Cemil Meriç'in zorlu yolu!

Arkadaşımız Görkem Evci Cemil Meriç'i tanıma sürecini bizlerle paylaşıyor..

Cemil Meriç'in zorlu yolu!

'Herkesler'den Olmamak...

“Münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi” demişti o kendine. Biz, daha birçok kelime ekleyebiliriz bu sıfatların arasına. Ama onu -kelimenin tüm anlamları ile- “edip bir mütefekkir” diye tanımlamak en doğrusu olacaktır.  Zira Cemil Meriç’i diğer mütefekkirlerimizden ayıran en önemli hususlardan biridir bu.

Kafa çalıştıran adamlar

Hayatı buhranlar, sarsılmalar, iniş-çıkışlar ve zorluklarla dolu olan Meriç, yazılarında üslûbu ile muhatabını da sarsar. Onun kitaplarını uzanarak, rahat bir biçimde okumak mümkün değildir bu yüzden. Bizi kelimeleri ile öyle derinden vurur, öylesine cezbeder ki bazı cümlelerden sonra derin bir nefes alır, uzun düşüncelere dalar, satırların altını defalarca çizeriz. O, bir münevverin asıl yapması gerekeni de bu üslûbu ile hatırlatır bize. “Sizi rahatsız etmeye geldim” diyen Ali Şeriati gibi önce insanı, sonra toplumu  ‘rahatsız etmeyi’; bulunduğu yerden bir an için zıplatmayı; toplumda, İsmet Özel’in “karışık kafa çalışmayan kafadan iyidir” sözünde bahsettiği türden bir kafa karışıklığına sebep olmayı vazife olarak görmüştür. 

“Cemil Meriç” ismini küçük denebilecek bir yaşta, kendi kendine çalıp duran bir radyodan tanıdım. Radyoda anlatılanlardan etkilenmiş, içten içe saygı duymaya başlamıştım. Onu gerçekten tanımaya başladığım zamanlar bu olaydan birkaç yıl sonraya tekabül eder. Meriç’in okunması gereken biri olduğuna karar vermemdeki etken ise Şeriati’deki etkenin aynısıdır. Ali Şeriati’yi bazı Sünnî Müslümanlar  “Şiî”  olmakla “suçlayıp” reddederken, Şiîler de onu kabullenmiyordu. Cemil Meriç’i de fikir yolculuğunun farklı evrelerinde uğradığı durakların müdavimleri bir türlü benimsememişti. O, Ali Bulaç’ın naklettiği bir cümlede olduğu gibi yıllarca “Evlat, bu ülkede sağcı-solcu; ilerici-gerici yoktur. Namuslular ve namussuzlar vardır. Siz namusluların safında olunuz. Görecekseniz çok kalabalık olacaksınız”  demesine rağmen ‘sağcılar’ tarafından ‘solcu’, ‘solcular’ tarafından ‘sağcı’ olarak nitelendiriliyordu. İşte o zaman anlıyordum ki hiç kimseye yaranamayan insanlar “herkeslerden” değildir. Zaten peşinden gidilecek, farklı fikirler üretecek birinin de  “herkeslerden” olması tuhaf olurdu doğrusu.

İzmsizlikizm

Şayet Cemil Meriç bir ideolojinin adamı olup, “deli gömleği” diye nitelendirdiği ‘izm’lerden birine sarılmış olsaydı onu sahiplenen “yığınlar” görmek zor olmayacaktı. Onun en büyük ‘suçu’ hiçbir fikre tamamen eklemlenmemiş olmasıdır. Bir diğer‘suçu’ ise “bir ülkenin vicdanı olmayı" bu ülkede istemiş olmasıdır.

Dergâh Dergisi’nin 247. sayısında Nihat Dağlı imzası ile yayınlanan “Şahsî Bir Cemil Meriç Okuması” başlıklı yazı ise Cemil Meriç’e bakan penceremi biraz daha genişletti. Cemil Meriç gibi bir  “yalnız” yahut “öteki” olmasından yola çıkarak belli noktalarda Cemil Meriç ile aynı kaderi paylaştığını düşündüğüm bir yazardan Cemil Meriç’i anlatan bir yazı okumak elbette çok daha anlamlıydı.

