Bu derde Fadıl Baba şifa olabilir mi?

Ben, sıkı şeriatçi, aynı zamanda evliyaya, keramete inanan gence Fadıl Baba’yı ziyaret vacip oldu.

Bu derde Fadıl Baba şifa olabilir mi?

 

Tarikatlı - tarikatçı

Tezkiye herhangi birinden, bir tarikatçıdan değil, tarikatlıdan geliyordu: Faik Dayı’yı bir yanıyla anlamıyor, öfkeleniyordum, gördüğünüz gibi ama bir yanıyla eşi bulunmaz anlayış ve doğrulukta bir dostumdu. (Anlamadığım yanlarını anladığımda da vakit çok geç olmuş; O’nu kaybetmiştim. İslam, Şeriat adına kendisine uyguladığım şiddetin affı için üç-beş yıl gözyaşı dökmüş, tövbe etmiştim.) Tarikatlı ile tarikatçının arasını ayırdım gördüğünüz gibi. Önemli ayrım vardır aralarında. Kısaca biri riyakârdır, öteki samimi. Biri sizinle tarikat konusunda tartışıp kavga eder, öteki sadece tarikatlıdır.

Psikolojimin bozukluğundan, bütün iş arkadaşlarım gibi sabah altıda kalkıp, yedide kart basamadığım için aylarca ücretsiz izin alıyordum; kovulmamak için. Birgün rahmetli Cemal (Oruç) Ağabey (Evliyaullahtan Bulgurlu Hoca’nın torunu), eminim dinamitle oynadığının farkında olarak, ama kendi kendine ‘dinlese dinlese beni dinler’ diyerek, bir iki, iş arayıp aramadığımı iskandil ettikten, benim ‘lazım değil’ dediğimi işittikten sonra, gerçekten ateşle oynadığının bilincinde: “Bi şey değil de Murat, ‘nasıl, neyle geçiniyor’ derler’’ dedi; o her zamanki ağlamaklı, saygı telkin eden ciddi yüzüyle ve hep olduğu gibi tütün sararken.

Bir işe başladık

Merhum Cemal Abi’nin hayatımdaki yeri apayrı. O kendisi de başlı başına birkaç romandı. Ben bu sözü anlamıştım: Gayri meşru her uğraşı içine alacak bir geniş olumsuz alanı imliyordu.

O güne kadar arkadaşımız Belediye Başkanı’nın geri çevirdiğim teklifini kabul edip, sendikasız işçi olarak Belediyede işe başladım.

Başkan beni çağırıyordu ama ben sağlığım açısından sağlıklı mesai yapamayacağımı  söyleyip onu atlatıyordum. Doğrusu o, ‘Yahu gel, kayıt ol, istersen hiç mesaiye gelme’ mealinde şeyler söylese de ben çok doğrucu davuttum; olmaz diyordum. Rahmetli Cemal Abi’nin beni sarsan uyarısından sonra kabul ettim: Nasıl geçindiğimin düşünülmesini sindirememiştim.

Biraz elektriklendik

Beni önce elektrikhaneye verdiler. Abonelerin borç makbuzlarını dağıtacaktım. Malatya’nın kelek kesenleri, kabadayıları Saka Şükrü’nün çocuklarının en büyüğünün, elektrik borcu için, sekiz on yıldır uğranılmamış evine gittim ilkin: Oysa müdür tarafından ‘Murat burayı atlarsın’ diye uyarılmama karşın. Robdöşamrlı bir nazik yaşlı çıktı kapıya: ‘Elektrik borcunuz şu kadar bin, ödeyin, ona göre’ dedim. Yaşlı adam özür dileyerek, birkaç yerinden kırılarak, baş üstüne efendimle beni gönderdi. Borçlarını ödeyip ödemediklerini bilmiyorum ama ben ertesi gün Babuklu’ya tayin oldum: Malatya Belediyesi Babuklu Soğuk Hava Deposu Müdürü olarak.

Babuk, omurganın her bir kemiği anlamına geldiği gibi, konçsuz çorap demektir de. Ama bir yerlerde, kimi çirkin anlamlara geldiği de kayıtlı. Ki bizim Malatya’nın Babuklu denilen bağlık bahçelik, ıssız, (o  yıllar) adam öldürülecek yerlere benzeyen  bu mıntıkasına çok uyuyor.

