Cem Sultan Kimdir? Nasıl Bir Kültür Ortamında Yetişmiştir?

Türk tarihinin, hakkında en çok konuşulan isimlerinden biridir belki de Cem Sultan. Fatih’in oğlu olmanın verdiği her türlü nimeti de her türlü mihneti de yaşayan bir evlattır o. Peki Cem Sultan nasıl bir ortamda yetişmiştir? Çevresinde nasıl bir kültür ve edebiyat ortamı oluşturmuştur? Taht kavgaları ile anılan bir ömrün gerisinde nasıl bir hüzün vardır? Ahmet Serin yazdı.

Cem Sultan Kimdir? Nasıl Bir Kültür Ortamında Yetişmiştir?

Bizi durmadan oyalayan gündelik hayatın telaşı içinde güzel şeylerin farkına varamıyor, bize doyumsuz tatlar verecek lezzetleri göremiyoruz ister istemez. Bu tatlar, kişisine göre değişiyor gerçi. Kültür, sanat, edebiyat sevdalısı için bu tat, yeni bir bilgi, yeni ve farklı bir etkinlik anlamına geliyor.

Büyük şehirler bu bakımdan şanslı, onlarda her zaman dişe dokunur bir etkinliğe rastlamak mümkün.

Büyük şehirler kadar olmasa bile, diğer iller de şanslı sayılır bu anlamda. İyi kötü, az ya da çok etkinlikler düzenleniyor artık birçok şehrimizde.

Aslında bu etkinlikler için gereken şeyler belli: Bu etkinliklere imkân sağlayacak kurum ya da kuruluşlarla bu etkinlikleri sırtında taşıyacak birkaç sevdalı...

Şükür ki Bursa’da var bunlardan. Bu etkinliklerden bazılarının hakkının verilirken bazılarının da, bazı insanların heva vü heveslerini tatmin edip kişisel bütçelerini denkleştirmeye yaradığını duyup üzülsek de bu bizi güzellikleri görmekten uzaklaştırmıyor elbette.

Cem Sultan ve Dönemi sempozyumu

Bursa bu anlamda bereketli bir şehir. Arayanın aradığına bir şekilde ulaşabileceği mümbit bir yer. Üniversitesiyle, akademisyeniyle, dededen toruna bir hazine gibi aktarılan bilgileri taşıyan kültür adamlarıyla, okullarda çalışan kültür sevdalısı öğretmenleriyle ve elbette kültür edebiyat yolunda yürümeye niyetlenmiş heveskârlarıyla arayanın aradığını bulabileceği bir şehir.

Şunu da eklemenin ne zararı var ki: Bursa, Osmanlıyı kuran şehir. Bu kurucu dokuya sahip olmak, onun duruşunu da, birikimini de; ona bakışı da bir farklı kılıyor.

Söz ettiğimiz bu etkinliklerden biri de, daha yakın zamanda, 16-18 Mart 2018 tarihinde düzenlenen Cem Sultan ve Dönemi Sempozyumu’ydu. Osmanlının talihsiz şehzadelerinden Cem Sultan’ın hayatı yanında özellikle edebi yönü ile kültür edebiyata katkılarının masaya yatırıldığı bu sempozyumda sunulan tebliğler, hemen kitaplaştırılıp ücretsiz dağıtıldı ilgilisine.

Tarihte en çok konuşulan isimlerden biri o

Türk tarihinin, hakkında en çok konuşulan isimlerinden biridir belki de Cem Sultan. Bir yönüyle o, milletçe sevilen ama hiçbir zaman da bitmeyen taht kavgalarında ölüp giden, dolayısıyla iktidara talip olduğu için söndürülen hayatların bir sembolü.

Cem Sultan, Fatih gibi bir ismin üçüncü oğlu. Fatih’in oğlu olmanın verdiği her türlü nimeti de her türlü mihneti de yaşayan bir evlattır o.

