Bir mısra yakalamak uğruna sancılar çeken bir şair: İsmail Bingöl

"İsmail Bingöl, şiire istidadı olan ve hatta şair tabiatlı doğanlardan biridir. O; şiirlerini oluştururken ‘bir mısra yakalamak uğruna’ rahatını hiçe sayıp sancılar çekenlerdendir." H. Ömer Özden yazdı.

Bir mısra yakalamak uğruna sancılar çeken bir şair: İsmail Bingöl

1962 yılında Erzurum’da doğan İsmail Bingöl, Erzurum Lisesi’nden sonra Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmuştur. Daha sonra ilk görev yeri olarak Maliye Bakanlığı Ankara Defterdarlığı’nda çalışmaya başlamış, iki yılın ardından, TRT Genel Müdürlüğü’nün açtığı prodüktörlük sınavını kazanarak bundan sonraki mesaisine, ülkemizin o yıllardaki tek yayın kuruluşu olan bu yapı içerisinde devam etmiştir. Ankara’daki eğitim sürecinde, tarihte, dış politikada, musikide, konuşmada alanının uzmanı değişik hocalardan ayrı, Turgut Özakman gibi hem yayıncılıkta ve hem de yazarlıkta usta birinden, program yapımcılığının inceliklerine dair yaklaşık iki ay ders almıştır. 1988 yılında TRT Erzurum Radyosu’na tayin edilen Bingöl, o tarihten bu yana arada yaptığı idari görevler dışında bugün halâ prodüktör olarak aynı yerde görevine devam etmektedir.

Pek çok önemli radyo projesine imza atmış deneyimli bir radyo yapımcısı olan, yapımcılığını, üretken kalemiyle süsleyen İsmail Bingöl, hemen hemen her programı için özgün yazılar hazırlayıp dinleyiciyle buluşturan bir yazardır, aynı zamanda. “Âşıklarımız-Âşık Edebiyatımız”, “Yöremizden”, “Bir Köyümüzde”, “Bizim Eller”, “Doğunun Sesi” bunlardan bazıları. “Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde” programı için yazdığı yazılar, konuklarından aldığı seslerle bir araya getirildiğinde, üç ciltlik aşk kitabı yayına hazır hale gelecektir. 2019’dan daha önce yaptığı “Şehirden Sesler” programına yeniden başlayan Bingöl, Türkiye sathında röportajlar hazırlayarak radyo yayınlarına devam etmektedir. Diğer taraftan o, yine yıllardır dergi ve gazetelerde çeşitli edebi ve fikri yazılar yazmaktadır. Bununla da yetinmeyip lise yıllarından beri durmaksızın uğraşıp geliştirdiği şiirle kurduğu yakın bağ sonucunda, Türkiye'nin seçkin şairleri arasına girmeyi başarmış değerli bir şairdir.

1994-2000 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Radyo-Televizyon Yayıncılığı bölümünde ve 2001 yılında ise İletişim Fakültesi’nde ‘Radyo Programcılığı’ dersini de veren İsmail Bingöl, yazı hayatına çeşitli gazetelerde kültür, sanat ve edebiyat yazıları yazarak başlamıştır.  Yazdıklarını birileriyle paylaşma hususunda gösterdiği tereddüt ve cesaretsizlik sebebiyle, aslında daha önceleri de yazıyor olmasına rağmen edebiyatın önemli araçlarından olan dergilerde ve gazetelerde yayımlamaktan uzak durmuştur. Bunun başka bir sebebi ise,yazdıklarını yeniden elden geçirmek ve mısraların bir süre daha demlenmesini beklemektir. Ancak TRT’de işe başladıktan sonra bir büyüğünün teşvikiyle ürettiklerini yayımlamaya başlamış ve ilk şiiri, 1988 yılında Kırağı Dergisi’nin bir sayısında, ilk yazısı ise, yine aynı yıl Erzurum’daki Milletin Sesi Gazetesi’nde çıkmıştır.

