Birçok hayırlı hizmete öncülük eden biriydi

'Mazimiz bir dağdı; onu çıkmıştık, şimdi inmekle meşgul idik ve talihin bizi iniş tarafında dünyaya getirdiğine kızmaktan başka yapacak bir şeyimiz yoktu' diyerek büyük yaramıza, kadim hastalığımıza neşter vuruyordu Ahmet Hamdi Akseki. Muaz Ergü yazdı.

Birçok hayırlı hizmete öncülük eden biriydi

 

 

"Benim neslimin büyük günahı tarihini bilmemek, tarihine inanmamak ve bilhassa tarihinden kendinde bir şey devam ettiğine inanmamaktı. Gördüğümüz feci terbiyenin altında, tarihi bir mezar ve bütün vekâyîi birer ceset gibi düşünüyorduk. Mazimiz bir dağdı; onu çıkmıştık, şimdi inmekle meşgul idik ve talihin bizi iniş tarafında dünyaya getirdiğine kızmaktan başka yapacak bir şeyimiz yoktu." diyerek büyük yaramıza, kadim hastalığımıza neşter vuruyordu Ahmet Hamdi Akseki. Hâlen devam eden ve yıkıcılığını iliklerimize kadar hissettiğimiz hastalığımıza… Akseki; bir geçiş dönemini, parçalanmayı yaşayanlardandı. Zor zamanları… Osmanlı’nın trajik yıkımına ve Cumhuriyet’in doğuşuna tanıklık etmişti. Her şeyi yaşarken görebilenlerdendi. Görebilen ve hisseden… Bütün sıkıntıları, kopmaları, savrulmaları, siyaseten döndürülen dolapları, dönen dolapları... Hem klasik kültürümüzü, hem de Batılılaşma serencamımızı yaşadı. Medrese geleneğimizin son halkalarındandı ve modern cumhuriyetimizin diyanet işlerinin üçüncü başkanı…

Zor zamanlar…

Türkiye Diyanet Vakfı Haber Bülteni’nin 104. sayısında da ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı gibi, 1887 yılında Antalya’nın Akseki İlçesine bağlı Güzelsu nahiyesinde doğar Akseki. Dindar ve ilim ehli bir ailesi var. Tam Müslüman/Türk aile yapısı… İlk eğitimini imam olan babasından alır. Köylerindeki medreseye devam eder. Daha sonra Ödemiş’teki Karamanlı Süleyman Efendi MedresesiArapça, hadis, tefsir, akait, fıkıh, Farsça dersleri okudu. 1904’de İstanbul’a gelir. Burada da eğitimine en üst seviyede devam eder. Hatta Mehmet Akif’ten Arap edebiyatı dersleri alır. Medrese hocalığı olan dersiamlık payesini kazanır. 32 yaşındadır o zaman. Felsefe profesörü olarak da Dar-ül Hilafe’de ders verir.

Zor zamanlar demiştik o zamanlar için. Ölümle doğumun, yitirmekle bulmanın, direnmekle teslim olmanın, karamsarlıkla umudun birbirine karıştığı, ayrıştığı zamanlar. O, yıkımdan, yenilgiden istiklal, istikbal var etme kavgası veren memleketin namuslu ve haysiyetli evlatlarındandı. Hocası Mehmet Âkif gibi istiklal mücadelesinin ön saflarında. Emek veriyor, ter döküyordu. Camilerde vaazlar... Sırat-ı Mustakim ve Sebilürreşat dergilerinde yazılar… Bütün Anadolu’yu baştan ayağa dolaşıyordu. Milleti işgale, yağmaya karşı mücadeleye çağırıyordu. Hatta yazılarını yayınladığı Sebilürreşat dergisinin kısa bir süreliğine Bulgaristan temsilciliğini yaptı. Balkan Savaşları öncesi, bölgede seyahatlerde bulundu. İzlenimlerini dergide yazdı.

Fakat ben bu makama, daha fazla kötülüğe mani olmak için katlanıyorum…

Ahmet Hamdi Akseki klasik anlamda bir medrese öğrencisi ya da hocası değil. Çok yönlü, çok derinlikli, mevzulara değişik açılardan bakabilen, yeniliklere açık biri. İlim adamlığı, yazarlığı, eğitimciliği ve bunların yanında mücadeleci kişiliği… İstiklal mücadelesinde köşesine çekilip olan biteni seyretmek yerine, bizzat mücadelenin içinde yer almış ve elinden geldiğince emek harcamış. 1924 yılında hem İstanbul Darülfünun İlahiyat’ta, hadis hocalığı hem de Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere Heyeti Üyeliği. Bu dönemler aslında çok sıkıntılı dönemlerdi. “Türkçe ibadet”, “Türkçe Kur’an” çalışmaları ya da topyekûn İslamiyet’in milliyetçileştirilmesi gayretleri yoğunluktaydı. Akseki, bütün bu tahrifat ve tahribat ikliminde sapasağlam durmuştu. 1925’de İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmıştı bile. Cumhuriyetimizin ilk dönemlerindeki bu çalışmaların sakıncalarını gür bir sesle haykırdı ve bu tip reformların karşısında durdu.

1939 yılında Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı’na atanır. Başkan Şerafettin Yaltkaya’nın vefatıyla birlikte Diyanet İşleri Başkanı olur. Zaten eleştirildiği konuların başında bu başkanlık gelir. O da farkındadır işin zorluğunun. Hatta İsmail Kara’nın da aktardığı bir hatırada Necip Fazıl ona Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı iken şöyle sorar: “Bu makamda bulunmaktansa sırtınızda bir küfe, kanalizasyon temizliğini yapsanız ve necaset taşısanız daha hafif olmaz mı?” Akseki’nin yüzü kireç gibi olur. “Hakkın var Necip Fazıl” der, “fakat ben bu makama, daha fazla kötülüğe mani olmak için katlanıyorum.” diyerek devam eder. Ahmet Hamdi Akseki aynı zamanda, Necip Fazıl’ın hocasıdır da. Evet, zor bir görevde alnının akıyla çalışmak, sabırlı olmak… Necip Fazıl hocasına bu soruyu sormuş ama kendisinin siyasetle olan ilişkileri hakkında da birçok söylenti var. Adnan Menderes’ten dergi masrafları için para istemek gibi mesela. Akseki Hoca yine İsmail Kara’nın vurguladığı gibi, birçok hayırlı hizmete öncülük eden biridir. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsirinin ve Sahihi Buhari’nin basılmasında büyük gayretleri var. Aynı zamanda Elmalılı Hamdi Yazır ve Babanzade’ye sorumluluk veren de Akseki’dir.

Ahmet Hamdi Akseki’nin yazmış olduğu “İslam Dini” adlı kitap, o dönemler için takdirle karşılanması gereken bir çalışmadır. Dininden diyanetinden bihaber insanlar için müthiş bir şey olmuş. Bütün bunların yanında yaptığı çalışmalarla diyanet teşkilatına çeki düzen vermiş, kurumu bir kimliğe kavuşturmuş ve imam hatip okullarının açılmasına ön ayak olmuş. Elliden fazla kitabı var. Akseki, 9 Ocak 1951 yılında baki âleme göçüyor.

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun…

 

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2014, 16:09
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
büşra
büşra - 6 yıl Önce

Maşaallah ne büyük alimmiş, aldığı dersler, okudukları, yazdıkları ile döneminde büyük hizmetler vermiş. Diyanet'teki görevi hakkında NFK ile yaptıkları konuşma da manidar. :)

banner19

banner13