Charles Dickens’ın gizemi

Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler’de, Dickens’ın başarısının temel sırrını “sokağın anahtarına” sahip olmasında arar. Bu tespiti ciddiye almak gerekir. Hakikaten de dönemin İngiltere sokaklarının bir anahtarı var idiyse, bu Dickens’ın elinde idi.       

Charles Dickens’ın gizemi

“Bir hayatın ne olduğunu hiç kimse Dickens kadar iyi anlatamamıştır.”

Gilles Deleuze, Immanence: A Life.

Kadife yakalı fırağı ve papyonuyla, önden seyrelmiş yanlardan uzamış saçlarıyla ve keskin bakışlarıyla soğuk görünen bir adamın tüm zamanların en gelişkin mizah duygusuna sahip kişisi olduğuna inanmak ilk bakışta çelişkili bir gerçekliktir. Gerçeğin kendisinin dış dünyada çelişkili şekilde varolduğunun bilincindeki Charles Dickens, sadece romanlarıyla değil bedeniyle de bunun ispatıdır.

Yaşadığı dönemde Dickens kadar çok sevilmiş ve günümüzde rock starların gördüğü ihtişamlı ilgiye mazhar olmuş başka bir yazar yoktur. Üstelik şanı sadece anavatanı İngiltere’yle sınırlı kalmamıştır. Sözgelimi 1842 yılında yaptığı bir Amerika gezisinde onuruna şölenler ve balolar verilecek, Beyaz Saray’da törenle ağırlanacak, kaldığı evlerin yahut otellerin önünde kalabalıklar birikecek denli popüler bir yazardan bahsediyoruz. Tüm zamanların en çok satan yazarı payesi hâlâ kendisindedir. Kitapları 200’den fazla sinema ve televizyon uyarlamasına kaynak teşkil etmiştir. Dickens’ı böylesi büyük bir yazar yapan ve Dickens ile ilgili asgari bir malumata sahip bir kişinin bile takdir edeceği üç özelliği vardır: i) muhteşem üslup zenginliği, ii) mizah duygusunun keskinliği, iii) inanılmaz çeşitlilikte karakterler yaratmaktaki mahareti.

İyi hoş da, bu üç özellik bir yazarı en fazla ‘iyi bir yazar’ yapar. Dickens’ın başarısında, yani kendisi ve çağdaşı olan okurlar arasındaki bu olağanüstü yakınlıkta, başka bir şey, daha ustalıklı bir şey yok mudur?

