Çıldırmayandan Korkarım!

Sıtkı Caney, Ebuzerce yazmaya devam ediyor. Bir fotokopi kağıdından yüzümüze vuran çağın ateşi yanıyor gözlerimizde...

Çıldırmayandan Korkarım!

Çıldırmayandan Korkarım!

 

Sıtkı Caney, Ebuzerce yazmaya devam ediyor. Bir fotokopi kağıdından yüzümüze vuran çağın ateşi yanıyor gözlerimizde. "Lay-ya!" diyoruz durduk yere, nemleniyor gözlerimiz. Kentler düşüyor birer birer, ellerimizde silah, dilimizde kelam yokken okuyoruz bir şiiri: Çıldırmak Varken…

 

Çıldırmak Varken aklıselim yaşayanlara şaşıyorum şu tuhaf zamanlarda! Bu sözü, biraz da hepimizin bildiği o Çin bedduasına binaen söylemedim. “Allah seni tuhaf zamanlarda yaşatsın!” diyen Çinliler, artık her yerdeler. 1,5 milyar insan Çin Seddini aştı ve geliyor gelmekte olan! Onlara Yecüc-Mecüc diyenlerimiz oldu. Onlar, şunlar, bunlar hakkında epey söz sarf edenimiz oldu. Lakin nedamet edip suçunu-özünü “itiraf” edenimiz pek az oldu. İlla da “günah çıkarma” gibi, saysın döksün insanlar nefslerindekini demedik. Ama, nedamet bu kültürü ayakta tutan sütunlardan…

 

Bir itirafta bulunacağım için yazdım yukarıdaki satırları. “Sebebin gözü kör olsun!” diye beddua ederdi anam kadın. Benim İstanbul'a gelmeme sebep Sıtkı Caney'in Çıldırmak Varken şiiridir! Sıtkı Caney'e bedua etmiyorum. Sebebimin gözü her dem aydın olsun!

 

Lay-ya, daha ikinci baskısını yapmamış, fanzin şekilde çoğaltılıp duruyordu fotokopi makinalarında. Bizler, aşkı ve kavgayı fotokopi makinalarıyla durmadan çoğaltıyorduk; Sıtkı Caney'in İtiraf Ve Gizem'i gelene kadar tonerimiz bitmeyecekti.

 

Seksenlerde yazılan şiirler arasında nasıl olduysa kanı kanıma, sesi sesime yakın şair ağabeylerin kitaplarını ya da fotokopilerini bulmuştum bir şekilde. Yani ki benim ve benim gibi olanların da bir “kökü” vardı. Bu iyiye işaretti. Zira, bu topraklarda sürekli yapılan bir tartışmadır “köksüzlük”. Milyarı geçen Çinlilerin üzerimize akın etmesi gibi akıyorken dünya ve nimetleri, Çıldırmak Varken'in o mistik-yalnız-burgaç gibi doğrayan lehçesine sığındım.

 

Anadan babadan kalma bir inançtan öte, sorgulamalarla kendini bulan âşık-devrimci-insan bu şiirin tam ortasındaydı. Latinlerden gelen şehir gerillası, Ortadoğudan gelen Filistin askısında ruhunu gerdikçe geriyor, ortaya şeyhlerin en hasına yakışır bir post çıkıyordu. Sıtkı Caney şiirinde mükerrer oy kullanıldığını kabul ediyorum.

 

Özellikle itirafı alnına günahı gibi asmış derviş çehresi, aynası elinde dolaşan bir kalenderî daima var. Süren bir hesaplaşma var. Bu hesaplaşan dil, biliyorum ki 90 sonrası “bizim mahallenin" şairlerinde de sıkça görülmeye başladı.