Yetenekli ve hassas bir şehzadenin yetişmesi

23 Aralık 1459’da Edirne’de başlayan bir hayat onunki. Kayıtlara göre, dokuz yaşına geldiğinde Arapça ve Farsça ile birlikte okuyup yazacak seviyede İtalyanca ve Rumca öğrenir. Kabul etmeli ki bu yaşa göre çok ileridedir bunlar. Buradan yola çıkarak onun çok yetenekli ve zeki biri olduğunu söylemek mümkün.

On yaşında başladığı Kastamonu sancakbeyliği görevini, on dört yaşından sonra Karaman sancakbeyi olarak sürdürür. Karaman yerine Konya’da ikamet eder.

Cem Sultan’ın yedi yıllık Konya hayatı, onun kimliğini bulduğu bir hayattır. Burada Cem Sultan kültür ve edebiyat hayatının merkezinde yer alır. Çevresinde, daha sonra “Cem Şairleri” olarak isimlendirilen birçok şair yer alır. Cem Sultan burada Cemşid ü Hurşid mesnevisini tercüme eder; bunun yanında bölgeyi mamur edecek birçok girişime imza atar ve halk tarafından çok sevilir. Adaletle hükmetmesi, onun çok sevilmesini sağlayan diğer önemli etkenlerdendir.

Fatih’in ölümüyle başlayan kavgalar

3 Mayıs 1481 yılında vefat eden Fatih’ten sonra kaçınılmaz bir şekilde taht kavgaları başlar. Bu kavgada herkes, tahta geçmek için kendince haklı sebeplere sahiptir.

“Cem Sultan ve Dönemi” sempozyumuna “Cem Sultan’ın Hayatı” başlıklı bir tebliğle katılan Doç. Dr. Yusuf Yıldırım’ın ifadesine göre Molla Gürani, Gedik Ahmet Paşa, Karamani Mehmet Paşa gibi devlet adamları ve âlimler de tahtın Cem Sultan’ın hakkı olduğunu söylemişlerdir.

Taht kavgalarının görünmeyen yüzü

Ama taht demek güç demektir ve taht kavgalarının arkasında görünen görünmeyen birçok bürokrat, birçok farklı niyet sahibi insan vardır. Bir yönüyle taht kavgası, varislerden çok o bürokratlar arasında geçmektedir ve Cem Sultan’ın kardeşi, tahtın diğer varisi Bayezid’in çevresindeki bürokratlar daha deneyimlidirler ve doğru zamanlarda doğru hamleler yaparak üstünlüğü ele geçirirler. II. Bayezid ve Cem Sultan ordularının ilk karşılaşmasını Cem Sultan kazanır ve Cem’in hepi topu on sekiz gün sürecek saltanatı başlar.

Tekrar toparlanıp saldırıya geçen II. Bayezid’in ordusu, Cem Sultan’ın ordusunu ağır bir bozguna uğratır ve bundan sonra Cem Sultan’ın hazin yılları başlar.

Önce Karaman’a, sonra Adana’ya, oradan da Halep’e geçen Cem Sultan ve yanındaki herkes çileli bir yolculuk yapmış, hasta olmuştur. Cem Sultan’ın buradan Mısır’a, oradan da Hicaz’a gidip hac farizasını yerine getirdiğini kaydeder tarihçiler.

Tahta geçmek için bir hamle daha

Bu arada yeniden ordu toparlayıp Konya üzerinden saldırıya geçen Cem Sultan, kesin bir yenilgiye uğratılır ve daha sonra Rodos’a geçer. Batılılar için o bir kozdur artık. Cem Sultan için hem gurbet hem de kâfirin elinde esaret başlamıştır.

Cem Sultan’ın esaretinin Batı için anlamı nedir?

Cem Sultan, Batı dünyası için Osmanlıdan kurtulmak adına bir büyük fırsattır. Doç. Dr. Yusuf Yıldırım bunu “Cem Sultan’ın esir düşmesi Avrupa’da siyasi bir hareketliliğe sebep oldu. Macar kralı, şehzadenin Macaristan’a verilmesi halinde bütün Avrupa devletlerinin birleşerek Osmanlı’ya karşı topyekûn sefere çıkma hazırlıklarına öncülük edeceğini söylüyordu.” (Cem Sultan ve Dönemi, s. 71) cümleleriyle kayda geçirir.

