Bünyamin K, Şiirde Özgün Bir Portredir

Ruhunda asılı kalan manayı resimle aralamaya çalışan Bünyamin K için varlık ancak bir sancı getirir insana. Sancılı bir şair olarak, unuttuğu ne varsa not eder hayatın kıyısına. Reşit Güngör Kalkan yazdı.

Bünyamin K, Şiirde Özgün Bir Portredir

“Şairin tedirginliği” diyor Pavese, “ilhamın kesilmesi korkusunu yenmesi ile başlar.” O tedirginliği İnsan Saati zamanlarında, daha çok Batı Park’ta, ne bileyim fırçaların hayata bir güvercin tazeliğinin her bir kanat çırpışında, dahası meleklerin o ürkek dokunuşunda görmüştüm. Bekleyendi daima. Lakin ne güvercin tazeliği ne de meleklerin ürkek dokunuşu beklediği hayatı sundu ona. Bünyamin K, mesafesi nefesinde sırlı, bakışında hülyalar, rüyası letafet kokulu hep bekleyen bir adam olarak yaşadı. Bu şahitliği henüz ilk kitabı Yanımdaki yanıma sokulduğunda, doksan dokuzun sonbaharında, Maraş’ta esnaf türküleri eşliğinde duyumsadım. Orhan Gencebay girmişti aramıza, aşk virdimiz çay kokan odalarda hitama ermişti. Yani yirmi sekiz şubat taş gibi oturmuştu ülkeye.

Dağ Hazırlığı, hülyalıydı zira, çekilmemiş bir ağın ağır tortusu vardı içinde. Bunu biliyordum. Bunu biliyor ve Bursa’da dokuduğu ağrısını aşk adına, haneberdûş sayıyordum. Lakin geçmedi bu yara, geçmez. Şair ki ‘korsanlardan kaptığı gürlek nara’ namzedidir. Yani geçmişin mektupları, ötede buruk bahçesiyle bir ev, yapılmamış tahrir vazifesi, kayıp giden ve belki de aramızda biriken o manalı susuşlar. Bünyamin K şiirinde hep kayıp bir portre saklıdır; acısı dişlerine gömülmüş, kutsallığıyla mukim, sağır bir dünya parçası. Belki geçer denilen lakin geçmediği gibi oyuk bir sevi hartası bırakan kösnümüş o portreyi hep gördüm. Sakladıkça gizlediği, sevdikçe masum kıldığı, acıdıkça öleyazdığı o portre, bir gölgenin sayrılı ruhunda gezinip durdu yıllar yılı. Dağa hazırlığı, Dağ Hazırlığı bu yüzden gölgelendi biraz da. Oysa niteliği bilgeliğinde tutan, bilgeliğini mısralarında biriktiren tavırla yazılmıştı bu şiirler. Görülür olmayı istemediyse varlığına inandığı haneler sakladığındandır. Bu haneler, acısı kolilere istiflenmiş, şairin kitaplarından bîhaber olanlar kadar zor taşınır yıllar ve yıllarca.

Melankoli, bir zaman ansızın kesiverdi yolumuzu

Bünyamin K, şiirinde bir metofor yumağı biriktirirken, yönü ve açılımı sancılı saatlerde tıkalı kalan hayat parçacıkları sunar. Sunduğu bu hayat parçacıkları, kesif bir nihilizm yerine, acıya yatmış, evcimen, kavruk bir gerçek karşısında somurtuş lekesi bırakır. Aşk lekesi de doğal olanı yerine getirir; ressamdır ve resminin bakir yüzünü şiirine dokumuştur. ‘Vaktinde gel sevgilim, geç kalmış olmayasın’ dediğinde Orhan Gencebay, yanık bir arzu ile tütsülenir onun mısraları. Çünkü beklemek, hülya saatinin ‘ruh küstürücü yalgın’la ağır gelen dünyaya okkalı bir kanırtıştır. Şu da var, aramızda eksilen zaman çoğunlukla kavruk özleyişlerle büyüttü dostluğumuzu. Sustuğumuzda bile kederden bir atlas serilirdi aramıza. Şiirin saati o vakit hazırdı işte.