 

Bu durum kötü mü? Hayır, bu “birey” olarak da Müslüman sanatçının kendini ortaya koymasıdır. Benlik kavgası yahut bencillik değil! Eserinden bağımsız, üst bir dile sığınıp, sanki hiç “günah işlememiş” bir avazla yazması ya da eser ortaya koyması, gerçeklikten epey uzak olurdu. Hatta sanatçı ikiyüzlülüğü denilen melanete sığınılmış olurdu. Ayakları yere basmayan, siyasi, sosyal, kültürel ve de medeniyet boyutunda kaygı taşımayan bir “birey sanatçıdan” bahsetmiyorum. Bilakis, bu şartları bilip kendini de "eser-haller ve birey" üçgenine oturtan sanatçıdan bahsediyorum. Sıtkı Caney, bu bağlamda okuduğum ve her okumamda damarlarımda 19 yaşında bir delikanlı hissi uyandıran ilk şairimdir.

 

Sıtkı Caney, hamaset şiiri yazamaz. Öyle sulu serpken sevişgen şiirler de yazamaz. Hatta bizim camiaya yatkın olan o “uluhi-lahuti-nazenin-i hoş be hoşti, suya sabuna dokunmayan ağdalı dille” de şiir yazamaz. Buhranlı şiir yazar, dersem cürüm işlemiş olurum. Zira, Müslüman insanda “bunalım” olmayacağını öğrendik. Ancak, inşirah isteyen aşığın, kavga isteyen devrimcinin, hakikat için yaşayan dervişin şiirini yazar Sıtkı Caney.

günahlarımı, bulup bulup yitirdiğim tanrımı
düşünüp durdum büyük istasyonda yalnızdım belki acımasızdım
yüreğim kanamadı daha seni tam anlayamadım
ama yağdı yağmurlar günlerce ben günlerce sana sızdım
bazen belki alabildiğine inanmış
belki bazen tanrısızdım

 

 

Tövbe, haşa sözleriyle karşılanacak kelimeler yazar şair. Şair, o vadiden o vadiye sürüklenir. Ancak bu boş beleş bir başkaldırı değildir. Bu adamakıllı içindeki kurtla savaştan başka bir şey değildir. Bu sebepten seviyorum Sıtkı Caney şiirini. İnandık demekle kurtulunamayacağını, hayatın her vechesinde bir başka kurtla savaşın devam ettiğini, unu eleyip, eleği yerine asmanın ancak ölümle olacağını öğrendim bu şiirden ve bu lehçeden. Günahı övmeyen, günahsız kelimelere sırtını dayamayan, günahın varlığını kabul eden bir şiirdir Sıktı Caney'in şiiri. Bu yüzden şiirinde bismillah kelimesi haklı şekilde zirvede duruyor.

 

Bir daha yazsana be abi, o istasyondaki çocuğu!

Daha son tren kalkmadı değil mi?

 

http://www.scaney.com/default.asp?pg=50

 

 

Zeki Bulduk, son trene yetişelim, istedi...

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2010, 17:50
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
m. fatih kutan
m. fatih kutan - 12 yıl Önce

coğrafyamızı işaretleyen, sancak yükselten şiir kitabı ebuzeran, yakın vakitlerde kitap hâlini alacak diye umud ediyorum. sitesinde ebuzeran'dan bölümler mevcut zaten.

tutku doğu
tutku doğu - 12 yıl Önce

"şimdi bütün zamanların yalnızlığını toplamakla meşgulüm
çıldırmışım üstelik keyfim yerinde
artık beni törenlerle karşılar ölüm
kanatır kırgın ruhlarını sevdasız kızlar
yeni sorular bulur kendine yoksullar tanrısızlar
ve hiç bir yere ait olamayan insanlarda saklı kalır gülüşüm"

diyen derviş devrimci ve bilge şair SITKI CANEY

müştehir karakaya
müştehir karakaya - 12 yıl Önce

Azizim Zeki Bulduk.. Eliniz dert, yüreğiniz kem göz görmesin...
Size, şahsınızda Sıtkı Caney'e en içten yüreğimin sesinden ses katıyorum.
Sizi tebrik etmek istiyorum ve sesinizden öpüyorum...

Tuğba CMRT
Tuğba CMRT - 12 yıl Önce

Şair ile ilk "Benim Kıyametim" şiiriyle tanışmıştım ... Zeki Bey ise SITKI CANEY'i ve şiirlerini çok güzel tasvir etmiş. Teşekkürler

banner19

banner13

banner26