banner17

Burçlarla ilgili bir roman yazıyor!

Hayrettin Orhanoğlu ile ne zaman karşılaşsanız, hemen bir yolculuğa çıkarır sizi; bir masalın içinde kaybolursunuz bu yolculuk esnasında..

Burçlarla ilgili bir roman yazıyor!

Burçlarla ilgili roman yazıyorum 

Hayrettin Orhanoğlu ile ne zaman karşılaşsanız, hemen bir yolculuğa çıkarır sizi; ya bir masalın içinde kaybolursunuz bu yolculuk esnasında ya da her hangi bir sahil kasabanın arnavut kaldırımlı sokaklarında, şiirler okursunuz saatlerce… Hiç fark etmez; mevsim yazmış, güzmüş, baharmış… Önemli olan, gittiğiniz yoldur o ân, çıktığınız yolculuktur, yudumladığınız çaydır, dostluktur…  

Biz bu söyleşiyi yaparken işte böyle bir yolculuğa çıktık; yürüdük, yürüdük, yürüdük… Bütün yollar bizimdi artık, bütün masallarda biz vardık… 

Merhaba Hayrettin Orhanoğlu. Geçen ay, Öğretim Görevlisi olarak çalıştığın üniversitede Doktora tezini vererek Dr. oldun. Hayırlı olsun. Mutluluğunu ve sevincini biz de paylaşıyoruz.  Söyleşimize bu süreçten bahsederek başlayalım mı, ne dersin? 

Ertelenmişliğin hasadı 

Teşekkür ederim. Bir geç  kalışın yahut ertelenmişliğin hasadıydı diyelim, bu tez meselesi. Doktora çalışmam, Türk şiirinde gerçeklik algılarıyla imgenin sanatta kullanımı üzerine idi. Bu konu üzerinde durulmamış olması ve dahası imge aracılığıyla şairin/sanatçının düş dünyasına daha kolay ulaşabilecek olmamız hasebiyle niçin değinilmediğini anlamış değildim. Sanatçının bilincindeki kimi kodları çözebilmemiz için imgelerin ortaya çıkarılması önemli bir süreç. Bu yüzden kimi zaman felsefenin kimi zaman da psikanalizin sınırlarında dolaşarak Edip Cansever örneğinde bir çalışma yaptım. Ancak çalışmamın etrafında daha önceki yıllarda şiirleriyle Türk şiirinde etkili olan kimi şairlere de değinmek istedim. Ahmet Haşim,  Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi ve benim için ilginç bir isim olan Arif Dino bunlardan birkaçıydı. Dolayısıyla Cumhuriyet sonrası Türk şiirinin bir imge haritasının çıkarılmasının gerekliliği beni bu çalışmaya götürdü.  Amacım bu çalışmanın sınırlarını genişleterek bugüne kadar gelebilmek ve poetik yaklaşımlarla imgesel duruşları itibariyle şairlerin hangi noktada durduklarını tespit edebilmek… 

Anlıyorum…  Şimdi şu, kamuoyunda çok yerleşik bir kanı  olan (ki, eleştirileceğimi   bilerek!) ‘akademisyenlerin somurtuk oluşları’ meselesini sormak istiyorum izin verirsen. Böyle midir gerçekten? Akademisyenler somurtuk kişiler midir? Mesela, çocuklarına tebessüm ederler mi? 

Hayrettin Orhanoğlu Çocukluktur insanların içini ısıtan 

Şiirin ve sanatın dışında bir insan-oluşa ait bu soruya açıkçası nasıl bir cevap vermem gerektiğini bilemiyorum. Ancak ben yine sorunu şiirden yola çıkarak ifade edersem çocukluktur insanların içini ısıtan. Onların ağlayışıdır yüreklerimizi dağlayan. Hatta “Ağlayan Çocuk” resmini görmediğimiz duvar yok gibidir. Sevdiklerimizin değil de çocuğun ağlayışıdır bizi kendine çeken. Bir çocuk gördüğümüz zamanki gülümseyişimiz bize bir başka eda, bir başka kararlılık katar. Katar diyorum çünkü çocuktur kendine göre kararlar alan. Her an bir başkası olduğundan kararlarının da kendi dünyasında bir yansıması olur. Öyle olmalı derim ben. Çocuk olmalı. Yüzünü asmamalı. Kararları, hep kendini yoran ve bir o kadar da başkalarını yoran kişi olmamalı.  

