Bu tarihi şahsiyetler saygıyı hak etmiyor mu?

İhtifalci Mehmed Ziya Bey, birçok değerli esere imza atmış bir yazar idi. Aynı zamanda milettimize moral vermiş bir aksiyon adamıydı. Saygı ve vefayı hakederken bugün mezarının olduğu yer adeta bir harabe... Nidayi Sevim yazdı.

Bu tarihi şahsiyetler saygıyı hak etmiyor mu?

 

 

Mehmed Ziya Bey, başta “İstanbul ve Boğaziçi” ile “Bursa’dan Konya’ya Seyahat” olmak üzere, çok değerli eserlere imza atmış bir yazardır. Bununla birlikte İstanbul’un fethi, İstanbul’un kurtuluşu gibi hem tarihimizde önemli olan birçok günü hatırlayarak ve hatırlatarak hem de Sokullu Mehmet Paşa, Mimar Sinan gibi devlet adamı, şair, yazar ve sanatkârlar hakkında ihtifaller düzenleyen bir organizatördür. Mehmed Ziya Bey, bir bakıma milletimize moral vermiş, manevi dünyasını zenginleştirmiş bir aksiyon adamı, çok yönlü ve çok değerli bir kültür tarihçisidir. Birçok değerimiz gibi Mehmed Ziya Bey de ölümünün ardında birkaç yakın dostu tarafından mezarı başında dualarla anılmış, daha sonraları ne arayanları kalmış ne de soranları. Birkaç kültür tarihçisi ve yazarımız yazılarında zaman zaman bahsetse de hizmetlerine yaraşır bir vefa gösterilmemiş. O ki, saygı gecelerinin anma toplantılarının piri idi…

Geçmişimizi halka hatırlatan adam

ESKADER’in düzenlediği “Bâbıâli Sohbetleri”nde Semavi Eyice, İhtifalci Mehmed Ziya Bey’i anlattı. Eyice, Arapça, Farsça, Fransızca ve Rumca bilen, Mehmed Ziya Bey’in değerli eserlere imza attığını, bilhassa “İstanbul ve Boğaziçi” isimli eserinin şehrimizi en iyi anlatan kaynak olduğunu dile getirdi. Semavi Eyice, İhtifalci Mehmed Ziya Bey’in en büyük özelliğinin tarihte yaşanmış olayları, vefat etmiş sanatçıları ve âlimleri ölüm yıldönümlerinde halka hatırlatmak ve yâd etmek olduğunun altını çizdi. Bunun için toplantılar düzenleyip, bizzat halkı bilgilendirdiğini, Mehmed Ziya Bey’e tertip ettiği bu toplantılardan sonra “İhtifalci” denilmeye başlandığını yine ondan öğrendik. Eyice, Mehmed Ziya Bey’in Mevlevi olduğunu, “Bursa’dan Konya’ya Seyahat” adlı eserinde Mevlevî şeyhlerinden bahsettiğini, “İstanbul ve Boğaziçi” adlı  kitabının da, Osmanlı ve Bizans tarihini öğrenmek için başvurulacak temel eserlerden biri olduğunu ifade ederek konuşmasını bitirdi.

Eskader Başkanı Mehmet Nuri Yardım, programdan bir gün önce Mehmed Ziya Bey’in mezarı başında dua etmek için beni aradı. Mehmed Ziya Bey’in mezar yerini bilip bilmediğimi sordu. Bu ismin ara sıra sorulduğunu fakat mezar yerini bilmediğimi söyledim. Tabii ki bu arada boş durmadım. İlk aklıma gelen isim Eyüp Belediyesi’nde önemli kültürel hizmetlere imza atmış, Eyüp Sultan’ın kültürel envanteri olan, “Eyüp Sempozyumları”nın baş mimarı, İrfan Çalışan Bey idi. Kendisini arayıp İhtifalci Mehmed Ziya Bey’in mezarının yerini sordum. İrfan Bey, mezarın yerini tam olarak bilmemekle beraber Eyüp Sempozyumları’nda Semavi Eyice’nin bir yazısında rastladığını, Bahariye civarında bir yerde olabileceğini söyledi. Sempozyumlardan, bahse konu yazıyı buldum. Mezarının Bahariye Mevlevihanesi’nin sol çaprazında, “Dedeler Mezarlığı” diye bilinen bir yerde olduğu yazıyordu…