Fransızlar da bir işe yarar

Bu yazıyı okurken Cemil Meriç’e dair yaptığım tefekkürün ilk basamağı bana bireyin görüşlerinin oluşmasında çevrenin etkisinin zannettiğimden daha büyük olduğunu gösterdi. Bu etki, beklenildiği üzere kişinin içinde bulunduğu toplumun değerlerini ve fikirlerini benimseme şeklinde değil, bunlara karşı gelme şeklinde meydana geliyor. Bir başka deyişle, bireyde muhalefet duygusu fıtrîdir. Düşünen birey her zaman bir fikrin tüm değerlerini kayıtsız şartsız benimseyenlere; yanlışları ile doğrularını ayırmadan kulaktan dolma bilgilerle hareket edenlere karşı, yaygın fikri reddetmese de eleştirel bazı sözler söylediğinde “aforoz” edilir, başkalaştırılır, dışlanır ve muhalif olarak algılanır.

Fransız yönetimi altındaki Hatay’da doğup, eğitimini burada alan Cemil Meriç’in ilk düşüncelerinin milliyetçi bir çizgide olmasına şaşırmamak gerek bu yüzden. Nihat Dağlı’nın deyimi ile “kendisine iyilik, milletine kötülük eden Fransızlara” karşı Cemil Meriç’in böyle bir tepki göstermesi tabiidir. Burada aslında Fransızların milletimiz için istemeden de olsa bir hayra vesile olduğunu söyleyebiliriz. Fransızcayı bu kadar iyi öğrenip, Doğu’yu olduğu kadar Batı’yı da anlaması ve Fransızcaya hâkimiyeti sebebi ile Fransız yazarları kendi dillerinden okuması, onları Türkçeye çevirmesi yazının başında bahsettiğimiz Cemil Meriç’in o fark yaratan üslubunun üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.

Her satırı çizilesi kitaplar

Birçok akademisyenin sıradan cümlelerle anlatabileceği tespitleri, fikirleri, hakikatleri öylesine çarpıcı, Nihat Dağlı’nın dediği gibi “yakıcı, yıkıcı” ve aynı zamanda “yapıcı” bir üslupla anlatır ki üslubun bu etkileyiciliği, içeriğin gücünü de artırır. Bu yüzden her satırı çizilesi kitaplar çıkar ortaya. Sanki bir şiir gibi dilimize dolanan cümleler…

Cemil Meriç’i bir köprüye benzetmek çok yerinde olacaktır. Her ne kadar hiçbir kitle onu tamamı ile sahiplenmese de her gruptan onun fikirlerine saygı duyan, yazılarından alıntı yapan, Cemil Meriç’i “üstad” kabul edenler vardır. Milliyetçiler, sosyalistler, İslâmî hassasiyetleri olanlar, Marksistler… Hepsi Cemil Meriç’te buluşabiliyor. Sağ-sol çatışmasının en şiddetli dönemlerinde insanları sağduyuya çağıran, yığınların önünde adeta Necip Fazıl’ın dizelerinde dediği gibi “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!” haykırışıyla o gürültünün, kaosun, silah seslerinin arasında sesini duyurmaya çalışan da ondan başkası değildi. 