Senin Akdenizli olduğunu biliyoruz. Ama yıllardır Karadeniz taraflarında dolaşıyorsun; Trabzon’u mesken eyledin. Bir tezat yok mu burada? Benim bildiğim Akdenizliler müthiş ‘sıcakkanlıdırlar’, Karadenizliler ise aksine ‘hırçındırlar’. Biraz da bundan konuşalım mı? Mesela, Uzun Sokak’tan başlayabilirsin anlatmaya: Trabzon, Uzun Sokak, hırçınlık, bir türlü sonu gelmeyen yağmurlar, yaylalar, Karadeniz’in insanı/ şâiri tahrik eden salınışı… Ne dersin? 

Babamın dediği gibi 

Evet, ancak babamın memuriyeti dolayısıyla çok gezdim ve çok kısa bir zaman Akdenizli kalabildim. O yüzden olsa gerek Karadeniz’e Trabzon’a geldim. Karadeniz’e bakan odamda öyküler, şiirler yazdım. Güneş ufukta kaybolunca ben de onunla birlikte karanlıkta kaldım o doğunca ben de aydınlandım. İnsanlarını tanıdım. Her şehirde olduğu gibi sıcak ve aksine sert mizaçlı insanlar var burada da. Ancak babamın da dediği gibi sen nasılsan karşındaki insan da öyledir. Öyle demişti babam memuriyetimin başlangıcında. Onun sözlerine uydum. İnsanları gibi bir şehirdeyseniz sokaklarından birine daldığınızda birdenbire karşılaştığınız şaşırtıcılıklara alışıveriyorsunuz. Bende bu şehir, bir başka tesir bıraktı. Birçok şehirde yaşadım. Kimi şehirlerden –insan yahut hayat da öyledir aslında- geçersiniz. Sessiz bir gece karanlığında… Ama kimi şehirler vardır. Onlar sizin yüreğinizi yara yara geçer. Galiba bu şehir de öyle benim için. Bir çok şey yaşadım… 

Şu sıralar neler okuyorsun? Hangi kitap seni senden alıp götürdü  uzaklara, çok uzaklara?  

Bir şeyler eksik kalırdı 

Şu sıralar, kendimle baş başa kalmamak, kendimle konuşmamak için köşe bucak kaçıyorum desem yeridir. Bu yüzden soruna yalnızlığı yücelten ve onu gündeme taşıyan bir cevap yerine asık suratlı değilse bile yorucu makalelerle uğraşıyorum, diye belirteyim. Arada bu makalelere dair önemli kitaplara göz atıyorum. Gaston Bachelard’ın, René Guenon ve gerçekliğin tasavvurları üzerine kimi kitaplar. Hangisi dersen daha önce de belirttim kararlarım sık sık değiştiği için belli bir kitap adı veremiyorum. Ama Thomas Bernhard’ın geçtiğimiz ay Avusturya hükümeti tarafından büyük hizmet ödülüyle onurlandırılan dostum Ahmet Sarı tarafından çevrilen tiyatrolarına ve nihayet bizim düşünce dünyamıza katkıda bulunan Fatma Aliye Hanım ve Rıza Tevfik gibi Tanzimat dönemi şuurunu oluşturan şahsiyetlerin Batı düşüncesi karşısında duruşlarını görebileceğimiz metinlere gidiyorum sık sık.