Akıllı biri olan Cem Sultan, Batılıların kendisini hangi amaçla kullanacaklarını anlamıştır ve bunun ifadesi olarak da ağabeyine mektup yazarak kendisini küffarın elinden kurtarmasını istemiştir. II. Bayezid, Cem Sultan konusunda ihtiyatlı bir tavır benimseyerek Batılıları uyarır ve onun iadesini ister. Öte yandan, Cem Sultan’ın ülke içindeki etkisini gidermek için de ona yakın gördüğü devlet adamlarını öldürtür. Bu endişe II. Bayezid’i, Cem Sultan’ın oğlu Oğuz Han’ı öldürtmeye kadar götürür.

Oğlunun ölümü, Cem Sultan’ı derinden sarsar ve bu sarsıntıyı edebiyat tarihinin en güçlü mersiyelerinden biri kabul edilen bir mersiyeyle ifade eder.

Otuz beş yıla sığan bir ömür ve beş eser

Yaşadığı tüm bu olaylara ve tüm bu üzüntülere rağmen Osmanlının ve İslam’ın vakarını her zaman koruyan Cem Sultan, İtalya’nın Capua kentinde 1495 yılında, otuz beş yaşında Rahmet-i Rahman’a iltica eder. Geriye edebiyat dünyasına bıraktığı 1) Türkçe Divanı, 2) Farsça Divanı, 3) Oğuzname, 4) Cemşid ü Hurşid Tercümesi, 5) Fâl- Reyhan-ı Cem Sultan adlı eserleri ile koskoca bir hüzün kalır.

Hangi Cem Sultan?

Cem Sultan’ın biraz da magazinleştirilen trajik hayatı hakkında, tarihe ilgisi olup biraz okuyan hemen herkes az da olsa fikir sahibidir. Ama Cem Sultan sadece bu anlatılanlardan ibaret olmayıp daha farklı ilgi alanları da bulunan biridir. Ve hatta onun bu farklı tarafları, trajik hale getirilerek anlatılan yalan yanlış şeylerden belki de daha önemlidir.

Osmanlı şehzadelerinin nitelikleri

Adına sempozyum düzenlenen Cem Sultan, kendi şahsında Osmanlı şehzadelerinin aldıkları eğitimleri, onların milletlerine dair öngörülerini ve sosyolojiyi nasıl gözlemlediklerini de anlatır bize bir bakıma.

Taht kavgasına tutuştuğu (tutuşmak zorunda kaldığı) için ömrü gurbette ve sürgünlerde geçen Osmanlının bu talihsiz şehzadesi, hem Arapça hem de Farsça divan sahibi olacak kadar güçlü bir şairdir mesela.

Bir kültür insanıdır Cem Sultan

Fatih gibi güçlü bir padişahın oğlu olan Cem Sultan, divan sahibi bir şairdir ama o sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda bir kültür insanıdır. Prof. Dr. Mustafa Kara’nın tebliğinde ayrıntısı verildiği üzere, bu genç şehzade toplumun sosyal dinamiklerini kavramış, sezgisi güçlü bir kültür adamıdır.

Bunu, daha çocuk denecek yaştayken Balkanlara yaptığı bir seyahatte halkın menkıbe kültürüne ilgisini gözlemlemesiyle ve bunun sonucunda da Sarı Saltuk menkıbesinin derlenmesini sağlamasıyla anlayabiliyoruz.

