banner17

Çakmakçı organik şiiri savundu!

Hakan Arslanbenzer, 'Göçebe dergisini zikretmek gerekir şiirin nabzını ararken' dedi.

Çakmakçı organik şiiri savundu!

Şiirin nabzı nerde atar” konusunu, şiir akımlarıyla biraz açmaya çalışmıştık daha önce. ‘Yeni Hece’ hareketinden okuyucunun ağzına bir parmak bal çalabilmiştik. Bugün 1990'ların diğer bir ciddi şiir hareketini yazmaya gayret edeceğiz. Osman Çakmakçı ve arkadaşlarının “Göçebe” hareketini. Hemen şunu söyleyelim ki, Göçebe hareketi, ‘Yeni Hece’ hareketi gibi kendiliğinden doğup belli bir kesime hızla yayılmış, binlerce şiir yazdırmış bir hareket değil. Öyle bir yaygınlığı yok. Fakat ‘Yeni Hece’nin sahip olmadığı başka bazı hasletleri var. Bir kere bu hareketin “Göçebe” isminde bir dergisi vardı. 1995'te çıkan dergi belli bir misyonu, bir adağı gerçekleştirmek için yola çıkmıştı. Agresif tarafı önde geliyordu yani. Edebiyatın, hele şiirin bir uysallık meselesi olmadığını, herkesin herkese benzemek zorunda olmadığını şiir ortamının unuttuğu bir günde bir anda ortaya çıktı Göçebe. Hem de şiirin aşırı medenilikten baygınlık geçirdiği bir günde, bir anda.

Ahmet Güntan -Osman Çakmakçı - Melek Arslanbenzer -Hakan Arslanbenzer
(+)

Göçebe sadece 7 sayı çıkabildi. Yazarlarının çoğu hareketi sürdürmek yerine ortam içinde bireysel kalmayı tercih etti. ‘90 Kuşağı’ oluşturma görevini dergi yerine getiremedi. 80'lerin şiirini tasfiye işini başaramadı. Zaten bu iş 7 sayıyla ve dağılan bir ekiple olmaz. Fakat Göçebe'nin bu eksiklerini unutturacak özellikleri vardı. Bunların başında teori-pratik bütünlüğü geliyor. Uzun süredir ilk defa bir grup şair, yeni bir şiir hareketi başlatıyor ve bunu da teorik temellere yaslıyordu. Üstelik de bu tür çabaların hor görüldüğü bir zamanda.

Eşik yıl: 1995

1995 yılı bugünün şiirini, aynı zamanda 80'lerin şiirini anlamak için bir eşik niteliğindedir. 1970'lerin ortalarında başlayan, tam bir tarih vermek gerekirse 1976 gibi başlayan imgeci-duygucu-biçimci şiir 1990'ların hemen başında adeta iktidara geçmiş durumdaydı. Şiir tamamen patetik duygularla ve ağdalı, kapalı imgelerle yazılıyor; duyuların yakalayabileceği herhangi bir şeyin ifade edilmesi yasaklanmış bulunuyordu. Anlaşılır olmak, gerçekçi olmak, şiirde düşünceye yer vermek, ahlakî bir öneride bulunmak ayıp bir şey gibi görülüyordu. Ayıp değilse bile kabalık olarak... Şiir, mutlu bir azınlığın kendi kendine yazıp söylediği, anlaşılmaz, ancak ince ruh sahiplerinin duyabileceği kısık bir ses, bir belirsiz mırıltı gibiydi.

