Cellatlar akıttıkları kanda boğulacak!

İskilipli Atıf Hoca'nın şehadeti, idam sehpasında erdemin idam edilmesi idi. Şehid tarihin kalbidir!

Cellatlar akıttıkları kanda boğulacak!

4 Şubat İskilipli Atıf Hoca’nın şehadetinin yıl dönümü. Üzerinden tam 86 yıl geçtiği halde unutulmayan bir acının, yeni Türkiye’ye uyananların cellatlar elinde kıstırılmış seslerine yeni bir halkanın eklendiği gün. Öyle ki, cellatların akıttığı kanda hiç de boğulmadığı o karanlık yıllarda, Anadolu'nun bağrı yanık şehirlerinde binlerle ifade edilen idam cezası veren İstiklal Mahkemeleri, hâlâ tartışılmayan bir gerçek olarak, bizim gerçeğimiz olarak karşımızda duruyor. Hukuktan yoksun ve asker kökenli milletvekillerinden oluşan İstiklâl Mahkemeleri, ‘hiçbir kanuna bağlı kalmadan tamamen kendi vicdani kanaatleri ile’ vermiş olduğu kararlarla âdeta katliam mangası olarak görev yaptılar.

Son günlerde okuduğum, merhum Ahmet Nedim Çeker tarafından kaleme alınan, Ankara İstiklâl Mahkemesi Zabıtları 1926 isimli kitapta yazılan ve dönemin cellâtları tarafından yapılan hayatî önemi haiz itiraflar, meselenin hiç de öyle sanıldığı gibi hak, hukuk olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle bir bölüm var ki, bugünün Türkiye’sinde sadece hukuk okumuşları değil, etliden sütlüden bîhaber olanları dahi ürkütecek cinsten. Olay şu: O dönem Ankara İstiklal Mahkemesi Hakimi olan Kılıç Ali’nin, İskilipli Atıf Hoca’nın mahkeme kararından kısa bir süre önce çevresinde bulunan gazetecilere hocanın suçsuz olduğunu söylediği, buna rağmen İskilipli Atıf Hoca ve Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi’nin haksız hukuksuz bir şekilde devrin cellâtları elinde can verdiği herkesin malûmu. Mahkeme’nin çeşitli bahaneler ileri sürerek, yüzerce masumu ise çeşitli hapis ve kürek cezasına çarptırdığını artık bilmeyen yok.

Aslında bir tiyatro çadırı adalet!

Merhum İskilipli Atıf Hoca’nın, Şapka Kanunu’ndan iki yıl önce yazdığı Frenk Mukallitliği ve Şapka isimli kitabı için kurulan tiyatro çadırında, merhumun, bizatihi ifade ettiği şekliyle, kitabı kanundan önce yazdığını ve kanun sonrası ise kitabı toplattığını tanıkların şahitliğiyle anlatması da fayda etmez. Daha da ötesi,  mahkeme heyetinin inanılmaz yargısı ise bu kitabın Anadolu’da çıkan isyanlara ön ayak olması gösterilir.

Benzeri trajedilerin çokça yaşandığı bindokuzyüzyirmilerin ilk yıllarında, müslüman halk  üzerinde yoğunlaşan baskılar, meşhur ‘üç Aliler’ elinde ölüm kusan ağzıyla sözde devrimleri kültürel bir olgu olarak halk nezdinde sindirmeye uğraştı. Meseleyi hukuk boyutuyla yıllardır tartışan tarihçilerin ve hukukçuların birleştikleri ortak kanaat ise dönemin şartlarından müteşekkil bir devlet kurmanın sancıları arasında bu gibi hadiselerin kaçınılmazlığına sığınılarak yapılan sade suya tirit kabilinden savunmalar.

Benim adım Maşallah!
Bunun yanında, yeni Cumhuriyet’in bu katliamcı tutumu karşısında, inandığı değerlerden taviz vermeden yaşamayı ölüme tercih edenlerin tutumları da dikkate değer ayrı bir bölüm oluşturmaktadır. Örneğin, o meşum yıllarda, Maraş’ta, bir Cuma namazı sonrası şapkayı protesto eden ve daha sonra tutuklanan arasında bulunan biri vardır ki, dönemin aynası olarak yazmak elzemdir.  Meşhur Kılıç Ali tarafından son kez şapka giyip giymeyeceği sorulan ve ağzından hiç ‘maşallah’ düşmeyen Ali Efendi, bu soru karşısında önce şehadet getirir, sonra şu ünlü cevabı yapıştırır: “Benim adım Maşallah! Şapka giymem inşallah!”

Binlerce masum müslümanı darağaçlarında sallandıran İstiklâl Mahkemeleri, yeni Türkiye içinde doğan birkaç nesli sadece siyaseten değil, psikolojik bakımdan da korkunç bir baskı altında tutan uygulamalarıyla ümmetin zihninde derin acılar, silinmez izler bırakarak yerini darbeler dönemine bırakır. Şimdi lanetle anılan meşhur üç Aliler yanında, milletin yüreğinde ve zihninde taht kuran İskilipli Atıf Hoca ve binlercesi hayır dualarla yâd edilmektedir.  


Arif Akçalı haber verdi

Yayın Tarihi: 03 Şubat 2012 Cuma 19:47 Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2012, 21:21
banner25
YORUM EKLE

banner26