Yıllar içerisinde ünlü bir yazarımızın deyimiyle “hür tefekkürün kaleleri olan” dergilerle olan bağını güçlendirerek, hem yazıdaki ustalığını artıran ve hem de farklı alanlarda yazmaya başlayan Bingöl’ün, Akademi, Kalem ve Onur, Düşünce ve Sanatta Adım, Çizgi, Ay Vakti, Türk Edebiyatı, Dergâh, Lika, Sühan, Mortaka, Beyazdoğu, Tarih Yolunda Erzurum, Erzurum Sevdası, Erzurum Aktüel, Berceste, Az Edebiyat, Bizim Külliye, Edebiyat Ortamı, Bir Nokta, Dil ve Edebiyat, İslami Edebiyat, Herfene, Beyaz Şehir Palandöken, Şehir ve Kültür, Hümâ gibi değişik dergilerde, kültür ve sanat sitelerinde yazı, şiir ve röportajları yer bulmuştur. Sanat ve edebiyat alanında birçok sempozyuma katılarak bildiriler sunmuş, birçok armağan kitapta yazı ve röportajları yer bulmuştur.  

Yaşadığı şehirle ilgili portre ve denemelerini bir araya getirdiği “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum(1999)” adlı kitabı, Dergâh Yayınları Erzurum Kitaplığı’ndan; “Ey Kelime ve Ey Ses (2014)”, “Atalar Mirası Gönül Yarası Türküler (2014) ”adlı deneme kitapları, yine Dergâh Yayınları Ülke Kitapları serisinden yayımlanmıştır. “Ay Düşleri (2009)” adlı ilk şiir kitabı Ares yayınlarından ve “Sırrını Söyleyen Rüzgâr(2016)” adlı ikinci şiir kitabı ise Ötüken yayınlarından çıkmıştır. Halen yayınlanmayı bekleyen şiir, deneme, makale ve röportajları bulunmaktadır.

Yazarlığı ve Denemeciliği

İsmail Bingöl, deneme kitaplarında bir kaç temel problem üzerinde durmaktadır. Birincisi şehir: Başta Erzurum olmak üzere şehir olgusunu ve şehirlerde görülen problemleri irdeleyip tartışmakta ve çözüm önerileri sunmaktadır. Şehir Nedir? sorusunu soran yazar, sosyolojik bir olgu olan şehrin, çeşitli açılardan ne anlama geldiğini sorgular. Ona göre, şehri şehir olmaktan çıkaracak olan en önemli mesele, şehir kavramını içselleştiren ve şehir kimliğine aşina kişilerin giderek azalmasıdır. Bunun, şehirlerin geleceği açısından çok önemli bir tehlike olduğuna vurgu yapan Bingöl, bu durumun şehirlerin kendine özgü kimliğini her gün biraz daha aşındırdığına işaret etmektedir. O bu hususta şunları belirtmektedir:

Zira iç göçün, insan malzemesini kırk elli yıldır harmanladığı, yerlilik kavramının anlamını adeta unutmuş şehirlerde, bu gibilerin nesli ya tükenmiştir, ya tükenmek üzeredir.

Maalesef Erzurum da bu kervanın başında gelen şehirlerdendir ve göçü önlemeye yönelik tedbirler alınmakta daha fazla geç kalınırsa, Erzurum kimliğini tamamen kaybetme tehlikesiyle baş başa kalacaktır. (Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum, Dergâh Yayınları Erzurum Kitaplığı, İstanbul, 1999, s. 16)

İkincisi türküler: İsmail Bingöl, türkülerle adeta hemhal olmuş bir sanatçıdır. Ya türkülere aşinalığı sebebiyle TRT yapımcısı olmuştur, ya da TRT’de yapımcı olduğu için türkülere vurulmuştur diye söylesek de, dostluğumuzun kadim oluşundan dolayı biliyorum ki, türkü sevgisi, onun gençliğinden, belki de çocukluğundan itibaren gelen bir özelliğidir. Lise yıllarında derslerimiz boş olduğunda veya öğretmenler biraz dinlenmek için ara verdiklerinde sevgili İsmail Bingöl’den ya şiir okumasını ya da türkü söylemesini isterlerdi. O da istekleri kırmayıp, yerine getirirdi.