Osman Çakmakçı -Göçebe DergisiGöçebe, işte öncelikle buna isyan demektir. Alayına isyan hem de. 80'lerin medeni şiiri “kentli olmak” diye bir ideale saplanmıştı. Göçebe, adından başlamak üzere buna karşı bir saldırı, bir saygısızlık, bir inkardı. Bunun bedelini en çok hareketi başlatan ve yürüten, hiçbir zaman da teslim olmayan, bana göre tek tabanca Osman Çakmakçı ödemiştir. Osman Çakmakçı, modern medeniyetin tıkandığını, insanın bu durumda öldüğünü, canlanabilmesi için özündeki barbarlığı açığa çıkarması gerektiğini, kendini kazıyarak özünü ortaya koyması gerektiğini düşünüyordu. Göçebe, şehirliliğe yani burjuvaziye, her şeyi sıraya ve düzene sokan sisteme karşı bir şiir hareketiydi. Ve bundan dolayı da yalnızca bir şiir hareketi değildi. Medeniyete karşı barbarlık, şehre karşı doğa, yerleşik düzene karşı göçebelik... Başlıca önerileri bunlardı derginin, hareketin.

Varlık’ın şiirini yazıyordu Göçebeler

İşin ilginç tarafı, benzeri hareketlerin aksine, Göçebe, teorisiyle pratiğini, özüyle sözünü birleştirmeyi başarmış bir yayındır; sadece 7 sayı çıkmasına rağmen. Taşın, ağacın; ama meyve veren ağacın ya da bina yapmaya yarayan kesme taşların değil, saf ve yararsız halleriyle taşın, ağacın, genel olarak doğanın, kumun, külün, çölün; giderek Varlık'ın şiirini yazıyordu Göçebeler. Bunlar arasında unutulup gitmiş küçük deneyler olduğu gibi, Osman Çakmakçı,Birhan Keskin İrfan Yıldız ve Birhan Keskin'in şiirlerinde olduğu gibi ustalığa varmış güçlü ve sürekli örnekler de yok değildir.

Göçebe, gerektiği gibi sosyalleşemedi, bu yüzden de 80'lerin imgeli, ağdalı, duygucu şiirini tasfiye etmeyi hemen başaramadı; ama bir işaret fişeği yaktı, bir kilometre taşı dikti ve sonra gelen hareketlerin gürültüyle yaptıklarını kendi hafif sesiyle, uzaktan gelen değişim hissiyle başlatmış oldu. Göçebe, 1995'te çıktığında kapladığı yer itibariyle ortamı sarsacak güçte değildi, küçük bir dergiden bunu beklemek caiz değildir zaten. Ama sonraki gelişmelerin habercisi oldu.

Kültürel şiir, organik şiir

80'lerin şiiri kültürel bir şiirdir. Şiirle şiiri yazan arasında birebir tutarlık olmasını kimse beklemez. Şair reklam ajansında çalıştığı, yani ticaret hayatının ta göbeğinde yaşadığı halde şiirlerinde akşam alacasının hüznünden, ayrılığın yakıcı tadından, vs. söz eder. Ne halkın günlük yaşayışı, ne vahşi doğa, ne şairin gerçek durumu 80'ler şairini ilgilendirmez. Şiir, şiirde doğup yine şiire dökülen cılız bir dere gibidir o yıllarda. Sesi çıkmaz, gürleyip akmaz, yatağını değiştirmez, taşmaz. Şairler şiir yazmak için şiir okurlar ve dünyada ne olup bittiği şiire bakılarak görülemez. Zamandan ve mekândan münezzeh “şiirsel” bir dönemdir 80'ler.

Göçebe bu kültürel şiire ilk taşı atan harekettir. Osman Çakmakçı, Göçebe'de olsun, öncesinde ve sonrasında olsun, organik şiiri savundu. “Organik şiir nedir, kültürel şiir nicedir” diyen olursa kültür mantarıyla organik kır mantarı arasındaki farkı düşünsün, hemen bazı şeyleri anlayacaktır. Kültürel şiir, süslü bir hayal perdesi gibidir. Organik şiirse tüm süslerden, araya giren perdelerden, yani tüm yansıtıcılardan şiiri arındırma endişesi demektir.

