Celaleddin Ökten yol açan bir şahsiyetti

M. Orhan Okay, 'Silik Fotoğraflar & Portreler' kitabında Celaleddin Ökten için 'Osmanlı ve Cumhuriyet arasında bir Hoca' diyordu. Muaz Ergü yazdı..

Celaleddin Ökten yol açan bir şahsiyetti

Mahmut Celâleddin Ökten ya da en bilinen adıyla Celâl HocaM. Orhan Okay, “Silik Fotoğraflar & Portreler” kitabında onun için “Osmanlı ve Cumhuriyet arasında bir Hoca” diyordu. Evet, bir geçiş döneminin, herc-ü mercin, yeninin eskiye tercih edildiği hatta eski medeniyet ve kültür diye hiçbir şeyin tanınmadığı bir zamanın, dönemin bütün zorluklarını, dertlerini, sıkıntılarını yaşayan biri. Kenara, köşeye çekilmek yerine zor yüklerin altına giren…

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bu kültürel ve tarihi kırılmada iki duruş öne çıkmıştı. Ya her şeyden çekilmek, küsüp gitmek, unutulmak ya da mevcut statükonun yanında yer almak, yapılan her türlü değişime, inkılâba destek vermek. Bunlar bir nebze kolay duruşlardı. Kaçmak ya da teslim olmak… Celâl Hoca bunların dışında üçüncü bir seçeneği değerlendirdi. Zor olanı… Ne mevcut olan yapıdan kaçtı ne de bu yapıya biat etti. Elinden geldiğince, dilinin döndüğünce yapılanların en güzelini ve millet için en faydalı olanını yapmaya gayret etti. O, Osmanlı medrese geleneğinden gelen Celâleddin Efendi ve modern eğitim kurumlarında tedrisat yapan Muallim Celâleddin’di.

İlk imam-hatip okulunu İstanbul’da açtı

Öncü bir şahsiyet… Bütün öncüler gibi o da tüm gayretiyle bir iz, bir yol açma peşindeydi. Genç Cumhuriyetin ve bürokrasinin geleneği, Osmanlı’yı, kadim eğitim kurumlarını dışlayıcı, yok sayıcı bulanık, sisli anlayışında milletimiz için bir netliğin, bir çıkışın peşinde. Milletin değerlerine yabancı, laikliği dinsizlik diye dayatan, fikir ve vicdan hürriyetini sadece kelimelerden ibaret hale getiren anlayışın o dönemde iktidar olan CHP ve muhalefet partisi Demokrat Parti arasındaki çekişmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan demokratikleşme yarışı ile nispeten yumuşadığı, CHP’nin kerhen razı olduğu özgürlük ortamında din için, diyanet için, milletin doğru şeyler öğrenmesi için her türlü imkânı sonuna kadar değerlendirdi. O zamanlar açılan on aylık imam-hatip kurslarında önce meslek dersleri hocası olarak görev aldı. Daha sonra bu kursun müdürü… Hoca burada Arapça kursu da düzenledi. Birçok insanın Arapçayı öğrenmesine vesile oldu.

Celâleddin Hoca bu kursun eksikliğinin farkındaydı. Müstakil bir imam-hatip okulu için kafa yoruyordu. Çalışmaları ideal bir imam-hatip okulu programı üzerineydi. Nitekim DP’nin iktidara gelmesiyle imam-hatip okullarının açılması kararı verildi. O zamanlar, imam-hatip kurslarının devam etmesini isteyenlerin yanında imam-hatip okullarının iki yıl eğitim öğretim yapmasını savunanlar da vardı. Hocanın planladığı gibi yedi yıllık imam-hatip okulları eğitim-öğretime başladı. İlk imam-hatip okulunu da İstanbul’da Celâl Hoca açtı. Tabii ki birçok sıkıntının, yokluğun üstesinden gelerek. Ve böylelikle tarihe geçen bir şahsiyet oldu.

İki dönemde de vakar sahibi bir şahsiyet

Celâleddin Ökten hem klasik hem de modern ilimlerde çok derin, geniş bir müktesebata sahip. Çok küçük yaşlarda hafızlığını tamamlıyor. Arapçaya ve Arap edebiyatına dehşet bir vukufiyeti var. Fıkıh, usul-ü fıkıh ve kelam gibi İslami ilimler alanında derya. Fransızcası çok iyi. Batı felsefesi ve psikolojisi üzerine çok geniş birikimi haiz. Hatta ders verdiği okulda Arapça dersleri kaldırıldığında Türkçe derslerine giriyor. Edebiyat, psikoloji, yurttaşlık dersleri… Hoca hem Osmanlıca hem Latince yazıyor. Yani her durumda üzerine bir sorumluluk düşeceğinin farkında ve bu sorumluluktan kaçmıyor. Bu yönü bir zaaf, güçsüzlük gibi görülebilir ama asla öyle değil. Çok vakarlı bir duruşu var. Dik… Celâl Hoca hiçbir zaman sakalını kesmemiş. En baskıcı, otoriter dönemlerde bile.

M. Orhan Okay, onunla ilgili çok yerinde bir tespitte bulunuyor: “Kader ona seksen yıllık ömrünün, âdeta bıçakla bölünmüş gibi yarısını Osmanlı, yarısını Cumhuriyet insanı olarak yaşamasına imkân vermişti. Celâl Hoca günlük hayatında da resmi görevlerinde de her iki dönemi hakkıyla yaşadı. Mollalığında ve Darülfünun talebeliğinde; Arapça muallimliğinde ve psikoloji öğretmenliğinde; Diyanet ve Maarif arasında, kısaca skolastik ve modern arasında yalpalamadan, o vakur şahsiyetini her zaman muhafaza etti.”

1882 yılında Trabzon’da doğan, 21 Kasım 1961’de İstanbul’da rahmet-i Rahman'a kavuşan Celâl Hoca büyük değerlerimizden. Güzel insanlardan… Zor dönemlerin adamlarından. Sorumluluktan kaçmayanlardan. İçine kapanmayanlardan...

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Mart 2019, 11:39
YORUM EKLE

banner19

banner13