Dickens ve sokak edebiyatı

Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler’de, Dickens’ın başarısının temel sırrını “sokağın anahtarına” sahip olmasında arar. Bu tespiti ciddiye almak gerekir. Hakikaten de dönemin İngiltere sokaklarının bir anahtarı var idiyse, bu Dickens’ın elinde idi. Ne anlatıyordu Dickens? Sokaklarda olan bitenleri... Sokakta ne olup bitiyordu? Adaletsizlik, açlık, sefalet, yoksulluk, dayanılmaz çalışma koşulları, işçi emeğinin sömürüsü, çocuk işçiliği vesaire. Romanlarında sanayileşen bir toplumda ortaya çıkan derin ve kasvetli eşitsizlikleri, fabrikalardaki çalışma koşullarını, mahkûmları ve devlet bürokrasisinin yetersizliklerini gösteren bir yazarın önemli konulardan bahsettiğini hepimiz teslim ederiz. Ama bu konuların, önemine rağmen, yatakta uzanmış bir halde yahut bir yolculuk esnasında okunacak romanlar için pek ilgi çekici olmadığını da biliriz. Dahası, bu yüzyılda o denli olmasa bile, Dickens’ın yüzyılında roman okuma etkinliği ekseriyetle orta ve üst sınıfların bir pratiği (ve dahi sadece bu sınıfların bir imtiyazı) idi. Alt sınıfların berbat hayatları, akıl almaz yoksulluklar ve güç koşullar, kalitesiz evler, barakalar, meyhaneler, hapishaneler; hırsızlar, cüceler, arabacılar, hancılar, işçiler, gardiyanların acıklı hikâyeleri kibar burjuvanın ve ihtişamlı hayatlara sahip kesimlerin ilgisini niye çeksin ki? Sıradan hayatlar, Komik, az biraz müstehcen konular, geveze ve kaba saba kişiler, ihtiraslı alt sınıf gençleri, sakatlar, akıl hastası kadınlar, acıklı durumlar ve mutlu sonlar… Bunlar, roman okumayı seven (sadece seven, kitapla zaman geçiren, kitabı estetik ve bir eğlence objesi olarak gören) orta ve üst sınıfların zevkine niçin hitap etsin ki? Dickens’ın bütün karakterleri alt sınıflardan ve işçi-emekçi kesimlerden oluşmuyordu tabii ama kurmacasının sahnesi saraylar ve sosyetik mekânlar değil sisli, çamurlu ve makine gürültüsünün had safhada olduğu sokaklardı; saraylar ve zengin malikâneleri vardı tabii ama bunlar alt sınıf erkeklerinin sınıf atlama ihtirasların sonucu sıçramaya çalıştıkları yerlerdi, merkezde gene sefalet, keder ve endüstri devriminin vahşi mekânları vardı. Dickens’ın anlatımında ne vardı ki yazdıkları geniş eğitimli kitlelerle bu kadar kolayca buluşabildi? Kanımca iki özellik. Birincisi: gündelik hayatın ve sıradanlığın en somut ayrıntılarına kadar güçlü bir özgüvenle ve yoğun bir tasvirle ortaya konulmuş gerçeklik. İkincisi: trajik ve dramatik olanın komedi formunda sunulması, komik-parodik üsluba mündemiç öfkeyi parlatması. Bu ikisi, Dickens’ın silahlarıydı. Ve bunları elde etmek için ciddi bir yazı işçiliği ve olağanüstü bir çalışkanlık göstermişti.

Unutulmayan çocukluk yarası

İçinde bulunduğu koşullara radikal tonda eleştirel bir tavır alan usta silahşor, etkili bir strateji geliştirmek zorundaydı. Toplumsal eleştirisini öyle bir sunmalıydı ki eleştirilen kesimler bu eleştiriyi üzerlerine almalıydı. Anlatısını itici bulmak ve anlattığı şeylere gözlerini kapamak bir tarafa yazılan her bölümü heyecanla okumak için sabırsızlanmalıydı.

E. M. Forster Roman Sanatı isimli kitabında roman karakterleri ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi şöyle açıklar: Romancı yarattığı karakter hakkında her şeyi biliyorsa, o karakter gerçektir. Gerçekliğe ilişkin bu kriterin en iyi uygulaması, Dickens’ın eserleridir. Anlattığı her karakteri o kadar incelikle, somutlukla tasvir eder ki bu ustalığı ve en küçük ayrıntıları açığa çıkaran muhteşem gözlem yeteneği ile okuru afallatır. Bu denli kılı kırk yaran birinin velut bir yazar olması ayrıca çarpıcıdır: Dickens edebiyat dünyasına 989 tip, 15 tane kallavi roman, 5 kısa roman ve onlarca öykü bırakmıştır.