Osman ÇakmakçıŞiirin bile göçebesi

Tabii, “Göçebe gerçekçi şiir akımıdır” gibi bir şey çıkmasın bundan. Taşın veya bedenin, ağacın ya da benliğin şiirini yazarken Göçebe şairi gerçekçilik, somutçuluk yolundan gitmez. Bunlar için birkaç sene sonrasını, Neo-Epik hareketin gelişmesini beklemek gerekir. Göçebe bir tür madde değil ama mana gerçekçiliği yapar. Mevcut insan ve dünyanın kavramsal fotoğrafını çeker. Yani gerçek duygu ve düşüncelerimizi sadeleştirerek, kendi tekniklerinin eleğinden geçirerek, varoluşçu potada eriterek sunar.

Göçebe için yapabileceğimiz en sıkı eleştiriye de bu neden olur. Kültürel şiire karşı çıkan, organiği savunan bir hareketin neden bu kadar kavramsal olduğunu sorduğumuzda; “şiir varlığın tözüyle özdeştir” gibi su götürür bir anlayış çıkıyor karşımıza. Göçebe şairi varlık, benlik ve doğa arasında mükemmel bir uyum arıyor; bütün ilave, dışsal özellik ve süslerinden koparılmış bir “öz dünya tasarımı” gibi bir şey. Hiçbir özelliği olmayan, aşınmış, yassılaşmış bir taş yahut da toplumsallıktan uzak insan bedeni, yani göz oyukları, kemikli parmaklar vesaire. Ve bütün bunları dolaşan, birleştiren sonsuz boşunalık ve acı. Varoluşçuluğu arabesk bir tını taşır Göçebe’nin. Belki bize en çok dokunan tarafıdır. Fakat “organik” yerine neredeyse “inorganik” bir taraf da var bunda. Şahsi fikrim; Göçebe’nin bize dokunan tarafının yerliliğini, yaşadığımız toprağa mahsus oluşunu göremediği yönünde. Osman Çakmakçı birçoğumuzdan daha çok bu toprağın evladı. Acısıyla, sevinciyle, kırılmışlığıyla en çok da. Bunu, adı konmuş hiçbir kültürel veriye yaslamadan ifade etme çabası büyük bir fedakârlık da taşır. Öz benliğinin, doğadan, varlıktan doğan yanını sese kavuşturmak için hayatı, gerçek dünyayı, yani ait ve hazır olduğumuz âlemi inkar etmiş bir şair ve bir şiir hareketi. Şiirin bile göçebesi...

ps. Bu arada Osman Çakmakçı'nın toplu şiirlerinin Bir Hiçlik Anatomisi adıyla birkaç ay içinde, Mehmet Aycı'nın Muhtasar Türkiye Tarihi ve Melek Arslanbenzer'in Metro'da Cuma Namazı adlı şiir kitaplarıyla birlikte Fayrap Kitap yayını olarak çıkacağını da haber vermiş olalım. Buna benzer bir şeyler. Şimdilik bu kadar yeter.

 

Hakan Arslanbenzer haber verdi

Güncelleme Tarihi: 04 Ağustos 2010, 21:18
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
M.S
M.S - 7 yıl Önce

çıkacak olan şiir kitabı için çok sevindik. üstelik "toplu şiirler".. bu çok iyi.. tek tük şiir kitabı basan yayınevlerini saymazsak, düzenli bir şiir serisini sürdüren yayınevleri pek az. profil ve ebabil bunlardan ikisi. (yasak meyve-mühür kitaplığı da var) bu yayınevlerine birde fayrap kitap'ı ekliyoruz artık. Hakan Arslanbenzere, şiir'e verdiği bu desteğinden ötürü, şiir severler adına teşekkür ediyorum..

naci kahveci
naci kahveci - 7 yıl Önce

normalde birhan keskinle osman çakmakçı 80 kuşağı şairleri değil mi? kendi kuşakları içinde bir karşı duruş sergilemişler. anlattıklarınıza bakılırsa. eyvallah.

banner8

banner19

banner20