600 yılı cerrahi bir ameliyatla alınan millet

Zıt kutupların arasında bir köprü olan Meriç, aynı zamanda bu ülkenin mazisi ile istikbali arasından da bir köprü kurdu. “İslamiyet’i bilmiyorlardı, tarihlerinden utandırılmışlardı.” dediği genç neslin, yine kendi tabiri ile “dünyanın en büyük medeniyetini kurmuş bir ülkenin” geçmişinden bu denli koparılmasını "Ağaç köküyle yaşar, insan da öyle. Bizse maziden koptuk, istikbale bağlanamadık. Türkiye bütün kütüphaneleri yakılan, bütün mazisi imha edilen, 600 yılı cerrahi bir ameliyatla içtimaî uzviyetinden koparılıp atılan bedbaht bir ülke. Oysa milletin ana vasfı devamlılık... Türk milleti... Hangi millet? Bu millet 10 senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı..." diyerek açıklanabilecek en fasih ve en derin haliyle hafızalarımıza adeta işlemiştir. Onu okuyan bir zihnin geçmişinden, medeniyetinden, velhasıl kendisinden bihaber olması, bu bilinçten yoksun olması mümkün müdür?

Açlıktan kıvranmaya razı olan adam

Meriç’ten öğrenebileceklerimiz yalnız onun fikirleri yahut yazdıkları ile sınırlı değildir. Onun zorluklar karşısında yılmadan doğru bildiğini söylemeye devam etmesi fikirlerini beğenmeyenlerin de dikkatle üzerinde durması gereken bir noktadır. Hele onun kendini tanımlarken kullandığı “temsil ettiği beşerî değerleri lekelememek için açlıktan kıvranmaya razı olan adam” tabiri “dava adamlarının” başucunda asılı olması gereken bir levha gibidir. Meriç, bu sözü o zamanki beşerî değerleri için söyleyebilmişken çok daha ulvî değerler için neler yapılabileceği kıyası zihinlerimizin genişliğince cevap bulabilecek derinliktedir.

Nihat Dağlı’nın bahsi geçen yazıda belirttiği gibi Cemil Meriç’in eserlerinde bazen birbiri ile çelişiyormuş gibi görülen fikirleri aslında bir kusur değil, onun artı değeridir. Böylelikle onun farklı zamanlardaki fikir evrimlerini gözlemleyebilir ve onu açık bir zihinle okuyup, fikirler arasında mukayese yapma imkânına kavuşuruz. Meriç sistematik değildir. Düşüncelerini bir bütünlük ve tutarlılık içinde vermez. Bu, onu kalıplara hapsolmaktan kurtardığı gibi kitaplarının bir empoze aracı olarak görülmesini de engeller.

Kitap okuyucunun malıdır, babanızın malı değil!

Cemil Meriç’e dair bir üzüntümü de bu vesile ile belirtmek isterim.  Meriç’in kitaplarının yeni baskılarında kitapları yayına hazırlayan oğlu Mahmut Ali Meriç’in tavrı birçok Cemil Meriç okuyucusu gibi beni de rahatsız etmekte… Kelimelere ve yazılışlara yapılan yanlış müdahaleler bir yana, yazıların dizimini değiştirmek, bazı kitaplardaki yazıları başka kitaplara almak gibi eylemler son derece lüzumsuz ve yanlıştır. Müellifin, Mahmut Ali Meriç’in babası olması, ona kitapları “babasının malı” gibi kullanma hakkını vermez. Kitapların gerçek sahibi okuyucularıdır.

Cemil Meriç son dönemde çokça okunmaya başlayan biri haline geldi. Bu çok sevindirici bir hadise… Bu ‘çok okuma’nın, beraberinde anlamayı getirip getirmediğini bilemiyoruz. Ama bu nicelikçe çokluğun nitelikte orantısal olmasa da bir artış sağlayacağı muhakkaktır.  Cemil Meriç’in "Her büyük adam, kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır. Zira o yarınki veya dünkü veya ötelerdeki bir cemiyetin çocuğu, kendi cemiyetinin değil... " sözünde bahsettiği “yarınki cemiyet” olup Meriç’i bu cemiyetin öz evladı telakki etmek, onun için değil bizim için bir şeref olacaktır.