Dickens romanlarında anlattığı kişilerin birçoğunu kendi çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinden tanımış, anlattığı olayların bir kısmını tecrübe etmişti. Babasının iflasıyla yoksulluğu erken tanıdı. On yaşında iken okulu bırakmak ve farelerin cirit attığı bir boya fabrikasında çalışmak zorunda kaldı. O zamanlar borçlular borcu tahsil edilene dek alacaklılar tarafından aileleri ile birlikte hapsedilebilirlerdi. Babası borçlarını ödeyemediğinden Dickens hariç tüm aile efradı korkunç Mashalsea hapishanesine tıkıldı. Çocuk işçi olarak çalışan Dickens o dönemde yaşadıkları hakkında yıllar sonra şöyle yazacaktı: “Şimdi bile, el üstünde tutulan, ünlü, mutlu bir insanken, düşümde sık sık sevgili bir karım ve çocuklarım olduğunu, hatta bir insan olduğumu unutuyor, yapayalnız, yeniden hayatımın o günlerine dönüyorum.” Çocukken yaşadığı sarsıcı deneyimin acısı romanlarındaki çocuk karakterlerde karşılığını buldu. David Copperfield’da akıllı ve sıcakkanlı bir çocuğun gözünden boya fabrikasını tasvir etti. Oliver Twist, çocuk işçilerin sömürülmesine karşı bir manifesto niteliğindedir. Çocuk işçiliği konusunu Nicholas Nickleby’de de işler. Ayrıca Zor Zamanlar ve Müşterek Dostumuz romanları, yoksulluktan ötürü eğitim hakkı engellenmiş veya kötü koşullarda eğitim görmek zorunda kalmış çocukların gerçekçi tasvirini içerir. Hayatın bazı insanlara karşı adaletsizliği karşısında öfke duyan Dickens’ın romanlarında yalnızca yoksulların karşı karşıya kaldıkları zorluklar değil, evlilik, eğitim, hukuk, parlamento gibi toplumsal kurumların ironik ve radikal eleştirisi de başat konulardı.

Komedinin radikal ciddiyeti

Siniklik ve ahlâkçılıkla uzaktan yakından ilintisi olmayan bu dip-dalga eleştirel tavır George Orwel’ın da dikkatini çekmiştir: “Dickens bir burjuva olmasına rağmen, kesinlikle yıkıcı bir yazardı, bir radikaldi, hatta abartmıyorum bir asiydi. Eserlerinin çoğunu okuyan herkes bunu hissetmiştir… Oliver Twist’te, Zor Zamanlar’da, Kasvetli Ev’de, Küçük Dorrit’de İngiliz kurumlarına o zamandan beri kimselerin yaklaşamadığı bir yırtıcılıkla saldırmıştır. Ama bunu kendisinden nefret ettirmeden yapmayı başarmıştır, dahası saldırdığı insanlar onu öylesine bütünüyle kabullenmişlerdir ki kendisi bizzat ulusal bir kurum haline gelmiştir.”

Orwel, Dickens’ın kendisinden nefret ettirmeden bu eleştiriyi diri tutmayı nasıl başardığını anlatmamaktadır. Dickens’ın burada kullandığı strateji, komedidir. Romanları tabiatı itibariyle şen değildir Dickens’ın, komedi formu dikkatleri celp etme hamlesidir. Trajedi formu soylular ve entelektüeller tarafından ele geçirilmişti çünkü. Yoksulları ve yoksulluğu fantastik değil gerçekçi bir biçimde anlatacak tek yol vardı, o da komedi idi. Ve bu formun tüm inceliklerini Dickens büyük bir ciddiyetle kullandı.

Not: Yazının başlığı Charles Dickens’ın tamamlamaya ömrü vefa etmediği Edwin Drood’un Gizemi isimli romanından mülhemdir. Bu kitap, kimilerince ilk polisiye roman olarak da kabul edilmiştir. Kitabın hikâyesinden çok yarattığı etki, başlı başına, bir gizem örneğidir. Tamamlanmamış bir eser olduğundan ötürü, Dickens’ın ölümünden sonra birçok kişi tarafından ‘tamamlama’ veya ‘devam’ denemesi yapılmıştır. Bu denemelerin ilki Dickens’ın ölüm yılı olan 1870’de sonuncusu ise 2001’de gerçekleşmiş ve şimdiye kadar 150’yi aşkın deneme girişiminde bulunulmuştur. Ki bu sayı, sadece okurlar tarafından rağbet görmüş denemelerin toplamıdır. Fiktif karakter Edwin Drood’un gizemi çözülmeyecek, en azından, söz konusu gizeme dair spekülasyonlar bitmeyecek gibi duruyor. Peki, ya gerçek karakter Dickens’ın gizemi? Bu yazı, ikinci gizemin birinciye nazaran daha güçlü ve çözülmesi gereken bir gizem olduğunu savunur.

İbrahim Umut Öner, “Charles Dickens’ın Gizemi”, Makas dergisi, Haziran-Temmuz 2019, sayı 8.

Güncelleme Tarihi: 24 Temmuz 2020, 13:32
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26