Bingöl, türküler üzerine ya da türkülere vurgu yapan iki kitap yazmış bulunmaktadır. Bunlardan ilki “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum”, diğeri de “Atalar Mirası Gönül Yarası Türküler”dir. İlk kitabında türkülerle ilgili ilk denemesi “Bir Türküdür Yakan Yüreğimi” başlıklı yazısıdır. O, bu yazısında Anadolu coğrafyasına çok uzak olmasına rağmen, vatan toprağı olduğu için savaşmaya giden ve çoğu bir daha dönmeyen askerlerimiz için Erzurumlu bir yeni gelinin yaktığı ağıttan söz etmektedir. “Mızıka çalındı düğün mü sandın?” mısraıyla başlayan Yemen Türküsünü anlatan Bingöl, bu türkünün yüreğini dağlayan bir güftesi ve ezgisi olduğundan bahisle, her dinleyende aynı duyguların ortaya çıkacağından söz etmektedir. Çünkü ona göre de “Türk’ü anlamak için türkü dinlemek gerek”tir. (s. 22)

Yemen’de olup bitenlere şair hissiyatıyla yüreği yananlardan biri olan Bingöl, “Mızıka çalındı düğün mü sandın?/Al yeşil bayrağı gelin mi sandın?/Yemen’e gideni gelir mi sandın?” türküsünün okunuşu esnasında hissettiklerini şöyle anlatıyor: “Yemen, gidip de dönmeyenlerin diyarıdır. Eşinden, âşiyânından, baharından, evladından, sevdasından, anasından, babasından ayrılan civanların destanıdır Yemen Türküsü. Bu türkü “insana neleri hatırlatmıyor, neleri çağrıştırmıyor ki… Çileyi, derdi, tasayı, hasreti, ayrılığı, gurbeti… Kahramanlık da var, gurur da, vakar da, kıvanç da… Muzaffer Sarısözen’in derlediği, Faruk Kaleli’den alınan bu Erzurum türküsünü dinlediğimde yıllardır gündemde kalan bir konuyu, Yemen’i bir kere daha acıyla, hüzünle hatırladım… Ara sıra dinlerdik çocukluğumuzda birinden… İnce ve titrek sesiyle hikâye ederdi o günleri… Taze bir fidanken başından geçenleri… Gidip de dönmeyenleri, gelip de görmeyenleri… Hele Yemen… Anlatmakla bitiremediği hazin bir hikâyeydi Yemen…” (s. 10-11) Sevdanın, tutkunun ama ardından gelen ayrılığın, kavuşamamanın en iyi anlatıldığı, sadece bunların mı? Tarihimizin en sıkıntılı bir döneminin de anlatıldığı bir türkü Yemen Türküsü.

Bingöl, çeşitli konulardaki düşüncelerini ve duygularını, adı geçen iki kitabında türkülerle bağlantı kurarak anlatmaya çalışmıştır. Bazen seyrettiği bir filmde okunan türküden hareketle filmin eleştirisini yaparken, bazen yine bir film aracılığıyla türkünün farklı memleketlerde söylenen versiyonlarından, eleştirmenlerden yaptığı alıntılarla söz etmiştir. Sözgelimi “Erzurum Çarşı Pazar”, bilinen adıyla “Sarı Gelin” türküsü bu tarzda ele alınmış bir türkü. Türkünün Erzurum türküsü olduğunda şüphe bulunmadığını çeşitli kanıtlarla ortaya koyan İsmail Bingöl, bu türkünün müziğinin, Erzurum’dan ayrılıp giden Ermeniler tarafından götürüldüğünü ve oralarda da söylendiğini ve bunların doğal etkileşimler olduğunu belirtiyor. Fakat Yazar’a göre “asıl doğal olmayan, özellikle sözleriyle Erzurum türküsü olduğu açıkça belli olan bir kültür mirasının, zorla başkalarına mal edilmeye çalışılmasıdır.” (s.62) Hepimizin müşteki olduğu bu hususu, Bingöl, en iyi şekilde dile getiriyor. “Sarı Gelin” türküsünün Erzurum’a ait olduğunun en önemli kanıtı, türkünün ikinci kıtasındaki “Palandöken yüce dağ / Altı mor sümbüllü bağ / Seni vermem ellere / Neçe ki bu canım sağ” şeklindeki dizelerdir. Bingöl, bütün bunları, derleyeninden, kaynak kişilerden ve türkü üzerine kafa yoranların yorumlarından istifade etmek suretiyle ifade ediyor.

