Bu dünyadan bir Kani Karaca geçti

Kani Karaca bir seher vaktinde rast makamı ile çaldığında kapımızı, içimizi bir ferahlık kaplar. Bir ikindi sofrasına nihavent makamını serdiğinde diner sızısı kalbimizin. Mehmet Baş yazdı..

Bu dünyadan bir Kani Karaca geçti

Kani Karaca klasik musikimizin son halkası ve kadim bir geleneğin son temsilcisiydi. O bir popçunun, bir topçunun el üstünde tutulduğu şu günümüzün değerlerden soyutlanmış dünyasında, yaşarken dahi unutulmuşluğun köşesine atılmış ve kültürel iktidar mekanizmaları tarafından ısrarla görmezden gelinmişti. Basit ve ucuz olan sesler o kadar çok çıkıyordu ki kimse bu arada Kani Karaca’nın cennet nağmelerini andıran sesini işitmedi. Haz ve hız ekseninde akan dünya ise durup bir soluklanma ve ben nereye gidiyorum deme ihtiyacını gösteremedi. Bu arada hafız Kani Karaca gibi musiki dâhileri umursamazlığın mabedinde sessizce kurban edildi. İstanbul’da yaşayan ve geçim sıkıntısı çeken bir devlet memuru olarak hayatın gaileleri ile boğuşup durdu. Ona bunu reva görenler şimdi arabeskten bozma usulsüz ve manasız nice saçma sapan gürültüyü, tenekeden sesleri müzik diye alkışlamaktadırlar.

O sesini Kur'an ile terbiye etmiş, küçük yaşlarda hafızlık gibi bir payeye erişmiş bir sanat adamıydı. Sadettin Kaynak gibi bir musiki ummanından ders alan Kani Karaca, musikiye olan yeteneği ile büyük üstadların takdirini kazanmıştı. Ayrıca Halil Nuri Poyraz ve Sadettin Heper ders aldığı diğer hocalarıydı. Hafız Ali Üsküdari Efendi’den Üsküdar tavrını öğrenen ve bu tavrın en son temsilcisi olan Kani Karaca, geleneksel müziğimizin çağa atılmış bir imzası gibiydi. O makamlarla bir sihirbaz gibi oynar, dinleyiciyi şaşırtmayı ve icra ettiği eserlere kendi mührünü vurmayı severdi. Onun sesindeki nevi şahsına münhasır özellik, üstün bir musiki birikimi ile eşsiz bir hale dönüşmüştü. Aynı zamanda iyi bir bestekâr olan sanatçı Allah vergisi dehası ile musikimizin göklerinden bir güneş gibi doğmuştu.

Kani Karaca bir seher vaktinde rast makamı ile çaldığında kapımızı...

Başka bir ülkede olsa hakkında enstitüler kurulur, her sözü kayda alınırdı. Ya da 3. Selim gibi musikişinas bir padişahın döneminde yaşamış olsaydı onun en yakınlarından olurdu. Çağın terazilerinin ayarı bozuk olduğu için Kani Karaca’nın manevi ağırlığı ölçülemedi. Altmış beş yaşına gelir gelmez onu hemen emekliye sevk etme ve son yıllarında “şeb-i arus” törenlerine davet etmeme gibi saygısızlıklar ona karşı yapılan vefasızlıklardan birkaçıdır. Kani Karaca’nın ismini dahi bilmeyen çoğu insanımızın zihnine sanatçı kılıklı nice lüzumsuz şahsın adını işleyen çağdaş enformasyon ve eğitim algısı bizi kendi değerlerimizden uzaklaştırarak adı konmamış bir köleliğe mahkûm etmektedir. Bunun için eğitim müfredatımızda Kani Karaca çapında sanatçılarımız işlenmeli ve gelecek nesillere tanıtılmalıdır.

Onun sesi modernizmin şu kirli, şu paslı dünyasını yıkarken ruhumuzun sitesini tüm haşmeti ile yeniden kurar. Kani Karaca bir seher vaktinde rast makamı ile çaldığında kapımızı, içimizi bir ferahlık kaplar. Bir ikindi sofrasına nihavent makamını serdiğinde diner sızısı kalbimizin. Gün ağarırken hüseyni makamı ile güzellikler, iyilikler getirir canımıza. Bir gece yarısında hicazla alıp götürür ruhumuzu dingin denizlere. O saba makamında söylemeye başladığında binbir gece masalları canlanır birdenbire. O, Resulullah kokan bir naat-ı şerifi icra etmeye başladığında Mekke’den Medine’ye bir göç başlar. Mevlana dergâhında Hz. Pir'in aşkıyla bir ah çekti mi dirilir coğrafya, dirilir tarih.

Bir şeyi müzeye saklamak onun bittiğini ve sonunun sergilendiğini ilan etmek gibi acı verici gerçekten. Osmanlı’dan kalan müziğimizi yaşadığımız çağdan uzaklaştırarak hayattan koparıp, bir müze soğukluğunda sergiler gibi uzaklaşmaktan başka bir şey elimizden gelmedi. Eğer bir gün dirilir ve kendimize gelirsek bunun ses bayrağını Kani Karaca’da bulacağımızı unutmayalım. Millet ağacımızın mazideki ses kökleri olan Itri ve Dede Efendi ekolünün ucunda rahmetli Kani Karaca’yı görebiliriz. İnancım şudur ki onun değeri ilerde daha çok anlaşılacak, hakkında ciltlerce kitaplar yazılacaktır. Allah, 10 sene önce bir 29 Mayıs günü vefat eden bu büyük sanatçımızın mekânını cennet eylesin.

Mehmet Baş yazdı

Yayın Tarihi: 27 Mayıs 2014 Salı 17:22 Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2021, 11:10
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
arda
arda - 7 yıl Önce

üstadın canı canana kurban olan gelsin bu meydane ile başlayan kasideyi okuduğu videoyu mutlaka dinleyin. emin değilim ama bu kayıt tophane kadiri asitanesinde kayıt altına alınmıştır diye düşünüyorum

banner26