banner17

Cihadımızı bizden sonraki nesillere aktarın

İslambuli’nin çağrısı; Malcolm X’in direnişinde, Seyyid Kutup’un idama tebesüm edişinde, Velid’in fikri ve zikrinde, Esma’nın göğüs kafesinin solunda saklıydı. Gönül Sığırcı yazdı..

Cihadımızı bizden sonraki nesillere aktarın

Müslüman'a düşen şerait “bir taş at”mak, “bir şiir ateşle”mek, “bir yumruk yükselt”mek, “tarihine sahip çık”mak, “hakikati söyle”mek, “bir dogmaya meydan oku”mak, “hainlerle hesaplaş”mak… Ki, hainlerle hesaplaşmak vazgeçilmesi mümkün olmayan bir meseledir Müslüman’a. Sağlam bir itikâd ile baş göz üstü eder onu. İtikâd ki, ihlastan beslenir. Gavs-ı Bilvânisi Abdülhakim Hüseyni k.s şöyle der: “İhlas, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın emir ve hükümlerini sadece onun rızası için yapmak, bütün gücünü bunun için sarf etmektir. İhlas, ilahi emirlere sebat göstermenin özüdür.” Hainlerin karşısında sırtı dik durmak, davasını yüklenmek adına elzem bir koşuldur bu.

Halid İslambuli gibi, ihlaslarını zayi etmemiş genç yiğitlerin üç kez öpüp alınlarına götürdükleri kudsi bir düsturdur bu dava. Dünyevi hiç bir menfaat beklemeksizin, Allah rızasını gözetmekte çiçek açmıştır bu dava. Bir tarafında taş, diğer tarafında Firavun soyu bulunan ve elini taşın altına koyan Müslüman mükafatlandırılmıştır muhakkak. “Şüphesiz, Allah, kendi yolunda duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayıp çarpışanları sever.” (Saf/4)

Bir mücahid... “Eğer kurşunlar bugün göğsüme saplanmazsa, yarın Kur’an’a saplanacaktır” diye haykıran bir şehid...

Mısır’ın Minye şehrinde dünyaya gelen Halid Şevki el-İslambuli, arkadaşlarıyla, burada zulme suskun bırakılmış Müslümanlar’ın dirilişine ve direnişine “Mısır İslami Cihad” örgütü ile bir nefes vermiştir adeta. İslambuli, gençlik yıllarında da Cemaat-i İslami’nin temelini atmış ve ülke içerisinde davet çalışmalarında bulunmuştur. O sıralarda, dönemin devlet başkanı Enver Sedat, İsrail başbakanı Menahim ile Arap ve İslam birliğini diri diri mezara gömen bir antlaşma imzalar. Bunu müteakip, siyonistlere uşaklık etmenin gereği olarak binlerce cemaat önderini cezaevine atıp işkencelerden geçirmiştir. İslambuli, dört arkadaşıyla beraber Sedat’ın ölüm fermanını imzalamıştır bir kere. Fermanın hayata geçirileceği gün gelip çatmıştır.

Firavun’un hâlâ nefes alması, Müslümanlar’ın nefes alamaması demektir

Ekim, kuru dallardan nasiplenmiş geçedurur 1981’den. Mısır’ın altın koltuklularının şehri Nasr’dan birkaç kilometre ötede, kol kola girmiş firavunların tören kutlamaları boğmuştur yerle gök arasını. Haddizatında yere sevdalıdır firavun soyu. Göğe kör, gökten gelen emre sağırdırlar. “Onların kalpleri var fakat anlamazlar, gözleri var fakat görmezler, kulakları vardır fakat işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A’raf/179) Amerikan general ve büyükelçilerini zırh, Hüsnü Mübarek’i sağ, Ebu Gazale’yi sol kanadı belleyen Enver Sedat, düştüğü gaflet ve zalimliğin verdiği içler acısı gurura sığınarak göğsünü kabartmış, fâni makam koltuğuna doğru yol almıştır çoktan. Tankların, askerlerin ve kamyonların güvenlik namına sardığı tören alanına, İslambuli ve arkadaşlarının dava inancı, tüm güvenlik önlemlerini aşarak tank ve gerekli silahlarla giriş yapmıştır.