Erzurum’un çok ünlü türküsü ‘Hüma Kuşu’ da ele alınan türkülerden biri. Bu türküde geçen efsane kuş Hüma’nın gölgesinin türkünün üzerine de düştüğü için türküye ad olduğunu, bu nedenle türküsünün de ‘efsaneleştiğini’ belirten Bingöl, ‘Bir Efsane Türkü’ başlıklı yazısında, bu türküyle ilgili çeşitli şair ve yazarların düşüncelerine yer veriyor. İşte onlardan biri, Fethi Gemuhluoğlu’nun Almanya’dayken Ahmet Kabaklı’ya yazdığı bir mektuptaki ifadelerinden alınmış: “Siz bizim oraların mayalarını bilirsiniz Aziz Kabaklı, beni ağlamaklı eden bir türkü ‘Hüma Kuşu yükseklerden seslenir’ türküsüdür.” (s. 69)

Kitaplarda çok farklı başlıklar altında türkülerle ilgili harikulade yazılar var. İşte onlardan bir kaçı: “Türkülerde Yaşayanlar”, “Eski Zaman Türküleri”, “Sevda Sözleri Yazmalıyız Hayatımıza”, “Gönül Gurbet Ele Varma”, “Ağam Nerden Aşar Yolu Yaylanın”, “Toprağın Vatan Oluşu veya Allahuekber’deki Binlerce Şehit”, “Feleğe Bir Sitem veya Emrah’tan Bir Nida”, “Bir Türkü Yüzünden Düşmüşüm Acılara” ve kitaba adını veren “Atalar Mirası Gönül Yarası Türküler”. Bunlar, başlıklardan bazıları. Daha birçok yazı var. Her biri kısa kısa ve insanın okudukça okuyası gelen denemeler.

Üçüncüsü şehirden portreler veya insan manzaraları: Bingöl, bu tarz yazılarında, ele aldığı konularla ilgili olarak o hususlarla ilgilenmiş olan Erzurumlular veya Erzurum’a değer vermiş önemli şahsiyetlerden bahsetmektedir. Erzurum türkülerinin derlenmesinde emeği bulunan Faruk Kaleli, Erzurum türkülerine gönül veren Ragıp Topçu, Erzurum’a geldiği iki günlük intibalarının nakledildiği büyük şair Yahya Kemal, Erzurumlu olmamasına rağmen ömrünün 35 yıllık bölümünü Erzurum’da geçiren edebiyatçı Prof. Dr. Orhan Okay, doğup büyüdüğü şehrini çok seven ve sevdiği topraklarda medfun bulunan Feyyaz İbrahimhakkıoğlu, Karadenizli olduğu halde ömrünün tamamını Erzurum’da geçiren Hemşin Pastanesi’nin sahibi Nail Usta, Erzurumlu ressam Haluk Güçlü, şehrin manevi mimarlarından Hacı Mevlüt Çınar gibi kişiliklerden, onlarla yapılmış röportaj veya araştırmalar dâhilinde söz edilmekte; kaybolan semtlerden, küçülen ya da köyleşen şehirden, Erzurum'un sokaklarından, Erzurumlu âşıklarımızdan, şehrimizin mevsimleri ve kendine özgü mevsim özelliklerinden, Erzurum’un ramazan ve bayram kültüründen, nihayet Erzurum’da geçmişten bugüne yayınlanan gazeteler bağlamında basın tarihinden bahsedilmektedir.

Dördüncüsü şehirdeki mekânlar: İsmail Bingöl, bu kategoride Erzurum’un tarihi eserleri, şehre özgü evleri, hanları, mahalleleri, sokakları gibi, yaşanılan yere hüviyet kazandıran mekânlardan bahsederek, şehri tanımanın, insanın kendisini tanıması gibi bir düşünce olduğunu vurgulamaktadır. İnsan kendisini tanımadığında, nasıl kimliğini ve kişiliğini oluşturamazsa, yaşadığı evi, şehrinin sokaklarını, mahallelerini, tarihi eserlerini tanımayan insan da o şehre yönelik aidiyet duygusunu oluşturamaz. Bunun sonucunda da yaşadığı yere hep yabancı kalır.