Türkiye’nin 100 yıllık hülasası

Sabah erkenden kalkıp kitapta tarif edilen bölgeye gittim. Mezarlık talan edilmiş. Mezar taşları yerlere uzanmış öylece yatıyorlar. Yetmezmiş gibi bazı mezarlar da defineciler tarafından parçalanmış. Mehmed Ziya Bey’in mezarı adanın en uç köşesi, Bahariye otobüs durağının tam arkasındaki istinat duvarının hemen dibinde, aile efradından birkaç kişinin mezarı ile birlikte perişan vaziyette öylece duruyordu. Daha eski bir zamana ait, “mumtaş” denilen formda, büyük bir mezar taşının kitabesi kazınmak suretiyle yapıldığı anlaşılan Ziya Bey’e ait mezar kitabesi, yeni harflerle Türkçeyi doğru yazmasını bilmeyen bir taşçı tarafından anlaşılmaz bir imla ile kazılmış. Bu kitabeyi, 20. yüzyılın ilk yıllarında bin yıllık edebiyat birikimimizin nasıl bıçak gibi kesildiğini gösteren tarihi bir “belge” olduğu için, aynen ve bütün acayip terimleri ile buraya aktarıyoruz:

 

HAYRILEETTİNAMINİBKA

MERDİKİYMISINİDİHAKKA

HÜSNÜAHLAKIDASEZYİŞENA

RUHUNAEYLE FATİHA İHDA

NURURAHMETLE KABRİNİ

MEVLA

BU MEZARIN SAHİBİ

EYDİ HAFIZ MEHMED

ARİF AĞA HAFİDİ OSMAN

 

VASFİOĞLU İHTİFALCİ

MEHMET ZİYA BEY

D.1282- Ö.1930

 

Bölgeyi tanımayan, mezar taşlarına aşina olmayan birinin burada mezar bulması oldukça zor görünüyor. Mehmet Nuri Yardım Bey’i arayıp, Mehmet Ziya Bey’in mezar yerini tarif ettim. Bereket versin, vaktiyle demir parmaklıkla çevrilmiş olduğu için, bu zamana kadar hiç değilse mezar taşı ayakta kalabilmiş. Çünkü çevredeki diğer mezarların büyük bölümü yok olup gitti. Mezarlıklar Müdürlüğü bu alanda yeni bir çalışma başlatmış. Yeni mezar yerleri açıyor. Bu çalışma yapılırken, tarihi mezar taşları da üçer beşer ortadan kayboluyor. Bundan birkaç sene evvel bölgede bakımsız, kırık dökük de olsa pek çok mezar taşı vardı. Fakat an itibariyle 15-20 mezar taşı kalmış. Ortadan kaybolan mezar taşlarının akıbetleri hakkında kimsenin malumatı yok. Koruma ve teşhir amaçlı bir müzeye kaldırılmadıkları kesin! Acaba yeni mezar yeri açılırken toprak altında mı kaldı? Yoksa moloz niyetine, dolgu malzemesi olsun diye kömür ocaklarına mı gönderildi? Bilmiyoruz!...

Eyüp Belediyesi’nin mezarlıklardan çok daha önemli projeleri olduğu için, onlara bu konuda bir şey söyleyemiyoruz. Hasbelkader söylediklerimiz de, maalesef kulaklarının bir tarafından girip öbür tarafından çıkıyor. Bu vefasızlığa, tarih ve medeniyet katliamına dur diyecek, himmet gösterecek tek merci var. O da Kültür ve Turizm Bakanlığı’dır. Göreve davet ediyoruz. Bilindiği üzere tarihi mezar taşları, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na göre korunması gerekli kültür varlıkları arasındadır. Ayrıca buradan kendilerine soruyoruz. Bir kültür adamının, sanatçının, yazarın, devlet adamının kadrinin bilinmesi, vefa gösterilmesi için hangi normlara, hangi kriterlere uygun olması lazım?!

İhtifalci Mehmed Ziya Bey

1866’da İstanbul’da doğan  İhtifalci Mehmed Ziya Bey, Galatasaray Lisesi’ni 1886 yılında tamamladıktan sonra, Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik ve müdürlük yaptı. Milli günler ile şair ve yazarların vefat yıldönümleri dolayısıyla birçok toplantı düzenlediği için “İhtifalci” adıyla meşhur oldu. Kültür ve tarih konularında yaptığı derinlemesine incelemelerle tanındı ve sevildi. Yayımlanmış başlıca eserleri Âlem-i İslâmiyet (1900), Kâriye Cami-i Şerifi (1910), Yenikapı Mevlevihânesi (1913) ile İstanbul ve Boğaziçi (2 cilt, 1920-1928)’dir.

 

Nidayi Sevim yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2014, 10:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13