banner17

Cihad aşkı Şahin Bey'de abideleşmişti!

Şahin Bey Antep’te İstiklal meşalesini tutuşturmuş, onbinlerce Şahinler, tutuşturulan bu meşaleyi söndürmemek için var güçleriyle vuruşmaya koşmuşlardı..

Cihad aşkı Şahin Bey'de abideleşmişti!

 

20. yüzyıl, dünya tarihi açısından müşahhas bir anlam taşıyordu. Savaşların, kıyımların, açlığın, sefaletin, sömürgecilik yarışı ile atbaşı gittiği o netameli zaman diliminde Antep sancağı, Osmanlı coğrafyasında küçük bir yerleşim birimi olarak, geçmişinde binlerce yıllık kadim bir tarihi saklıyordu. Özellikle Doğu-Batı ticareti üzerinde eksen tayin edici bir geçit olarak Antep, 1920’lerin hemen başında, yüz bin kişilik nüfusu ile ticaret merkezi olma yolunda küçük bir kıvılcım özelliği göstermekteydi. Küçük el tezgâhlarının ve aynı şekilde küçük el işletmeciliğinin yanında yer yer tarım ve hayvancılık, çevresel bir güç olarak varlığını hissettirmeye başlamıştı.Şahin Bey

Direniş kültürü, iman ve cihad aşkı Şahin Bey’de abideleşti

Müşahhas hâliyle, Antep’ın Osmanlı coğrafyasında pek mühim bir yeri vardı. Bununla birlikte, üst üste girilen savaşlar, yenilenen teknoloji ve sömürgecilik yarışında geri kalmak istemeyen sözde medenî devletler, taksim ettikleri Anadolu coğrafyası üzerinde Antep’ı önce İngilizlere, ardından Fransızlara bırakma düşüncesini fiiliyata dökme kararı aldılar. Dünya siyasetinde çağın gerisinde kalan, yaralı bir Osmanlı Devleti’nin varlığı, Batı’nın mümeyyiz vasfı olarak sömürgecilik sanatında göstermiş olduğu hüner bakımından oldukça manidar bir durum oluşturmuştur. Çünkü Osmanlı Devleti, sanılanın aksine, varlığını milletleri sömürgeleştirerek değil, tersine, adalet ve refah tesis ederek devam ettirmiştir. Fakat reel politik dediğimiz kavram, dünyanın politik açmazları karşısında, devletleri, milletleri ezici, sindirici siyaset, bu bakımdan doğrudan sömürgeler üzerinden hayatiyetini devam ettirmektedir.

Antep’in 1920’lerin hemen başında, bütün bu siyaset anlayışının uzağında, sade, ‘bir lokma bir hırka’ felsefesiyle kaim, günlük iaşesinden başka bir düşüncesi olmayan masum halkı için savaş, büsbütün yıkım anlamına gelmekteydi. Bununla birlikte, kadim bir direniş kültürünün, duru bir iman ve cihad aşkının yekvücut olup Şahin Bey’de abideleşmesi, unutulmuş bir düşünceyi yeniden ayaklandırdı; iman teslim alınamaz!..

Şahin Bey’in varlığı Antep için ne anlama gelmekteydi acaba? Savaşın hemen başlarında, Yemen’den, Galiçya’dan, Çanakkale’den dönen bu adam kimdi? Henüz ailesiyle bir gün dahi geçirmeksizin ayağının tozu ile elinde mavzer, Kilis yollarına bir şahin edasıyla mevzilenen Şahin Bey, imanın gereği olarak vatan savunmasının kutsiyetine gönülden inanmış azametli bir vatan yiğidiydi yalnızca. Memleket aşkının somut bir ifadesi, Allah indinde şehadeti arzulayan fakir ve yoksul hâliyle Şahin Bey, varlığını Antep için feda ederken, arkasında bırakacağı bir tek dünyalığı olmayan adamdı.

Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez

Kısaca savaşın seyrinden ve Şahin Bey’den bahsetmemiz gerek. Takvimler 1920 yılı Ocak ayı başlarını gösterirken, o, köyleri dolaşarak cihadın ehemmiyetini ve faziletini anlatıyor, kısa zamanda çevresine 200 fedai topluyordu. Buradan hareketle Kilis-Antep şosesi üzerinde 3 müdafaa hattı tespit ediyordu; 1. müdafaa hattı Kızılburun, 2. müdafaa hattı Kertil, 3. müdafaa Hattı da Elmalı köyü olarak belirlenmiştir. Bu arada Kilis Müdafa-i Hukuk Heyeti ile de tanışmıştır. Önemli bazı savunmalarda işbirliği yapmışlardır. Kilis-Antep yolu, Antep Harbinin kilit noktasıdır. Her ne surette olursa olsun, Fransızların bu yoldan Antep’teki işgal birliklerine yardım ulaştırmalarına engel olunmalıdır. Şahin Bey, kendisine haber gönderen Anteplilere tarihî kaynaklarda geçtiği şekliyle şu cevabı vermektedir: “Müsterih olunuz, düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez.”