Görülüyor ki İsmail Bingöl, yazılarında hem gözlemlerine, hem duygularına, hem de incelemelerine yer veren araştırmacı zihniyete sahip bir yazardır. Yazılarında akademik bir hava da sezilmekte ve denemelerinde bile makale tarzı hissedilmektedir. Bunun en güzel örneklerini de “Ey Kelime ve Ey Ses” ismini verdiği kitabında vermektedir.

Şairliği

Gençlik günlerinden bu yana şiire ilgi duyan, önceleri yerli-yabancı büyük ve tanınmış şairlerin şiirlerini okuyan, ilerleyen zamanlarda kendi şiirini de oluşturmaya başlayan, bu alanda kendine has bir ses yakalamayı başaran, nihayet iki şiir kitabı yayımlayan, üçüncüsünü de yayıma hazır hale getirmiş olan bir mısra sevdalısı, bir kelime avcısıdır İsmail Bingöl. Bu çabanın neticesinde şu ana kadar iki şiir kitabı yayımlamıştır ve adları şöyledir: “Ay Düşleri” ve “Sırrını Söyleyen Rüzgâr”.

Bingöl’ün, nev’i şahsına münhasır bir şiir anlayışına sahip olduğunu düşünüyorum. Şiire başlarken heceyi ön plana alarak şiirlerini oluşturduğunu bildiğimiz şair, daha sonra çoğunlukla serbest şiir diyebileceğimiz tarza yöneliyor ki, bu durumu ikinci şiir kitabında daha netlikle görüyoruz. Ancak bu döneminde yazdığı şiirlerde de zaman zaman kafiye uyumunu gözettiği dikkatlerden kaçmıyor. Şiirlerinde duygunun öne çıktığı gözlemlenen Bingöl, düşünceyi de ihmal etmemeye gayret ediyor. Mısralarında herkesin anlayabileceği kavramlar kullandığı gözlemlenmesine rağmen, yer yer terkiplere de yer veriyor. Şiirlerinde konu olarak denemelerinde olduğu gibi şehir yine öne çıkıyor. Ancak şiirin ortaya çıkışının ana nedeni olan aşk onun şiirlerinde daha da hissedilen bir tema olarak dikkat çekiyor.

İsmail Bingöl, “Ay Düşleri” adını verdiği şiir kitabının ön kısmında bir poetika oluşturmaya çalışmış, fakat tamamlayamamış. Ama en azından şiir hakkında söylemek istediklerine, bu konudaki görüşlerine bir giriş yapmış. İşte “poetikaya giriş” mahiyetindeki bu bölümde şiirle ilgili cümlelerinin bir bölümünde şunları söylemekte:

Şair; içini şiirlere döken, şiirden aldıklarıyla içteki kozasını ören… Ördükçe örmek isteyen… Ve bir çemberin etrafında dönüldüğü gibi; ‘bir mısra yakalamak uğruna’ kelimelerin, seslerin ve de duyguların etrafında dönüp dönüp duran… Kavgalara, zıtlıklara, çekişmelere, kirliliklere; şiirin yardımıyla kayıt düşen… Hürriyetini, rahatını, düşünmemenin kaygısızlığını mısralar için terk eden belki de…” Yine İsmail Bingöl’e göre “şair; ayrılığı, aşkı, sevdayı, dostluğu, ölümü, doğruyu, yanlışı, geleni, gideni, seveni, sevmeyeni ve daha birçok temayı mısralarla kendince işleyen ve sorgulayan…”dır.

Bir şairi tanımanın yolu nasıldır? Bingöl’e göre “Asıl anlamıyla şair, zaten hissettikleriyle, duyuşlarıyla, düşünceleriyle ve daha pek çok yönüyle, yazdıklarında gizlidir.”  “Ay Düşleri” kitabının şairini tanımanın yolu da, kitabını okumaktan geçiyor. Ama yine de ben, onun şiir yolculuğundan kısaca söz etmeden geçemeyeceğim.

