Bir Medeniyet Hikayeperdazı

Hacı Bayram Veli Ankara ovasına doğru bakmaktadır o öykülerde. Bereketli topraklara yağmur yağsın diye dua eden Hacı Bektaş Veli nefesi duyulur öykülerdeki sağanaklarda. Zaman, Hüseyin Su hikayelerinde durur ve dinler; Bu anlatıcı ölmeyecek şeylerden bahs

Bir Medeniyet Hikayeperdazı

Bir Medeniyet Hikayeperdâzı:

 Hüseyin Su

Hüseyin Su"yu ne zaman tanıdım, ne zaman bildim, nerede gördüm ilkin, hatırlamıyorum. Geriye dönüp baktığımda; Yedi İklim toplantılarından birinde, sessiz ve vakur oturan bir adam, hüzzamı çağrıştıran bir eda var duruşunda.

Beyazıt Devlet Kütüphanesi"nde, idareci odası. Bir adam, gülümseyen bir yüzle karşılıyor kim girerse içeri. Sanki bayramlaşmaya gelmişiz hissi doğuyor içime. Oturduğum yerden kalkıp ellerini öpesim geliyor.

Ankara"dayız. Bir düğünde. Masa başında bir daldan ötekine atlayan kelimelerimle , heyecanla bir şeyler anlatıyorum karşımdaki adama. Yüreklendiren bir bakış var gözlerinde, sabırla dinleyen bir adam…

Elinde bir kitap var: Edebiyat Teorisi.  Zihnim kurguya başlıyor… Sevdiğim büyüklerin elinde aynı tarihlerde birbirlerinden habersiz bu kitabı görüyorum. Okumalıyım diyorum.  Zira, Hüseyin Su bu kitabı okuyordu, diyorum. Kitabı bitiremiyorum. Heyhat, hayallerimi yazmaya başladığım bir vakitte teori-öğreti içeriklerine bakacak cesaret yok bende! “Oldum artık!” diyen acemi dervişim her vakit olduğu gibi…

Zihinsel, coğrafi, dilsel ortaklıklar kurarız insanlarla. İnsanlarda bulduğumuz ortak noktalar yaklaştırır bizleri birbirimize. Hüseyin Abi"nin memleketlim olması, sanki bizim köydenmiş gibi bir çehresinin zihnimdeki duruşu, Edebiyat Dergisi geleneğinden gelip Nuri Pakdil şoklarını çok iyi tanıması, eğitimci ve kütüphane idarecisi olması kendimce kurduğum ortak noktalardı. Bu ortaklıklarla kendimi yüceltmeye çalıştım onca zaman.  Bir öykünme, bir iz sürücülüğü değildi ama işin içinde nefsimizin bize, bak, sen de onun çizgisindesin yollu tazyikinin olması yok değildi. Ancak, kendimce bu yollu “mahallemizin abisine benzeme”  kurguları bir yana; Hüseyin Su demek, Gülşefdeli Yemeni demektir benim için. Sözlerinden, sıcaklığından, selamından, ağabeyliğinden öte bir şeyler aldımsa Gülşefdeli Yemeni"den almışımdır.  Gülşefdeli Yemeni  başlı başına bir inceleme, tez konusu;  hatta hakkında zeyl yazılacak kitaptır. Bu yüzden kısa kesmek isterim bu bahsi; içinde, yitime uğrayan tüm bakirliklerin olduğu bir kitabı anlatmak için nefesimi toplamalıyım.

Bir yazarı tanımak ya da tanımamak değildi mesele. Bir yazarın sözlerini kalbimize batıracak kadar anlama gayretinde olmaktı, asıl olan. Yazar ve öykücü olan Hüseyin Su"dan bunu öğrendim biraz da. Anadolu insanı; Nurettin Topçu"nun Taşralı hikâyesi ve çağrışımları; Şevket Bulut"un açtığı kapıdan bakabilmek; Sait Faik"i başka gözle okuyabilme becerisi; Memduh Şevket Esendal"ı okuma gerekliliği; mahallenin dışındaki güzellikleri görmek, mahallenin içinde ise büyüme çabasındaki fidanları canlandırmak, Mevlana öykülemesiyle, Karacoğlan sadeliğini ve Anadolu avazını mündemiç etmek… Hepsi bir arada Hüseyin Su öykülerinin ve okumalarının sınırlarına dair ufak bir gezintidir. Hüseyin Su, mahallemizin öykü kaptanlarındandır. Eğer bir öykü maçı yapılacaksa, onun seçtiği takımda olmak büyük bir onurdur.

Türk edebiyatına ve yayın dünyamıza Hece Yayınları ve Hece Dergisini kazandıran ekibin içerisinde dinamik bir rol oynayan Hüseyin Su, yazmak ve okumak isteyen insanları yalnızca yüreklendirmez; somut adımlar attırır da. Kapısını çalan ademler boş dönmezler. Sanırım en nasipsiz olan bendim ki bir koli kitaba fit oldum; Yûnusleyin.

Hüseyin Su öykülerinin içerisinden cennet çeşmeleri akar, tıpkı Erdem Beyazıt Ağabey"in Sana Bana Vatanıma Dair şiirinde olduğu gibi. Hangi kitabını açarsanız açın, yüzünüze bir şavkıma vurur. Bozkır insanının enginliği ve bozkır atlarının ferah koşuları vardır. İnatla görülmek istenmeyen bir edebiyatın, unutulmak istenen köklü bir edebiyatın serinliği vardır. Sanki Keykubat"ta alınmış bir abdest, kabul olunmuş bir duanın gönül erinci vardır satır aralarında. Ama en çokta, sabırla ömrünü bir dantel gibi şekillendiren ve kirden, söz katilliğinden uzak duran bir yazar vardır (belki de hikayeperdâz demeliyim)  öykülerinde. Hacı Bayram Veli Ankara ovasına doğru bakmaktadır o öykülerde. Bereketli topraklara yağmur yağsın diye dua eden Hacı Bektaş Veli nefesi duyulur öykülerdeki sağanaklarda. Zaman, Hüseyin Su hikayelerinde durur ve dinler; Bu anlatıcı ölmeyecek şeylerden bahsediyor, diye.

O öyküler Selçuklu minareleri gibi yükselmeye devam ediyor. Ve Selçuklu kervansarayları kadar engin ve serin bir dünyanın kapıları aralanıyor her okumamda Hüseyin Su hikâyelerini.

Her adem kovasının ebadınca bu hikâye denizinden hikmet devşirirmiş. Bana Gülşefdeli  Yemeninin kokusu kalmış. Varsın olsun, Yusuf"un kokusunu alan Yakup otuz yıl sabretti bir koku üzre!

Zeki Bulduk yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 12:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26