Cleopatra'nın Gücü: Saç Modeli mi, Savaş Stratejileri mi?

Binlerce yıl sonra bizler Cleopatra’yı nasıl biliyoruz? Nasıl oldu da bugüne kadar Cleopatra imajı canlı kalabildi? Roma İmparatorluğu karşısındaki duruşuyla mı? Gönlümüzden geçen; “çok başarılı ve etkili bir liderdi” diyebilmek. Peki diyebiliyor muyuz?

Cleopatra'nın Gücü: Saç Modeli mi, Savaş Stratejileri mi?

14 yaşında bir genç kız olduğunuzu hayal edin... Antik Mısır’dasınız ve sınırlı da olsa devlet yönetiminde söz sahibisiniz. Etrafınızda akrabalarınız taht kavgası içinde. 18 yaşınıza geliyorsunuz ve babanız ölüyor. Vasiyeti üzerine 10 yaşındaki erkek kardeşinizle tahta çıkıyorsunuz. Artık bir kraliçesiniz. Herkes önünüzde saygıyla eğiliyor. Mısır sizin...

Açlık, nehir taşkınları, ekonomik problemler gibi büyük sorunların üstesinden geliyorsunuz. Ataerkil bir toplumda erkek kardeşinizle birlikte yönetimde olmanıza rağmen, asıl güç sizde. İnsanlar sizi hükümdarları olarak görüyor. Artık siz Cleopatra’sınız. Roma sürekli ensenizde, büyük bir savaş tehdidi var. Ülkeniz yerle bir olabilir fakat yıllarca zekânız ve diplomatik stratejilerinizle Mısır kraliçesi olarak topraklarınızı korumayı başarıyorsunuz. Sonra bir gün, 30’larınızın sonunda şüpheli bir şekilde ölüyorsunuz ve ülkeniz saldırılara daha fazla dayanamayıp Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti hâline geliyor.

Mısır’ın en son firavunu

Trajik ve zamansız ölümünüzün üzerinden asırlar geçiyor, fakat siz hâlâ Cleopatra olarak kalıyorsunuz. Mısır’ın en son firavunu... Kulağa harika geliyor, değil mi? “Ne büyük güce sahipmiş ama!” diyorsunuz. Bu genç kraliçenin başarıları göz önünde bulundurulunca ününü haklı da buluyorsunuz. Fakat ortada bir sorun var: binlerce yıl sonra bizler bu kadını nasıl biliyoruz? Nasıl oldu da bugüne kadar Cleopatra imajı canlı kalabildi? Roma İmparatorluğu karşısındaki duruşuyla mı? Gönlümüzden geçen; “çok başarılı ve etkili bir liderdi” diyebilmek. Peki diyebiliyor muyuz? Hayır.

2017 yılında birisi “Cleopatra kimdir?” diye sorsa aklınıza ilk olarak savaş stratejileri mi gelir, yoksa kozmetik dünyasının hükümranlığını henüz kuramadığı o yıllarda, nasıl bitki özlerinden kendisine makyaj malzemesi yaptığı mı? 1990’larda herkes “Cleopatra saçı” yaptırmadı mı? Küt siyah saçlar hani... Büyük medya organizasyonları, filmler, diziler Cleopatra imajını hep güzelliği ile erkekleri kontrol eden kurnaz kadın olarak çizmedi mi?

Bir kadın liderin isminin tarih kitaplarında, toplumda hak ettiği gibi yer bulabilmesi, sadece cinsel bir objeye dönüşmesiyle mi mümkün oluyor? Şu ana kadar eldeki veriler bunu gösteriyor. İnternette “Cleopatra” kelimesini aratın ve önünüze çıkan görsellere dikkatle bakın, göreceğiniz şey maalesef hep aynı: şehvetle uzaklara bakan çok güzel bir kadın. Yıllar içerisinde oyuncu ve modellerin etnik kökeni değişse de tema hep aynı kalmış: “Femme Fatale”.

Tarihteki herhangi bir büyük liderin saç modelini bilmek ne kadar alakasız ve gereksiz ise Cleopatra’nınkini bilmek de öyle olmalıydı. Ama değil. Bunun yerine hakkında beyinlerimizde yer kaplayacak çok daha derinlikli özellikleri var bu kadının. Antik ve çağdaş tarihçiler ve edebiyatçılar Cleopatra’yı tasvir ederken bilhassa zekâsının üstünde durur. Evet, güzel bir kadın da denmiştir, fakat bazı tarihçiler der ki; onu gerçekten güzel kılan şey kiminle nasıl iletişim kuracağını iyi bilmesi, kıvrak zekâsı ve belagat yeteneğiydi. Batı dünyası yıllarca yazdıkları, çizdikleri ve çektikleri filmlerle Cleopatra’ya hiç de hak etmediği bir misyon yükledi. Mesela; Hollywood’un 1963 yapımı Cleopatra filmine bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Elizabeth Taylor o dramatik Cleopatra göz makyajı ile hep itaatkâr ve güzel. Bu kadar. Başka bahsedilecek bir özelliği yok. Hikâyeye kattığı başka bir şey yok. Filmde kraliçe olan bir karakterin savaş sahneleri yerine flört sahneleri ağırlıkta.