Balkanları ihya eden erenler

Günümüzde Balkanlar denildiğinde hâlâ Osmanlı akla geliyorsa bunun sebebi Osmanlının Balkanlara çaldığı mayadır. Günümüzde hayatını-menkıbelerini Saltukname adlı kitaptan takip ettiğimiz Sarı Saltuk da, işte bu mayayı çalanlardan. Gerçi Balkanlarda bu mayayı çalan erenlerimiz sayılamayacak kadar çoktur, dense yeridir gerçekten. Sarı Saltuk’un bizi ilgilendiren tarafı, onun Balkanları dokuyan ruhu oluşturanlardan olmasının, gencecik bir şehzade olan Cem Sultan tarafından keşfedilmesidir. Mustafa Kara, “Konya’ya gitmeden önce bir gün dostu Ebulhayr Rumî ile birlikte (Okuyucuya not: Daha on beşli yaşlarını sürerken yani. AS) Edirne’den Balkanlara doğru bir seyahat yapmış ve Babadağı bölgesinde halk ile yaptığı sohbetlerde bir şeyin farkına varmış: Halk arasında anlatılagelen zengin bir menkıbe kültürü. Sarı Saltuk’un merkezinde bulunduğu bu kültürün önemini fark eden genç şehzade, hemen gereğini yapmış ve yanındaki dostuna görevini vermiş: Bu menkıbeleri toplayasın!” cümleleriyle tatlı tatlı anlatır bu olayı. (Cem Sultan ve Dönemi, s.17)

Sosyolojiyi okuyan Cem Sultan

Kabul etmek gerekir ki daha o yaşta böyle bir sosyolojik olayı fark etmek, bu olayın kayda geçmesini istemek hiç de kolay bir şey değildir. Bunu yapabilmek ciddi bir eğitim, derinlikli bir gözlem ve analiz yeteneği gerektirir en azından. Cem Sultan’ın bu yaptığına bakarak Osmanlıyı yöneten kişilerin çaplarının büyüklüğü hakkında yeniden ve bir kez daha fikir sahibi oluruz.

Cem Şairleri ne demektir?

Sempozyuma “Şiir ve İktidar” başlıklı uzun sayılabilecek ve gerçekten de önemli tebliğiyle katılan D. Mehmet Doğan’ın, Cem Sultan’ın edebi yönüne ve edebiyatseverliğine dair tespitleri de hem ilginç hem de bir medeniyetin edebiyatçılar olmadan kurulamayacağını-sürdürülemeyeceğini göstermesi bakımından anlamlıdır.

D. Mehmet Doğan’ın, “Cem Sultan kültür ve sanat hayatımız açısından da önemli bir şahsiyet. Hem şair, hem şair hamîsi. Daha Konya’da, Karaman sancağı beyi iken etrafına şairleri toplamıştı. Sadi-i Cem, Lâlî, Sehayî, Kandî ve Şahidî gibi şairler “Cem Şairleri” olarak anılır.” (age, s.32) cümleleri, Cem Sultan’ın nasıl bir edebiyat ikliminde yürüdüğünü ve edebiyatçılara ne gözle baktığını anlatan cümlelerdendir.

Ölüm, ayrılığa yeğmiş

Ahmet Emre Polat da sempozyum kitabında yer verilen tebliğinde, “Her şey uzun yüzyıllara yayılmış gözükse de tarihi vakıaların ömürlerine bakıldığında Sultan Cem’in hayatı, oldukça kısa, kavi ve üzücü bir hayattır.” (age. s.57) cümlesiyle ifade eder Cem Sultan’ın hayatını. Bir hayat, başkaları için bir cümleye sığar yani.

Cem Sultan’ın hayatına benzer başka hayatlar vardır elbette. Ama kaç kişi onun gibi “Herkes ez rûz-ı ecel tersed men ez rûz-ı firâk/ Kâşkî her gez nebûdî der cihân nam-ı firâk” diyerek ayrılığı ölümden kötü görebilir ki?

Bir akademisyen olarak orijinal ve güzel çalışmalara imza atan, akademisyenliğinin tam olarak gölgeleyemediği bir edebiyatçı kimliğine şahit olduğum Prof. Dr. Bilal Kemikli ve Bilal Kemikli’ye bu çalışmada eşlik eden Olcay Kocatürk editörlüğünde hazırlanan “Cem Sultan ve Dönemi” sempozyumunda sunulan tebliğleri hazırlayanlar, dil, edebiyat ve iktidar ilişkisini incelemiş genellikle. Ama bunu incelerken de insana dair hikâyeleri gözden kaçırmamışlar.

Yeni Türkiye yeniden kurulurken bunda Bursa’nın payının büyük olacağının işaretleri bu kitapta yeterince var.

Bu vesileyle Cem Sultan’a rahmet…

 

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2018, 14:59
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6