Yaklaşık iki buçuk saat saflar tek tek teşkil edildikten sonra altı adet Mig uçağı gökyüzünde akrobatik hareketlerle oradakilerin hakikati görmeyen gözlerini oyalar. Bu, o esnada özel makam yerinin tam karşısında yer alacak İslambuli’nin tankı için büyük bir lütuftur. Tankın, makam yerinin tam da karşısında durması, bir evvelki tankların arızasını çağrıştırdığı sebebiyle kimsenin dikkatini çekmemiştir. Fakat bir şeyler ters gitmiştir ve gözler gökyüzündeki uçaktan çekilip kopartılmışçasına havadaki silah seslerinin kaynağını arar. Enver Sedat’ın bulunduğu özel makam, artık kurşunların yağmur menzilidir. İslambuli, kendisini ileri doğru atarak Sedat’ın olduğu bölgeye bir bomba fırlatır. Mukadderat odur ki, Ebu Gazale’nin yanına düşer, fakat patlamaz. Özel makamı hedef alan ikinci bomba Nebi Hafız’a denk gelir. Fakat bu kadarı yeterli değildir ve Firavun’un hâlâ nefes alması, Müslümanlar’ın nefes alamaması demektir. İslambuli, tanka döner ve makinalı tüfeğini kuşanır, makam bölgesini taramaya başlamıştır. Oradakilerin, hakikati görmeyen gözleri; kurşunları, bombaları gördüğünde yuvalarından çıkacak vaziyete gelmiştir. Takdir-i ilahidir ki Sedat o an ayağa doğrulur ve vücudu İslambuli’nin gözüne “ben buradayım” der. Enver Sedat, herkesin gözü önünde cehenneme yol almıştır. “Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!” (3/151) Göğsünü kabartan emperyalizm, tam da bu esnada İslambuli ve dava arkadaşlarının ayağına kapanmıştır ki, ne fayda.

Bundan sonrası Mısır’ın alışık olduğu sahnelere gebedir. Halid el-İslambuli ve arkadaşları olan Abdülhamid Abdüsselam Abul Ali, Ata Tail Hamide, Hüseyin Abbas Muhammed, Muhammed Abdusselam Ferac Atiye yargılanmak üzere mahkemeye getirilmiştir. Mısır, tarihçilerin “tiyatro” olarak andığı bu sahneyi daha önce Seyyid Kutup’ta, Salih Seriyye’de de görmüştür. Yargı sahibi firavun soyları, İslambuli ve arkadaşlarını da idam cezasına çarptırmışlardır. Mahkemenin ilk celsesinde İslambuli’ye kendini savunacak avukatın olup olmadığı sorulur (avukatın olsa bile biz firavunluğun gereğini yaparız, manasını taşır) ve İslambuli elindeki Kur’an’ı havaya kaldırarak şöyle cevap verir: “Allah, kendine iman edenlerin savunucusudur.” (Bakara/257) İslambuli mahkemede Sedat’ı Allah’ın hükümlerine karşı geldiği, İslam ümmetine ihanet ettiği için öldürdüğü ve pişmanlığın aksine, bu Firavun’un katlinin kendisine nasip olduğu için Allah’a hamd ettiğini söylemiştir.

Dünya duysun artık, Müslümanlar geliyor!”

Ekim ayının otuzunda gerçekleşen ikinci celseye İslambuli’nin annesi gelerek, bulundukları yere doğru yüksek sesle “Sabran ya mi Yasir inne mevidekum el cenne” (Sabredin ey Yasir ailesi, size cennet vaat edildi) diye bağırmış, kafesten marşların yükselmesi ve tekbirler gelmesine vesile olmuş, bir kez daha basın mensuplarının ve dünyanın gözü önünde, emperyalizmin bulduğu vücuda diz çöktürmüştür.

6 Mart 1982’de mahkeme kararı açıklanacaktır. Mahkeme salonundaki sessizliği, Kur’an’dan Yusuf suresini okuyan Dr. Ömer Abdurrahman hükümsüz kılmıştır. Karar okunmaya başlandığında İslambuli ve arkadaşları heyete sırtlarını dönerek marşlar söylemiş ve tekbirler getirmiş, heyetin bugüne dek görmediği bir protestoya şahit olmuşlardır. İdam hükmü açıklandıktan sonra kafeslerden şu sesler yükselmiştir: “Kan içici kasaplara, insanların ruhunu parçalayan zebanilere haber verin. Zalimlerin sonunun geldiği fecir yaklaşmakta!” Hüküm açıklandıktan sonra salon terk edilmiştir. İslambuli, kendisini arabaya götüren askerlerin ağladığını gördüğünde “Cihadımızı bizden sonraki nesillere aktarın” demiştir ve bir dava nefesi daha, 1982’nin Nisan’ında firavun veliahtı Hüsnü Mübarek’in emriyle idam edilmiştir. Dava nefesi ne kadar idam edilse de diriliş ve direnişin doğuşu, Halid el-İslambuli’nin son çağrısında tecelli etmiştir: “Dünya duysun artık, Müslümanlar geliyor!”

İslambuli’nin çağrısı; Malcolm X’in direnişinde, Seyyid Kutup’un idama tebesüm edişinde, Velid’in fikri ve zikrinde, Esma’nın göğüs kafesinin solunda saklıydı. Bu çağrıdaki kan soğumayacaksa soğumayacaktı lakin bu çağrı da asla susmayacaktı.

Velhâsıl "Mü'minlerden (özür sahibi olanlar dışında) oturanlarla, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenler bir değildir. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah, her ikisine de güzelliği (Cenneti) vadetmiştir. Ama mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır. Kendi katından onlara dereceler, mağfiret ve rahmet vardır. Ve Allah, Ğafûr'dur, Rahîm'dir" (Nisa 4/95,96) sadakallahulazîm.

 

Gönül Sığırcı yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Nisan 2014, 15:34
YORUM EKLE
YORUMLAR
rukiyye
rukiyye - 5 yıl Önce

Allah razı olsun...

banner8

banner19

banner20