Doyumsuz ve zalim bir hükümdar

1934 yılında yapılan Bir Hükümdar’da ise bariz bir şekilde “tehlikeli kadın” imajı veriliyor. Hatta bazı film özetlerinde “erkeğe susamış” Cleopatra olarak tarif ediliyor. Yakın zamandan da örnekler bir birine benzer. Amerikalı müzisyen Katy Perry’nin sembolizm dolu Dark Horse klibi Cleopatra’yı doyumsuz ve zalim bir hükümdar olarak resmediyor. Farklı coğrafyalardan erkekler hediyelerle huzuruna çıkıyor. Renkli Cleopatra, sırf susadığı için birini öldürüp kanını kadehten içiyor. Kulağa absürt gelmiyor mu? Batı medyası tarafından defaten çizilen bu kadın imajı da bir o kadar absürt ve kabul edilemez.

Politik zekâsı çok kuvvetli olan Cleopatra, giysilerini bile stratejik seçerek giymiştir. Mısır toplumunda skandal oluşturma pahasına Yunan tarzı giysileri kendi geleneksel parçaları ile karıştırmış. İki toplumu barışçıl bir şekilde bir araya getirmek için birçok benzer adımlar atmış. Örneğin oğluna küçük Sezar anlamına gelen Caeserion ismini vermiş ve Sezar’ın öz oğlu olduğunu iddia etmiş. Çünkü büyümekte olan Roma İmparatorluğu’nun ileride Mısır’ı da topraklarına katabileceğini öngörmüştür. Aynı anda Roma ile arasını diplomatik düzeyde tutarak oğlunun ilerde Roma yönetiminde bir geleceğinin olabilmesi için fırsat oluşturmuştur.

Politik dengelerin hızla değiştiği ve erkek egemen bir toplumla genç bir kadın olarak hüküm sürmüş kadını bugün yaptığı makyajlarla ya da cinsel hayatıyla biliyor olmamız, Cleopatra’nın kendine de kadın cinsinin tamamına da hakaret gibi. Böyle yaparak yalnızca kadının güç ile olan bağını düşük ve onursuz şeylerle kurmuyoruz, aynı zamanda kızlarımıza yanlış bir imaj da sunuyoruz. Kadının son yıllarda karşılaştığı güç ile olan sorunlarına baktığımızda, olayların hep benzer şekilde vuku bulduğunu görebiliriz. 1980’lerdeki feminist yaklaşım kadının güç sahibi olabilmesini “erkek gibi” olması şartına bağlıyordu. O zamanlar çare olarak görülen buydu. Peki, neydi bu formül? Kariyer sahibi ol, evlenme ama tıpkı bazı güçlü erkeklerin yaptığı gibi “gönül eğlendir”, iş dünyasında baskın ve acımasız ol, eşittir feministsin, eşittir mutlu ve çağdaş bir kadınsın. Oh!

Erkekler yapıyorsa kadınlar da yapabilmeli

Birçok kadın bu yoldan ilerledi. Yalnız, bu akım kısa sürede ortadan yok oldu. Kadının kadın gibi kalarak da toplumda yer edebilmesi gerekliliği görüldü ve “sinirli iş kadını” imajı terk edilmeye çalışıldı. Maalesef buradan sonrası daha iyiye gideceği yerde daha da kötüye gitmeye başladı. Kadın artık güç sahibi olmanın birçok yolu olduğunun farkına vardı ve Batı’nın da desteğiyle “her yol mubah” oldu. “Erkekler yapıyorsa kadınlar da pekâlâ yapabilmeli” oldu. Kimi Cleopatra/ Marilyn Monroe örneğinden gidip cinsel bir objeye dönüşmeyi göze alarak kendine bir başarı hikâyesi yazmaya çalışıyor. Kimisi hâlâ o “sinirli iş kadını”.

Oysa herkes kendi varlığı ve nitelikleri ile yola çıksa daha iyi olmaz mı? Söz sahibi olabilmek için neden erkekleşmek ya da dişiliği yanlış anlayıp objeleştirmek gerekiyor? Zekâmız ve çabamız neden yeterli değil? Kadının sevilebilmesi “kadınsı” olmasına ve saygı duyulabilmesi de “delikanlı kız” olmasına bağlı olmamalı.

Cleopatra kendi insanlarına ve bakış açılarına o kadar hâkim bir yöneticiymiş ki, kendisinin Antik Mısır mitolojisinden İsis tanrıçasının yeniden beden bulmuş hâli olduğunu söylemiş. İnsanlara bunu inandırmış. Kraliçelerine sadece dünyevi bağlarla değil, uhrevi bağlarla da güvenip desteklesinler diye... Bu savını kuvvetlendirmek için de ülkedeki sanatçılara kendisini İsis olarak resmetmelerini, büstünü her yere yaymalarını emretmiş. Bugün böyle bir kadını bile başarıları ile anamıyorsak, kim olduğunu -aslında öyle filmlerdeki gibi “erkek avcısı” olmadığını anlatmak ve inandırmak bu kadar uzun sürüyorsa sorunumuz var demektir.

Kadını sadece lider olarak ele alamıyoruz. Adının “kadın lider” olması gerekiyor. Bu şekilde konumlandırılıp ona göre değerlendirilmesi gerekiyor. Yakıştırmalar, dedikodular ve atfedilen sıfatların kalitesi düştükçe düşüyor. Sanki bu hatayı fark edenler olarak ona saygı duymayalım, güce özenmeyelim; fark etmeyenler olarak da resmedilen kadın modelini takınıp “istenilen kadın” olalım diye yapılıyormuş gibi! Kim bilir...

Ne de olsa rivayetlere göre sekiz dili akıcı bir şekilde konuşabilen Cleopatra, Hollywood filmlerinde konuşmasa da olur.

Nursena Tüter, “Cleopatra’nın Gücü: Saç Modeli mi, Savaş Stratejileri mi?”, Bilimevi Kadın dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2018, Sayı 4.

 

Güncelleme Tarihi: 08 Haziran 2018, 15:29
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6