Kadim dostum Bingöl, lisenin daha ilk sınıfından itibaren şiirle dost olmuştu. Güzel şiir okur, şiir yazma denemeleri yapardı. Bizlerde de benzer çabalar olmuştu, ama biz çabuk pes ettik. Çünkü şiir yazmak isteyen ya da şiir yazan herkes şair olamaz. Her şeyden önce şair tabiatlı olmak gerekir. İşte İsmail Bingöl, şiire istidadı olan ve hatta şair tabiatlı doğanlardan biridir. O, şiirlerini oluştururken ‘bir mısra yakalamak uğruna’ rahatını hiçe sayıp, sancılar çekenlerdendir. Bu sancılarını, kitabının “Şiire ve Şaire Dair Birkaç Söz” başlığı altında “karın lapa lapa yağdığı gece yarılarında ya da yağmurlu bir günde; sokakları, caddeleri arşınlarken; aklında, fikrinde şiir olan… İç burkuntuları büyüdükçe, şiiri de büyüyen… Gördüklerinin, bildiklerinin, yaşadıklarının ışığında şiirin dünyasını kavramaya çalışan…” ifadeleriyle anlatan İsmail Bingöl kardeşim, çokça şiir sancıları çekmiş ama bu sancılar, birçok şiirin doğmasına sebep olmuş ve bu gün zevkle okuduğumuz iki güzel şiir kitabı ortaya çıkmıştır.

Şair, ilk kitabının adını “Ay Düşleri” olarak belirlemiş. Aktardığım ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, bir gece vaktinde düşler dünyasında gezinti yaptığı bir zamanda yazdığı şiirinin adını vermiş kitabına. Herkes karanlık bir gece vaktinde ortalığı aydınlatan o parlaklığa bakıp geçer. Çoğumuz, Ay olmasaydı yolumuzu nasıl görürdük diye düşünürken aynı Ay, onu düşlere daldırmış ve bu izlenim, onda şairce algılar meydana getirmiş, onun duygularını hareketlendirerek bu şiiri doğurmuş.

Belki de herkes için fazla bir anlam taşımayan, ama şairin düşünce ve duygu dünyasını kavrayan, bazı yönlerden onu sıkıntıya sokan, üzen, hüzünlendiren ortamlarda doğan bu şiirlerin her birinin mutlaka kendine özgü bir öyküsü vardır. Bunları bilemeyiz ama ortaya çıkan şiirler, onun halet-i ruhiyesini az çok ifade ediyor. Hepsine ciddi emek verdiği anlaşılıyor. Okuyunca göreceksiniz ki “Ay Düşleri”(s. 78-79) ve “Bir Adam Vardı”(s. 35-38) şiirleri, şairin şiirini oluştururken neler çektiğini, ne tür iç sıkıntıları yaşadığını, duygularını kelimelere dökerken geçirdiği ruh hallerini anlatır gibidir.

Kitaba alınan şiirlerde, hangi şiirin, hangi tarihte yazıldığı belirtilmemiş. Bu bir eksiklik değil bu kitaba kaç yıldır emek verdiği ve yılların izi belli olmasın diye belki de şair bunu bilerek yapmış. Bu tarih belli etmeyiş, belki şiiri yazmaya başladığı tarihle bittiği tarih arasında uzun bir zaman olduğu içindir. Belki de bir tek şiir için aylarca belki yıllarca sancı çektiği bilinmesin diyedir. Büyük şair Yahya Kemal de bazı şiirlerini uzun yıllar içinde yazmamış mıydı? Şiir bu, ne zaman içe doğacağı, insanı ne zaman vuracağı bilinmez. Bazen erken doğuverir bazen de tam şeklini bulmak için yıllarca sancı çektirir.

