Bir Osmanlı çelebisinin nezaketini taşırdı

Milletimizin son dönemlerde yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden, büyük ilim ve mefkûre adamlarından birisidir Yılmaz Öztuna. Mehmet Baş yazdı..

Bir Osmanlı çelebisinin nezaketini taşırdı

 

Tarih denen uçsuz bucaksız ilmin uçsuz bucaksız sahillerinde kulaç atan bir yüzücüdür Yılmaz Öztuna. Destansı bir tarihin kıyılarında bir dalgıç misali güzel inciler dizer ruhumuzun tezgâhlarına. Milletimizin son dönemlerde yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden, büyük ilim ve mefkûre adamlarından birisidir.

Yahya Kemal’in "kökü mazide olan atiyim "düsturuyla eserlerini yazmış, geçmişten kopmadan geleceği inşa etmenin peşinde olmuştu. Öztuna, tarihimizi mükellef bir sofra gibi önümüze serip yediden yetmişe herkesin istifadesine sunmuş üretken ve velut bir kalemdi. İlk kitabını 15 yaşında yazan Öztuna, vefat ettiği günden iki gün evveline kadar elinden kalemini düşürmeyen bir titizlik ve üretkenlik içinde olmuştu. Bu, onun ilimdeki ciddiyetinin ve kalemine olan bağlılığının bir tezahürü olarak görülebilir.

Akademik dünyanın kuru tarihçiliği onda yoktur

Onun tarihi ulaşılmaz olarak görünen yerlerden alıp halka indirmesi azımsanacak bir hizmet değildi. Hayat Tarih mecmuası sayesinde insanlar tarihi sevmişler ve merak etmişlerdi. Tozlu raflar arasında unutulup gidecek birçok hakikat onun çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarak okuyucusuna kavuşmuştu.

O, redd-i miras içinde olan ve geçmişi suçlayan bir dönemde geçmişe ait doğruları yazmış ve birçok yanlışın düzeltilmesine vesile olmuştu. Osmanlı tarihi ile ilgili birçok yanlış anlaşılma Yılmaz Öztuna'nın gayretleri ile son bulmuştu. Sultan II. Abdülhamid hakkında masonların ve şer ittifaklarının attığı iftiraları çürütmek için çalışmış ve kimsenin cesaret edemediği hassas bir konu olan sürgündeki haneden üyelerinden söz etmişti.

Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde ara verilen Kur’an okunması geleneğinin tekrar hayata geçirilmesinde büyük katkıları olmuştu. Büyük bir kültür hazinesi olan 1000 Temel Eser’in yayını onun fikri idi.

Akademik dünyanın kuru tarihçiliği onda yoktur. O, derinlik ve tefekkürün kıyılarında dolaşmak yerine içinde yüzmeyi tercih etmişti. O, tarihi yazarken okuyucuya olayları sanki yaşıyormuşçasına anlatmış, toplumun her kesimine tarihi sevdirmeyi başarmıştı.

Yılmaz Öztuna’nın akıcı ve destansı bir üslupla yazdığı yazılara inancın ve samimiyetin katıldığı ne kadar aşikârdır. Onun eserlerinde tarih okuyucuyu sıkmadan edebi bir üslupla anlatılırken, aynı zamanda yeni şeyler öğrenmenin hazzı da bir başka olmaktadır. Onu okuyan geçmiş çağların büyüsüne kapılıp o çağlarda yaşamak duygusuna kapılabilir.

Bir Osmanlı çelebisinin nezaketi ve titizliğiyle konuşurdu

Aynı zamanda bestekâr olan Yılmaz Öztuna, Türk musiki tarihi konusunda da derin bir birikime sahipti. Bu alanla ilgili iki ciltlik Türk Musikisi Ansiklopedisi isimli eseri vardır. Bu eser müziğimizle alakalı bir başucu kitabıdır. O, bestekârlarımızın artık duyulmayan sesini duyurmak için Türk musikisi kürsüsünü kurmuş, Türk musikisinin kaybolmuş hazinelerini ortaya çıkarmak için çok büyük gayret göstermişti.

Bir Osmanlı çelebisinin nezaketi ve titizliğiyle konuşan Öztuna, klasik kültürümüze hâkim olması dolayısıyla bu kültürümüzün son kuşak temsilcilerinden birisi olmuştu. Sadece tarih alanında değil, birçok alanda üstad denilebilecek bir seviyede bilgisi olan yazar, çok yönlü bir entelektüel olarak çölleşen fikir hayatımızda bir serap gibi görünmüş ve kaybolmuştur. Şimdi sonsuzluk meclisinde, şimdi gerçek olan âlemdedir.

Türk tarihinin yeni nesillere anlatılmasında ortaya koyduğu eserler ile önemli bir misyonu yerine getiren Yılmaz Öztuna, gerçek bir vatansever ve milli duruş sahibi bir ilim adamı olarak gönüllerimizden silinmeyecektir.

 

Mehmet Baş yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2013, 13:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13