O yıllar gerçekten, Babuklu’ya, değil babanın oğlunu göndermesi, kendisi korkarak girerdi belki. Öyle meş’um bir ormanlıktı. Terör günlerinin ‘kurtarılmış bölgesi’ olduğunu söylemiyorum. Canını seven o mıntıkadan geçmezdi. Merkezle arasında Alevi mahallesi vardı ve o yıllar o mahalle aynı zamanda komünistti.

Güz İnsanları’nın yazıldığı günler

Diyeceğim o ki Ben bu betimlemeye çalıştığım şehrin dışındaki bu mevkide inşa edilmiş  sadece bir bekçisi olan, asla çalışmayan Soğuk Hava Deposu’nun Müdürü olmuştum. Bir tek bekçi personelim vardı: Mahmut. Güz İnsanları’nı yanlış hatırlamıyorsam, o ıssız ortamın, o ıssız  soğuk hava deposu müdür odasında yazmıştım. Mahmut ara sıra çay demliyordu. Belli bir mesaim yoktu. İstediğim saat gelip istediğim saat gidiyordum.

Fadıl Baba’nın yeri

İşte Faik Dayı’nın bir sabah namazı vaktinde ziyaretine geldiği Fadıl Baba’nın yaşadığı metruk dabakhane bu depoya on-onbeş metre mesafedeydi ve ona gidip gelenler mutlaka benim önümden geçmek zorundaydılar.

Ben tarikat münkiri gelip geçenin yolunu kesip, neden oraya gittiklerinin hesabını soruyordum. Adamcağızlar (veya kadıncağızlar) ‘işte Allah’ı anıyoruz, Allah diyoruz’ vesaire diyorlar: ‘evinde an, evinde de’ diyordum.

Bir gün bir karı-koca: (galiba Diyarbakır’dan geliyorlardı, karısını kastederek): ‘Ne yapayım kardeşim ta Diyarbakır’da rüyasında görmüş’ dedi. İlk kez görüşeceklerdi. İskandil ettim: Kadının söyledikleri hep doğruydu.

Uzak, karmaşık ilgiler, duygularla da olsa ben de gitmeye başladım.

İlk gidişimde Mescid olarak ayrılmış köşesindeydi ve daha beni görür görmez, uzaktan:

‘Yav Hoca neredesin yav.  Ne zamandır seni bekliyorum’ dediğini anımsıyorum.  Belki ikinci gidişimde, güya gizlice arkasında bir yere ama mutlaka o hafif sesini duyabileceğim bir yere oturdum. Birazdan anlatacağım bir karasevda vardı başımda. O konuşuyor, benden bahsediyordu. Hatta bir ara ‘ben seni everirim’ de dedi. Bu sıralar az ötemde takır tukur bulaşık yıkayan müride tehdit edercesine durmasını işaret ettim.

Ayağım alışıyordu

Bir daha gittiğimde:

‘Mübarek gene hücresine kapandı; birkaç ay çıkmaz artık’ dediler. ‘Peygamber hep insanların içindeydi’ diye bu eylemi derhal cerh ettim. Ama içimde acayip şeyler oluyordu: ‘ya gerçekten evliyaysa ve içimdeki yaraya merhem olabilecekse…’

Evli, muttaki, alim olan ben, şöhreti artık Malatya dışına taşmaya başlamış olan benim içimde bir karasevda vardı ki birkaç ay arayla kliniklerde yatmıştım. Açık-saçık bir sarı kız. İntihar eşiklerine geliyordum: Bu neyin nesiydi?! Bu yüzden kendimi eve hapsetmiştim bir zaman. Malatyalı ‘deliriyor’ diyor, fevkalade yazıklanıyordu. Benim bu yarı cünun halim elbet üç-beş gün değildi. Yıllardır acı çekiyordum.

