Devlet metafizikten anlar mı?

Devlet kapılarında hangimiz bekletilmedi ki? Mustafa Nezihi de beklerken, tarihin kapılarını metafizik bir ürpertiyle yokluyor. İnsanı ve yaşadıklarını sorguluyor.

Devlet metafizikten anlar mı?

Burda, bu bekletildiğin yerde. Mesela devlet dairesinin önünde. Bir şeyin dışında işte. Yokluğun, yoksunluğun veya koyu bir acının içinde de bekletiliyor olabilirsin. Kapıyı, engeli, vakti, kuralları, yasaları, belirlenmişlikleri yıkabiliyor musun? Hayır. Bekleyeceksin vakt erişinceye dek.Beklemek

Oysa sen gerekenlerin ekserisini hazırladığını düşünüyorsun. Aşmak için, geçmek için, kurtulmak için. Bu yüzden gerektiğinden fazla bekletildiğine inanıyorsun. Seni çoktan çağırmalıydılar. Kapıları açıp buyur etmeliydiler. O anlaşılmaz engeller, bekleyişinin azametiyle çoktan yıkılıp yerle bir olmalıydılar.

Halbuki burdasın hâlâ. Ruh kemiren bir sorgulayışta. Tedirginliğin büyütüp büyütüp kalbe saldığı bir umutsuzlukta. Ağzını açıp konuşamıyorsun bu yüzden. Kelimeler, şiirler, gazeller… Birer posa hepsi. Yanmış, bitmiş ve hiç bir şeye yaramaz hale gelmiş odun gibi, kömür gibi. Elini uzatıp o canı çıkarılmış odunlardan bir ev, bir sığınak çatamazsın ya kendine…

Kenti terk etme zamanı geldiğinde…

Burda, bu bekletildiğin yerde. Yaralarının çokluğundan ve hakikatinden o kadar eminsin ki. Uçuruma yürüyen vahiysiz dönem geliyor aklına. Çekip giden Balık Sahibi. Bitti mi peki göklerin sarsması; nehri aşıp kavmiyle, Geçen’i? Dağdan inmiş olsan bile tanrılık tahtındaki bir buzağıyla bekliyor seni kardeşlerin. Üstelik hiç birini yakasından tutup sorgulayamayacaksın da. Kırk yıl çölde şaşkınlık içinde bekletiliyorsun. Gök sofrasından inen yemişlerin hemen ardındadır yurdundan sürülmek. Elinde hiç sevmediğin kılıçla, okla beklemek.

Burda, bu bekletildiğin yerde. Kurgulardan, yanılsamalardan kurtulduğunu düşünüyorsun. Kenti terketme zamanı geldiğinde arkana bakmayacak kadar çelikleşti mi gözlerindeki iman? Sana verilen sarayda, sarayın en mahrem odasında, kendine aşk diyen Züleyha, seni arzuların en kızılıyla davet ettiğinde ‘maazallah’ diyebilecek misin?

Burda, bu bekletildiğin yerde. Atıldığın bu çağ ateşinde. “Serin ve selamet ol!” nidasından sonra sevdiklerini bilinmez bir çoraklığa bırakıp gidebilecek misin? Vakt erişip geldiğinde o keskin bıçağı en sevdiğinin nazlı boynuna vurabilecek misin?

Burda, bu bekletildiğin yerde. Ölüm diye ışıldayan bir keskin bıçağın altında mısın? Kıpırtısız, iniltisiz, isyansız ve razı olarak beklemedikten sonra iki kanadıyla kurtuluş nasıl gelsin ki?

BeklemekÖyle bir inlesin ki kalbin…

Burda, bu bekletildiğin yerde. On günlerin bitimsiz susuzluğunda. Yetmişiki kez kılıçlardan geçirileceğin bu bela diyarında. “Kevser’den gayrı su kandırmaz beni.” diyenlerden misin?

Burda, bu bekletildiğin yerde. Hani meydanda çarmıha gerildiğin. Hani dostun gülünden incindiğin. Bütün sözlerini dürüp ‘Ene’l-Hak’ kılıcına dönüştürenin feryad u figanı mı olurmuş?

Burda, bu bekletildiğin yerde. Gizlendiğin bu kovukta. Felsefenin, toplumbilimin, nefsbilimin, şiirin, edebiyatın, tarihin yamulmuş, körelmiş testereleriyle kendini doğramaktasın.

Burda, bu bekletildiğin yerde. Perdenin bu tarafında. Sesini fazla yükseltirsen ‘son ses’i duyamazsın. Duysan bile anlayamazsın. Gerçek değil perde çünkü. Huzurdasın. Sus ve bekle. Sus ve dinle. Sus. Ta ki varlığın bilinmesin.

Burda, bu bekletildiğin yerde. Yediğin her ‘meyve’den sonra indirildiğin yerde. Öyle bir konuşsun, öyle bir inlesin ki kalbin. Bütün yağmurlar anlasın, sıfatı ‘saf’ olanın çocuğusun.

Burda, bu bekletildiğin yerde. Bu eşikte, bu kapıda, bu arada, bu berzahta. Bu zorluk, bu meşakkat, bu sıkıntı, bu yokluk diyarında. Yokluk toprağına gömülmezsen var kabul edilmeyeceksin. Görülmeyeceksin. Mutlak güzelliğin aydınlığından uzakta, seni düşürenin yanında, ebedî bir sürgün olarak yaftalanacaksın.

Beklemek

Mustafa Nezihi Pesen bekletme artık diye yazdı  

Güncelleme Tarihi: 24 Eylül 2010, 16:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26