banner17

Çocukluğun başkenti onlar!

Zeki Bulduk, karnında 9 ay taşıdığı evladını 10 yıldır sırtında taşıyan bir güzel kadının yüzüne baktı ve özledi anasını..

Çocukluğun başkenti onlar!

Türkülerle dokunuruz analarımızın yaralarına

“Bir anadan dünyaya gelen yolcu… “ diyen Neşet Ertaş’ın; “Analardır adam eder adamı” diyen Selda Bağcan’ın; “Ben geldim anne üstüm başım kir içinde” diyen Halil Ergün’ün; yine “Ağlama anacığım buyumuş kader, el yanmaz ki derde ben yanarım oy” diyen Neşet Ertaş’ın sesiyle dokunuruz analarımızın kabuk bağlamasına müsaade etmediğimiz yaralarına. Analar, bir kere doğum sancısı yaşamazlar evlatlarında! Evlat düze çıkana dek anaların sancısı bitmez; yani ki analar ölseler bile evlatları için sancı çekmeye devam ederler.Hatice Ustacık sırtında kızı Sema Ustacık

Hüseyin Karatay’ın Ana adlı bir romanı var. Bir başına, bir evladını büyütmek için tertemiz kalarak hayat mücadelesi veren fakir ve inançlı bir kadın vardır orada. Dünyanın belki de en masum hikâyelerindendir o kitapta anlatılan. Duru, temiz, kir kapmamış, tere ve titremeye gark olmuş bir hikâye vardır orada; tıpkı analar gibi, tıpkı analarımız gibi…

Ana kelimeye diller kurban olsun

Yıllar önce Kadıköy’de, Akmar Pasajı’nın önünde sergiler vardı. Korsan kitaplar çıkmazdan ve belediye zabıta ekipleri o güzelim kitap tezgâhlarını yerle yeksan etmezden evvel. Abes bir cümle, kırık bir lisanla söylenirdi o vakitler: “Akmar’ın önünde Gorki’nin Ana’sını satıyorlarmış!” Yüreğimi ezerdi bu hesapsız söylenmiş espri. Bir ana asla satılmaz; bir evlat bu cümleyi asla kuramazdı! Ama, ana sözcüğünün içini boşaltmak isterseniz satılmadık bir şey kalmaz şu yıkılası dünyada!

Çocukluk acıklı bir ülkedir ve o ülkenin başkenti analardır. Analar; o çocuk büyüse, başkentini bir sevgiliyle değiştirmek istese de İstanbul gibi durur bir denizin kenarında; mağrur, mütevekkil, sabırlı, mutmain ve her dem münbit. Zira her sevgiliden sonra başını omuzuna yaslayıp ağlayan çocukları için boynunu da koynunu da yüreğini de daima sıcak tutarlar.

Ana, üç harf; üç zamanı da içine alacak kadar geniş bir yürek atlasıdır oysa: Dün onun elleriyle tanıdık hayatı; bugün onun duasıyla düştük yollara; yarın onun gölgesini/ duldasını/ sıcağını arayacağız köşe bucak…

Hatice Ustacık sırtında kızı Sema Ustacık

Hatice Ustacık: Ana dersimizi tekrar öğreten “ana”

Hatice Ustacık, bir ana. Sema Ustacık’ın anası. 10 yıldır Sema’yı sırtında taşıyor ve bir kere olsun “öf!” demiyor. ‘Allah bana kızımı bağışladı’ diyecek kadar yürekli. ‘Allah canımı alaydı da bu hallerini görmeseydim’ cümlesini kurmayacak kadar cesur bir ana. ‘Yeter ki ciğerleri kuvvetli olmayan kızım yaşasın’ diye dua eden bir ana. Ana yüreği onunki. Bir kadın yüreğinden fazladır ana yüreği. Bir kızın, bir sevgilinin, bir erkeğin, bir babanın yüreğinden daha fazlası vardır ana yüreğinde!

Hatice Ustacık, bir ana. ‘Kızımı kurtarın’ diye ağlamıyor. ‘Kızıma şu kadar yardım yapın’ diye kapıları zorlamıyor. Dua ediyor ve kızının sadece bir tekerlekli sandalyeye ihtiyacı olduğunu söylüyor. Dili, daha fazlasını söylemesine müsaade etmiyor. Zira biliyor ki, bir ana yüreği evladının üzerine titriyorsa…  O kızın kanatlarına Allah’ın eli dokunmaktadır; hükümetler elinden tutsa o kızın, kâr etmez. Zira dedim ya, Hatice Ana, duasının ipini de, yüreğinin temiz ucunu da analığından gelen o masumiyete bağlamış. Ejderha olsan kâr etmez! İstersen sen kızını elinden al, Amerikalara götür… Bir evladın bedeni de ruhu da bir ana eliyle tamir olur. Hatice Ana, bir daha öğretiyor çağın vicdanına bu sorumluluğu, bu bilinci, masumların gücünü…

Hatice Ustacık sırtında kızı Sema Ustacık
(+)

Kızım çizgi çiziyor…

“Evladım doğduktan sonra doktorlar, '2 yıl yaşamaz, kendinizi buna alıştırın' dediler. Ancak her saniye yanında oldum, onunla nefes alıp verdim. Kızımın gülmesinden kuvvet aldım. Kızım hiç kımıldayamıyor, hissetmiyordu. Eşim çalışmadığından tedavisiyle imkânsızlıklar içinde ilgilendim. Neredeyse 10 yıldır hastanelerden çıkmıyoruz. Rehabilitasyon merkezine de kaydını yaptırdım. 10 yaşındaki kızımı 7 yıldır, haftanın 5 günü sırtımda taşıyarak rehabilitasyon merkezine götürüyorum. Şimdi kızım çizgi çiziyor ve oyun oynuyor. Ölünceye kadar yaşamımı kızıma adadım. Onun için yaşıyorum.”

Onun, sadece Star Gazete’sinde yer alan küçücük bir haberdeki kocaman sözleri bunlar.

Hatice ana, bu sözleri ne kadar berrak söylemiş. Hele ki, “şimdi kızım çizgi çiziyor, oyun oynuyor” dediği yer var ya… İşte, anaların çocuklarından görmek istedikleri budur. Yani, çocukları bir çizgi çizsinler, hayatın altını çizsinler, kitaplarda satırların altını çizsinler, hayatlarını karartanların üzerlerini çizsinler, mutluluğun resmini çizsinler… Belki o çizgiler Picasso çizgileri kadar sanatsal değer taşımayacaklar ama Hatice ana biliyor ki anaların gözünde evlatlar Picasso’dur, Pascal’dır, Konstantiniye önlerinde Fatih Sultan Mehmet’tir…

Her biri Hatice Ustacık’a benzeyen annelerinizin ellerinden öpüyorum. Erdem Beyazıt şiirlerindeki analar sarsın yüreğinizi ve Anadolu sıcağında, bozkırda kavrulmuş bir hasretle ellerinden öpmek nasip olsun; çok geç olmadan, çocukluğumuzun başkentleri bizi terk etmeden…

 

 

 

Zeki Bulduk bir resimde çocukluğunun başkentini özledi

Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2010, 08:16
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20