Kitapta en kutsal varlığımız analarımıza yazılmış şiirler, inandığımız değerleri anlatan şiirler, şairlerin ilham kaynağı aşka dair şiirler, şehir ve özellikle de Erzurum üstüne yazılmış şiirler ve daha nice temalar üzerine mısralar var. Birkaç örnek vermek istiyorum:

Anama” (s. 18-19) adını verdiği şiirinde analığın kutsallığını;

  “Hangi oğul bilir / Anasının hikâyesini

   Hangi dil anlatabilir / Anaların çilesini

   Kim bilir hangi çizgi /Hangi hüznün eseri” dizeleriyle başlamış ve devam etmiş anaları anlatmaya.

Aşk, şairlerin en büyük esin kaynağıdır. Aşk, yaşama gücüdür. Nitekim İsmail Bingöl de “Aşk / İşte O Büyük Kuvvet” (s. 85) adlı şiirinde; “Aşk / İşte o büyük kuvvet / Yeniden ve daha bir dirilikle dönmelidir / Yeryüzüne” mısralarında aşkı bir güç olarak betimlemiş.

Sevgili dostum İsmail Bingöl, doğup büyüdüğü, yaşadığı şehir olan Erzurum’u bir an bile unutmamış şiirlerinde. “Yaşadığım Şehir İçin…” adını taşıyan bölümdeki “Erzurum” (s. 144) adlı şiire;

 Karlar ülkesinin çocuğuyum

Beyazın nam saldığı 

Çilenin buram buram tüttüğü

Bir diyardır benim yaşadığım

İçli sevdalarla yüklü

Yüreği türkülere vurgun

Sabırlı insanlar yurdudur

Erzurum” dizeleriyle başlamış ve bu nefis şiirini, eskilerin ‘mısra-i berceste’ dediği, 

BU ŞEHİR, SESİDİR BAŞTANBAŞA BİR MİLLETİN

BU ŞEHİR, BEKÇİSİDİR YÜZYILLARDIR HÜRRİYETİN

Belki hiçbir zaman

Kadri bilinmeyecektir Erzurum’un

Ama vatan uğrunda terk-i can etmek

Hep muradı olacaktır Erzurumlu’nun 

mısralarıyla bitirmiş.

"Sırrını Söyleyen Rüzgâr” adlı ikinci şiir kitabında ise tema olarak çoğunlukla benzer  konulara yer verilmiştir. İlk kitabında annesine şiir yazan Bingöl, ikinci kitabında babasını da şiirine konu edinerek “Babamın Kibrit Sevdası” şiirinde, babasının sigarasını yaktığı kibriti elinde tam anlamıyla kül olana kadar nasıl özenle tuttuğunu anlatarak onu yâd etmektedir. Öfkeli bir anında oğluna kızan bir babanın oğlundan nasıl özür dilediğini görmek istiyorsanız “Bir İncitişe Söylenen” başlıklı şiirini, kızına beslediği sevgiyi gösteren “Kızım” şiirini, öğretmeni Mehmet Bayram için yazdığı, sevgi ve saygı ihtiva eden duygu yüklü “Öğretmenim” şiirini, milli duyguların şahlanışını sembolleştiren ve dalga dalga ülkenin her tarafına yayılan sesin dayandığı hakikati öğrenmek için “Bu Ses Çanakkale’den”i, memleketimizin birbirinden sıkıntılı günlerin içinden geçip gittiği yetmişli yılları anlayabilmek için “Onlar ki”yi, aşkın nasıl bir duygu olduğunu anlamak için “Zülfünün Bir Telini Görmek İçin”i, “Sevda Masalı”nı ve “Aşk Bizden Uzağa Düşer”i ve kısacası kitabın bütününü okumak gerekmektedir.

Bazı deneme ve şiirlerinden kısa alıntılarla İsmail Bingöl’ü tanıtmaya çalıştımsa da anlatması uzun sürer. En iyisi kitaplarını okuyarak tanımak ve anlamak. Kitaplarında lezzetli deneme ve şiir aramaya gerek yok. Zirâ hepsi birbirinden nefis ve birbirinden lezzetli…

Duygularına yön veren sezgilerinin kesiştiği gönlüne ve bu duyguları somutlaştıran kalemine ve emeğine sağlık değerli dost…

H. Ömer Özden

Güncelleme Tarihi: 01 Temmuz 2019, 08:49
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13