Görkem Evci hatırlatmak istedi

GYY'nin notu: Cemil Meriç yeniden açılması gereken bir bahistir. Önemlidir. 80'li yıllar Cemil Meriç'e sarılma yıllarıdır. İdeolojisinden kaçan milliyetçiler, ideolojisinden kaçan solcular, nurculuğu dar bir kisve olarak gören Nurcular Cemil Meriç'e sarılıyordu. İdeoloji mikroptu çünkü! İslamcı denilen Müslümanlar ise Cemil Meriç'i zaten okuyanlar idi. Cemil Meriç arayışını sürdürdü ömrünün sonuna dek. Takdire şayan bir arayış serüveni idi onunkisi.

Devamını okumak için tıklayın..

Güncelleme Tarihi: 11 Haziran 2020, 23:57
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Barbaros Yılmaz
Barbaros Yılmaz - 10 yıl Önce

Dücane Ağabey'in Meriç'i irdelediği monografilerin okunmasının çok büyük faydası olduğu kanaatindeyim.Üçlemeden özellikle Mabed İşçisi,Cemil Meriç'in Mütefekkir yönünü neşterliyor ve bazen gına getirecek kadar üstüne basa basa aktarılan pasajlardan Meriç'in ömrünün sonuna kadar sıkı bir marksist olduğunu,Osmanlı dönemi ve İslam hakkında çok da sağlıklı bilgilere sahip olmadığını,İslamcıların Meriç okurken safça tutumlar sergilememesi gerektiğine dair önemli bazı hatırlatmalarda bulunuyor.

Barbaros Yılmaz
Barbaros Yılmaz - 10 yıl Önce

teşhislerin övgülere aldanan İslamcıların zihin kodlarına yanlı-ş kalıplar işlemesi ihtimaline karşı uyaran Cündioğlu'nun Meriç'in mütefekkir yönüne ve derinlikli azmine yaptığı övgü de eklenmeli tabi.Meriç'in Fransızcası da Hataydaki Fransız merkezli eğitiminin ürünü değil okuma ve Victor Hugo aşkının ürünüymüş.Üçlemenin Mabet Bekçisi ve Mabet Savaşçısı adındaki diğer bölümler de Meriç'in Çevirmen ve eleştirmen yönlerini inceliyor.Ve Meriç'in hayatını capcanlı seyrediyorsunuz....

Barbaros Yılmaz
Barbaros Yılmaz - 10 yıl Önce

Ama Zihninizdeki birçok tabu alt üst oluyor.Tüm Cemil Meriç şartlanmalarından ve bazı aşırı yüceltmelerden kurtuluyor ve efsanevi bir kişiliği hayatın içinde ve daha ziyade eksikleriyle temaşa edebiliyorsunuz.Dücane Ağabeye selam edip hayır dua edip Cemil Meriç okumalarına baştan başlayıveriyorsunuz...Cemil meriç'in sevilme takdir edilme güdüsünün biraz da Populist tavırlara dönüşmüşlüğü size apaçık gösterilince biraz da gıcıklanmıyor değilsiniz.Nasip ne zamansa artık,Tekrar okuycam Meriç'i.

Barbaros Yılmaz
Barbaros Yılmaz - 10 yıl Önce

Ama Zihninizdeki birçok tabu alt üst oluyor.Tüm Cemil Meriç şartlanmalarından ve bazı aşırı yüceltmelerden kurtuluyor ve efsanevi bir kişiliği hayatın içinde ve daha ziyade eksikleriyle temaşa edebiliyorsunuz.Dücane Ağabeye selam edip hayır dua edip Cemil Meriç okumalarına baştan başlayıveriyorsunuz...Cemil meriç'in sevilme takdir edilme güdüsünün biraz da Populist tavırlara dönüşmüşlüğü size apaçık gösterilince biraz da gıcıklanmıyor değilsiniz.Nasip ne zamansa artık,Tekrar okuycam Meriç'i.

Rüştü Özdemir
Rüştü Özdemir - 10 yıl Önce

Dertlerini, duygularını yazıp içine koyarak denize attığı şişeyi kumsalda bulduk. Şükür. Susuzluğumuzu gideririz. O Olemp'te ararken Himalayalar'da bulmuştu abıhayatı. Bize kumsallar düştü. Bir daha şükür.

banner19

banner13

banner26