Şahin Bey5 Kasım 1919’da İngilizlerden işgal hareketini devralan Fransızlar, bir türlü Antep’i işgale muvaffak olamamakta, şehir halkı, sınırlı imkânlarıyla karşı koymaktadır. Fransızlar bütün ümitlerini Kilis’ten gelecek takviye kuvvetlerine bağlamışlardır. Fakat o yolu da Şahin Bey bir avuç serdengeçtisi ile tutmuştur. Şahin Bey ve fedaileri 3 Şubat ve 18 Şubat 1920’de tam donanımlı Fransız birliklerini perişan etmişlerdir. Şahin Bey zaferin ardından düşman kumandanına gönderdiği mektupta şöyle demektedir:

“Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde şüheda kanı karışıktır... Din için, namus için, hürriyet için ölüme atılmak bize ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidiniz. Yoksa kıyarız canınıza.”

Memleketi kadar büyük yumruklarıyla dövüştü

Saldıran düşman kuvvetleri bir avuç yiğit karşısında perişan olmanın şaşkınlığına düşmüşlerdi. Bu şaşkınlık yerini öfkeye terk etmiş ve Antep’e ulaşmak düşman kuvvetleri için bir prestij meselesi hâline gelmişti. Fransız kuvvetleri 25 Mart 1920’de Komutan Andrea kumandasında yola çıkar. Bu Fransız kuvvetleri sekizbin piyade ve ikiyüz süvariden oluşmaktaydı. Ayrıca, bu Fransız birliğinde, 1 batarya top, 16 ağır makinalı tüfek, çok miktarda otomotik tüfek ve 4 tank mevcuttu. Oysa kahraman Şahin Bey ancak 100 kişi kalan fedaileriyle düşmanın karşısına dikilmişti. 25 Mart günü sabahtan akşama kadar çatışma devam etmiş ve Şahin Bey düşmana ağır kayıplar vermiştir. Savaşın seyri içinde Şahin Bey’in tavrı kayda değer ayrıntılar barındırmaktadır. O, gece gündüz uyumuyor, çatışma esnasında her tarafa yetişerek fedailerin manevi kuvvetlerini yükseltmeye çalışıyordu. Sırtındaki kaputu çıkartıp, nöbet bekleyen yiğitlerin üzerine örten Şahin Bey, her hareketiyle örnek olmaktaydı. 28 Mart sabahına kadar düşmana aman vermeyen Şahin Bey, durumun gittikçe kritik hal almasından sonra kendisine geri çekilmeyi teklif edenlere şöyle diyordu:

“Düşman buradan geçerse, ben Ayıntab’a ne yüzle dönerim? Düşman ancak benim vücudum üzerinden geçebilir.” Çatışmanın dördüncü günü öğleye doğru Şahin Bey’in yanında 18 kişi kalmıştır. Onların da şahadet şerbetini içmelerinden sonra tek başına kalan Şahin Bey, son kurşunu kalıncaya kadar düşman ateşine karşılık vermiştir. Atacak kurşunu kalmayan Şahin Bey, tüfeğini yere çarparak kırmış ve sel gibi üzerine hücum eden düşmanlara karşı yumruklarını sıkarak karşı durmuştur. Tıpkı kıymetli şairimiz Yavuz Bülent Bakiler’in o meşhur şiirinde anlattığı gibi yaşanmıştır hadiseler; “Ben Antepliyim Şahinim Ağam/ Mavzer omzuma yük,/ Ben yumruklarımla dövüşeceğim/ Yumruklarım memleket kadar büyük…

Antep, Anadolu’da emperyalizme karşı savaşın da meşalesini tutuşturmuş

Silahı olmadığı hâlde, Şahin Bey’e yaklaşamayan düşman, uzaktan ateş ederek Şahin Bey’i şehit etmiş, ardından süngü darbeleri ile aziz naaşını parçalara ayırmışlardı. 28 Mart 1920’de 43 yaşında şehadet şerbetini içen Şahin Bey’in şehadet haberi şehre gelince, acılı yüreklerden bütün Anteplilerin bildiği şu mısralar dökülmüştü: “Şahin’i sorarsan otuz yaşında,/ Süngüyle delindi köprü başında./ Çeteler toplanmış ağlar başında,/ Uyan Şahin uyan, gör neler oldu./ Sevgili Ayıntap’a Fransız doldu.

Antepliler düşmana tek bir taş vermemek için 11 ay düşmana kan kusturmuşlar ve din için, millet için, vatan için tam 6137 şehit vermişlerdir. Şahin Bey, İstiklal meşalesini tutuşturmuş, onbinlerce Şahinler, tutuşturulan bu meşaleyi söndürmemek için var güçleriyle vuruşmaya koşmuşlardır.

Savaş sonrası harabeye dönen Antep, Anadolu’da emperyalizme karşı savaşın da meşalesini tutuşturmuş, Maraş, Urfa, Adana ve civar iller Antep misalinde olduğu gibi düşman güçlere karşı müdafaada bulunmuşlardır. Yaralarını kısa zamanda saran Antep, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Gazi” ünvanı ile taltif edilmiş, kahramanlığın yeryüzünde somut bir belgesi olarak adeta destanlaşmıştır.

 

Arif Akçalı hatırlattı

Güncelleme Tarihi: 30 Mart 2012, 03:58
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20