amentüsü eserinde çağımızın en büyük hastalıklarına değinmiş ve bunlar için reçeteler sunmuştu. Marksizm’e olan bakışını da bu eserinde ortaya koyuyor ve Marks’ın fikirlerini “İnsanlığın sırtında büyük bir yük” olarak yorumluyordu.

Hızırla Kırk Saat

Şüphesiz ki Üstad’ın en çok okunası eserlerinden biri de Hızırla Kırk Saat’tir. Kanayan yaralarımızı büyük bir ustalıkla sade ve anlaşılır bir şekilde kaleme alan Üstad şöyle diyordu: “Ey yeşil sarıklı ulu hocalar, bunu bana öğretmediniz / Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz / Kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı / Günlere geldim, bunu bana öğretmediniz / Hükümdarların hükümdarlığı için halka yalvardığı / Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim / Bunu bana söylemediniz / İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler / Bunu bana öğretmediniz” ve sonra şöyle sesleniyordu Üstad, “Ey ulular sizin bana öğretmediğinizi / Ben zamandan öğrendim.”


 

“Çocukluğumuz”

Yazdığı her mısraında ve her cümlesinde ummanlar barındıran Üstad, “Çocukluğumuz” eserinde düşünce ve fikir dünyasının temellerinin atıldığı o günleri şöyle anlatıyordu:

“Annemin bana öğrettiği ilk kelime

Allah, şahdamarımdan yakın bana, benim içimde

Annem bana gülü şöyle öğretti:

Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi

Annem gizli gizli ağlardı, dilinde Yunus

Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, Güneş ve Ay mahpus

Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde

Binmiş gelirdi Ali bir kır ata

Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından

Asya’da, Afrika’da, geçmişte gelecekte

Biz o atın tozuna kapanır ağlardık

Güneş kaçardı, Ay düşerdi, yıldızlar büyürdü

Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü

Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman

Ali olmak bir hedef, her çocukta

Babam lambanın ışığında okurdu

Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık

Fetihlerde bayram yapardık

İslâm bir sevinçti, kaplardı içimizi.”

“Masal”

Tarifsiz bir “vefa” portresi gibi bu dünyadan geçen Sezai Karakoç; şiirlerinde, fikirlerinde, yaşayışında ve sokaklarda her an karşılaşabileceğiniz hâliyle ortaya koyuyordu bunu. Üstad, “Masal” eserinde “Doğulu kalmak” ve “Batılılaşmamak” fikrini şu şekilde tarif ediyordu:

“Batılılar !

Bilmeden

Altı oğlunu yuttuğunuz

Bir babanın yedinci oğluyum ben

Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden

Babam öldü acılarından kardeşlerimin

Ruhunu üzmek istemem babamın

Gömün beni değiştirmeden

Doğulu olarak ölmek istiyorum ben

Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var:

Karşınızdakini değistirmek.

Beni öldürseniz de çıkmam buradan

Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki

Fakat değişmeyecek ruhum.”

Muhammed Öylek

Yayın Tarihi: 18 Kasım 2021 Perşembe 14:00 Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2021, 10:45
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nizamettin Yıldiz
Nizamettin Yıldiz - 2 gün Önce

Bu yazida bazi yanlis bilgiler var. üstadin ailesi marasa tasinmadi. Maraşta yatili olarak ortaokulu okudu. Necip fazilin dergisi yakin dogu degil Buyuk dogu dur.

banner26