Kara sevdaya şifa

Bebelerim, kendi halinde bir eşim vardı ve fakat ben elden gidiyordum. Profesör profesör, psikiyatr psikiyatr gezmiştim; ilaçlar ters etki yaratıyordu. Eşimin beni çocuk gibi elimden tutarak şifacılara, büyücülere götürdüğünü de anımsıyorum; ama ben elden gidiyordum. Fadıl Baba bana çare olabilir miydi…

Hücresine kapanmış birkaç  aydan önce de çıkmazdı. Sıkı niyet tutup düştüm yola: ‘Fadıl Baba gerçek evliya ise benim için hücresinden çıksın; O’nu göreyim’ hulus u niyetle dabakhaneye doğru yürürken  oradan dönmekte olan Faik Dayı yolakta karşıma çıktı. Beni ta karşıdan görünce ellerini böğrüne koyup yolağın ortasında adeta yolumu kesti. Bunu çoğu kez yapardı, nefes darlığı vardı. Böylece dinlenmiş de oluyordu. Dabakhane on metre ilerimizdeydi. Yaklaştım. Yüz yüze geldiğimizde, bu kez gözlerime bakarak değil de sağa sola, ağaçlara, servilere bakarak, dinlene dinlene bana şunları söyledi:

‘Mırat! Gençligimde benim bi sevgülüm vardı. O’nu heç görmemiştim. Amma koynumda bi fotrafı vardı senelerce sakladığım. Saklayıp saklayıp seyrettiğim. Bi gün O’nunla karşılaştık. Morelim çox bozulmuştu: Fotrafı gendinden gözeldi. Ben gine fotrafıma döndüm.’

Bunları dedi ve gitti.

 

Murat Kapkıner anlatmaya devam edecek inşallah

Murat Kapkıner'in Müstesna güzellerinin birinci yazısını okumak için buraya, ikinci yazısını okumak için buraya tıklayınız.

Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2011, 00:40
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
murat kapkıner
murat kapkıner - 8 yıl Önce

Mesuda! Gerçekten böyle hissediliyor mu. Bu bir 'amak-ı hayal'. Böyle hissettiysen en değerli okuyucum sensin. Hayal gibi değil mi: andolsun hepsi yaşanmıştır. Kutluyorum. Benim müşterisi olduğum okuyucusun.

simla
simla - 8 yıl Önce

Selamlar,yazının ikinci kısmını okudum.Çok etkileyici,devamını sabırsızlıkla bekliyorum.Evliyaya muhabettim var ve sizin geçtiğiniz dönemlere benzer dönemlerden geçiyorum.Tavsiyenizi almak istemiştim....Selamlar

Mustafa Özger
Mustafa Özger - 8 yıl Önce

isyancı asker,disiplinsiz amele,memursuz müdür,şair,edip,kelimeler varid olmuş muharrir,musahhih,gezgin,ayık.serhoş,muttaki,mücrim,gani-müflis,akil-mecnun.ila ahir.daha da bilmediklerim.Mesai bitmeden,yevmiyesini almadan kazma küreği sallayıp giden adam.Hiç ulaşamadığı hedeften sapan,öfkesini ,isyanını sakınmayan adam.Mevla insana akıbetine göre isim kor.imiş.Yine de ben şu an hangi esman ile seslenmek gerek sana,nicesin,nidersin,hangi ahval u şerait içresin deyu fena halde merak etmekteyim.

simla
simla - 8 yıl Önce

Çok Değerli Murat Ağabey,Değerli tavsiyeleriniz için teşekkür ederim.Haklısınız...Rabb'im hepimizin yar ver yardımcısı olsun.Size de esenlikler ve kalb-i seliminizin haşr gününde de yanınızda haşrolmasını dilerim.Selamlar-İzninizle-kızınız Simla

masuda
masuda - 8 yıl Önce

serinin birinci ve ikinci yazılarını da okudum. sanki olaylar bir hayal aleminde yaşanıyormuş gibi anlatılmış. murat kapkıner'i tanımadığım için bana öyle gelmiş olabilir. ama serinin sonunu merakla bekliyorum.

murat kapkıner
murat kapkıner - 8 yıl Önce

Mustafa Özger: mü'minim

murat kapkıner
murat kapkıner - 8 yıl Önce

Simla. Benim geçtiğim yerlerden geçtiğini sanmıyorum ama yoğunluk hariç her şey benzerdir. Mütevazıan tavsiye istiyorsun. Yavrum (oğlum-kızım) şeriate ve akla sıkı sarıl; hem de manayı yadsıma. Tasavvuf yolu çok muhataralıdır. Şeytanların maskarası da olabilirsin,irşad da olabilirsin; şeriat, sünnet filtresini sakın unutma. Peygamber (as) kimden neyi ne kadar istediğini düşün.Gözlerinden öperim.

Ercan Şen
Ercan Şen - 8 yıl Önce

Murat Abi ellerinden öperim...

banner19

banner13