Ali Utku ve Erdoğan Erbay’ın hem çevrimyazı hem de günümüz diliyle aktardıkları bu metinler aslında okunmalı. Benim için bu metinler, bir devrin anlaşılması için anahtar görevini görüyor. Yalnızca Tanzimat aydınının değil aynı zamanda günümüz sanatçısının da zihnini karşılaştırabileceğiniz bu kitaplarda insan zihninin savunma biçimlerini örnekleriyle görmeniz mümkün. Ama bir kitabı anmadan geçemeyeceğim. Ali Ural’ın özellikle önerdiği bir roman beni gerçekten etkiledi. Şule  Yayınevi’nden çıkan Adem’in Kanadı. Bu romanı söylemeseydim bir şeyler eksik kalırdı.  

Ne güzel! Keşke ben de kaptırabilsem kendimi böyle, senin gibi upuzun yolculuklara çıkabilsem!  

Uçan halıma biniyorum 

Evet, bir yolculuk. İnsanı  anlama yolculuğu diyorum ben buna. Şu anda seninle konuşurken de yaptığım gibi –çünkü her konuşma insanı anlama yolculuğudur- hoş ve zevkli bir yolculuktur iyi bir kitap. Senin masal dünyasına gerçekliklerden kimi zaman kaçmak için çıktığın şiirlerindeki sancısız yolculuklardan biraz farklı ama olsun. Belki de masalsı yolculuklara çıkabilmek için kitaplarda bir yolculuk yapmak gerek sanırım. Bazen bir gece vakti tüm bunlardan yoruluyor, senin ve diğer dostlarımın güzel şiirlerini okurken çıktığım yolculuğa kaptırmak istiyorum. Kalkıyor ve kütüphanemden alır almaz uçan halıma biniyorum. Hiçbir kargaşanın olmadığı saatler olmalı bunlar. Çünkü değerli olana ayrı bir zaman verilmeli. 

Sevgili Orhanoğlu, eserlerinin hemen hepsinde mistik öğeler çok fazla. Şiirinde de var bu, romanında da var, hikâyelerinde de… Bir de masal var tabii ki! Masalın büyülü vadilerinde tadına doyum olmaz yolculuklara çıkartıyorsun okuyucuyu. Amacın nedir? Neyin peşindesin Allah aşkına? 

Mistik bir tavır demeyelim buna da bize ait olan bir zamana, az önce de belirttiğim gibi hem gerçeğin hem de bir rüyanın penceresinden bakmak diyelim.. 

Biz Hayrettin Orhanoğlu’nu bir akademisyen mi, şâir mi, hikâyeci mi yoksa roman yazarı olarak mı bileceğiz? Yani Hayrettin Orhanoğlu hangi türe daha fazla yakın hissediyor kendisini? 

Dedim ya ben de odamın dışarıya açılan kapılarının önünden hızla geçtiğim için olsa gerek, şimdilik kadim dostuyla söyleşi yapan biri diyelim. Her konuşmasında olduğu gibi haz alan bir dinleyici aynı zamanda. 

Her şey için teşekkürler. İstanbul’a bir mesajın var mı, yapmamızı  istediğin bir şey?... 

Dostlarımı özledim. Onların sohbetlerini… Ben teşekkür ederim.

 

Adem Turan sordu

Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2010, 19:21
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ilknur usta
ilknur usta - 9 yıl Önce

hocam sohbetiniz çok güzel içtenlikle her şeyi anlatmışsınız yazınızı okudum bu arada burçlarla ilgili romanınız ne zaman çıkıcak her şey gönlünüzce olsun saygılar ve sevgilerimle

CENGİZ VALİYEV
CENGİZ VALİYEV - 8 yıl Önce

Nasılsınız hocam beni tanıdınız bilmiyorum bensizin öğrenciniz olmuştum bi ara Trabzonda Fati Eğitim Fakultesin de sınıf öğretmenliğini okuyordum açıkcası sizi burda görünce sevindim hocam size çok teşekkür ederim benim Türkcemin düzetmeme olmuştunuz tafsiyelerde bulunmuşdunuz çok çok teekkür ederim hocam keş sizin yanınızda olsaydı şimdi Türkceyi iyi bir şekilede konuşur olacaktım

banner8

banner19

banner20