Dikmen'i anmak, bir dost selamını almaktır

Ramazan Dikmen aramızdan ayrılalı 17 yıl olmuş. Ardında bıraktığı eserleriyle ve dostluğuyla onu her daim sımsıcak bir muhabbetle hatırlamaya devam ediyoruz. Mustafa Uçurum yazdı.

Dikmen'i anmak, bir dost selamını almaktır

 

 

Aradan yıllar geçse de Ramazan Dikmen adının unutulmayacağı aşikâr. Araya yıllar, yollar, mesafeler, hayatın koşuşturması girse de, dostlukların kâvi olduğu zamanların insanları, sapasağlam bir sadakatle bağlılıklarını hayırla yâd ederek gösteriyorlar. Ramazan Dikmen, safiyane ve sadakatle kazanılmış dostlukların insanıdır ve hâlâ adının anıldığı yerde derin bir muhabbet hissi uyandırır; bunun sebebi de kendisinden kaynaklanan samimiyettir.

Biz gibi olanı severiz

Ramazan Dikmen adının karşısına yazılacak en net ifade “dost”tur. Onunla tanışan birinin ilk edindiği intiba samimiyettir. Sizi karşılaması, kucaklaması, yolcu etmesi bir muhabbet anının kareleridir. Bu içtenliği elbette yazdıklarına da sirayet etmişti. Ölümünün üzerinden geçen onca zamana rağmen aramızda hâlâ capcanlı bulunmasının sırrı da bu samimiyetten gelmektedir.

Kibir nedir bilmeyen bir ruha sahipti Ramazan Dikmen. “Kıyıya Vuranlar”, onun için adeta bir hüviyet gibiydi. Yazar kendi kalbinden başlayarak hayatın kıyısında yaşayanlara ayna tutmuştu. Güçlü gözlem yeteneğini öykülerinde ustalıkla kullanır, okuyucu bir anda olayların içinde bulurdu kendini. Unutulmuş her kalp onun öykülerinde yer bulurdu kendine.

İnsanlar kendilerine yakın hissettikleri yazarların satır aralarında kendilerinden izler arar. Genç yaşta aramızdan ayrılan Ramazan Dikmen, bizlere ancak iki kitap bırakabildi. Bu bile onun hakkında söz söylememiz için yeterlidir. Çünkü hayatın her kesiminden insanın öyküsüne yer vardı onun yazdıklarında. Hüzünlü, mutlu, yalnız, kalabalık, hislerine yenilen ve maneviyatıyla baş başa kalan insanlar onun için kıyıda yaşayanlardı. Günümüzde halen öykü dendiğinde Ramazan Dikmen adı anılıyorsa, başta memleketi Dursunbey’de olmak üzere, onun adına öykü günleri düzenleniyorsa sebebi bu bizdenlik ve samimiyettir.

Dün ne ise bugün de öyle

Eskimeyen sözler vardır. Mesafesi o kadar uzundur ki okundukça etkisi genişler. Ramazan Dikmen’in öyküleri de aradan geçen yıllara rağmen diriliğini koruyor. Okuyucu onu tanıyamamış, onunla aynı dönemde yaşamamış olsa da, öyküler arasında ilerlerken sanki tanıdık birinin seslenmesini dinliyor gibi hisseder kendisini. Bu, Kayıtlar Dergisi çıkarken yayınlanmış bir öykü olsun ya da o aramızdan ayrıldıktan sonra yayınlanmış kitapları olsun aynıdır. Ramazan Dikmen, inandığını yazan bir öykücü olduğu için, bu samimiyeti aradan yıllar geçse de okuyucuda karşılığını bulmaktadır.

Hüznü de yakıştırmaktadır öyküsüne sevinci de. Uzakları da yakınları da. Bir söyleşide ifade ettiği şu cümle onun öykülerinin temelini oluşturmaktadır: “Uzayıp giden zaman içinde kendi yakaladığım hayatların öyküsünü yazıyorum.” Akıp giden zaman ve insanların öyküsü. Dikmen’in adı anılıyor ve öyküleri hâlâ okuyucu buluyorsa bu, onun hayatla olan sıkı irtibatındandır.

Gölgeler ve Kervanlar”, “Afife Ablanın İncileri” onun öyküsünün giriş kapısı gibidir. Sessizlikle çoğalan bir hayat ve kaybettiklerimiz; gençliğimiz gibi.

Ramazan Dikmen aramızdan ayrıldığında kitaplarını göremedi. Sadece öyküleri ona şahitti. Genç bir yaştaydı ve öyküleriyle, dergiciliğiyle ve dostluğuyla kendine unutulmaz bir yer açarak ebedi âleme göçtü. Manevi hassasiyetleri yoğun bir öykücüyü her dem hatırlamak bütün edebiyat adamlarının görevi olmalıdır. Her şeyiyle örnek bir hayat sürmüş olan Ramazan Dikmen’i bir kez daha rahmetle anıyoruz.

 

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Nisan 2014, 12:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26