Melankoli, bir zaman ansızın kesiverdi yolumuzu. Tıpkı şiirinde olduğu gibi. O yüzden Hiçbir Baloda Yokum, bu melankolik arzular toplamı olarak yayınlandı. Dokuduğu kumaş resmin eskizlerine doğru uzarken çoğunlukla do sesi uğuldardı şiirlerinde. Sahte olanın karşısına şahsiyetini koyduğu zaman galerilerden kovuldu. Efsane tadı bırakılmadı ona. Ne ki ‘ne içtim de yara içinde içim’ mısraından gelen akış, hızla akan zamanla koreografisini yine kendisinin oluşturduğu korunaklı bir alana çekti onu; aşk. Yani aşk, her mazeretin sıcaklığını manalaştıran bir eylem sunar şiirinde. Onun için candan geçer. O yüzden gizlidir hazan yüzü.

Sancılı bir şair olarak, unuttuğu ne varsa not eder hayatın kıyısına

Yollar ve şiir bir parantez açar önümüze ki o, birçok şiirine garlarda, otobüslerde, trenlerde; Bursa’nın, Sivas’ın, İstanbul’un ve Maraş’ın kilometreleri sıfırlayan yanıyla başlamıştır. Renklerin dünyasını yağmurlu kelimelerle büyütür. Yağmurludur çünkü Bursa’da unutulan ilk fotoğraf karesine sığmayan delimsirek hallerle hemhaldır. Bak Anne Geliyor Bir Kara Tren, lirizmin örselenmeksizin gelenekle kısmen de olsa cem edildiği özel bir tat bırakır okuyucuda. Bağlı olmak duygusunun, çoğu zaman yalnızlık katında melankoliye dönüştüğü, iç sesine Anadolu’nun şehirleri bulaşmış bir örgüyle özetlendiği şiirler toplamıdır.

Bünyamin K, hayatla iç içe geçmiş mısralar dokurken, sanıldığının aksine merdümgiriz değildir. Yekdiğerine müsavi, sedef kakma aynalarda yaşadığını gösterir herkese. Müsavi olan hayattır çünkü. Ölüm hepimize aç. Bu bilinmezi fark eder ve gizli bir ağrıya dokunur boyuna. Sustuklarını biriktirir. Biriktirdiklerini dün sayar. Dün Biriktiren, gerçeği akan zaman içinde arayan, yaralı, yılgınlığı umudunda saklı bir bütünlük taşır. Bütün şiir verimleri özetlenmiştir bu çalışmada. Resimlerinde biriktirdiği yağmur, şiirlerinde mümbit hal almış, efsane yaşarken kayıt altına alınmıştır. Ruhunda asılı kalan manayı resimle aralamaya çalışan Bünyamin K için varlık ancak bir sancı getirir insana. Sancılı bir şair olarak, unuttuğu ne varsa not eder hayatın kıyısına. Bu bir bakıma güvenliğin kıyıda olduğuna inanan tedirgin bir ruhun kişisel tarihinin de bir özetidir.

Bünyamin K, Türk şiirinin doksan sonrası aralanan darbeler ortamında, işini gizli tutan ve fakat işinde sahtelikleri besleyen damarları birer birer keserek özgün bir dil oluşturan özgün bir portredir. Yağmurlu yüzünde gizlenen ağır çekim, düş bekleyen gövdesinde biriken şiir montaj değil, bizatihi gerçeğin birebir kopyasıdır.

 

Reşit Güngör Kalkan

Yayın Tarihi: 22 Nisan 2016 Cuma 14:59 Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2016, 11:12
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Halil Önveren
Halil Önveren - 5 yıl Önce

Reşit hocanın yeniden yazması ne güzel. Bu yazıdan da belli bir üslup sahibi. Mutlu olmak böyle birşey. Hoşgeldin Reşit abi.

Gülhan ağcabuğa
Gülhan ağcabuğa - 5 yıl Önce

Şiirlerin ve resimlerin verdiği keyif anlatılamayıp yaşanan Cinsten kaleminize de fırçanızada zeval vermesin AllahKolay gelsin...

ömer
ömer - 5 yıl Önce

Ağabey yorucu betimlemelerle dolu bu yazı yerine daha sade bir dille inceleme yazmaktan seni alıkoyan nedir acaba?

banner26