banner17

Bir kenti bize sevdiren nedir?

Iskaladığımız birileri vardır. Hani görmediğimiz, hani elinden tutmadığımız.. Fakat hayatın ta kendisidr onlar..

Bir kenti bize sevdiren nedir?

Bir kenti bize sevdiren nedir?

İnsanlar, mekanlar, anılarımız, şehrin mevsimlerle ilişkileri… Bunlar her zaman için ilk elden söylediğimiz genel geçer cevaplar. Oysa, ıskaladığımız birileri vardır. Şehrin sokaklarıyla, rengiyle kokusuyla, dokusuyla hem hal olan deliler ki bir şehri hafızamıza kazıyan Allahın garipleridir.

11529
(+)

Deliler ölünce çocukluğumuz biter

Kırşehri sevdiren Ahi Evran, Cacabey, Aşık Paşa ya da Selçukludan kalma diğer izler olabilir. Ya da Sivas’ı sevdiren Çifte Minare, Kayseri’yi sevdiren Melikşah gibi gelebilir kimilerine. Oysa, Cacabey Camii Medresesinin yanından bir kadın geçer deli bir gülüşle ve insanları güldüren küfürleriyle. Ağzında hiç söndürmediği sigarası, kolunun altında bir şilte torba, boğazını sıkan başörtüsünün bağcığından bir ömrün kederi akarken… Deli Döne’dir o. Şehir uyanmadan uyanır. Şehri uyandırma vazifesi delilerdedir. Çocukların eviçlerini dolduracak olan seslerine yol açar. Esnaf kepenklerini açmadan sokakların, caddelerin üzerine sinen gecenin o ürpertili perdesini kaldırır, belediye araçları ana yollara sular dökmeden yolların tozunu alır…

Öyle ya bir deli için bir kent evi gibidir. Her bir tarafına dokunur, sabaha hazırlar kenti. İnsanların güne başlamalarını kolaylaştırır. Gün, bilinmezleriyle gelen bir yabancı gibi durur şehrin kapılarında ve Deli Döne karşılar o yabancıyı. Şehri yabancıya yabancıyı şehre alıştırır.

Okula giden çocukların gözleri çevreyi kolaçan eder. Eğer Deli Döne’yi göremezlerse o gün dersleri kötü geçecek, okulda tatsızlık çıkacaktır. Eğer onun ağlamaya benzeyen gülmesini duymazlar, ona karşı gülmezlerse her şey aksi gidecek beden dersinden bile zayıf alacaklardır.

Her şeyi kabul etmez, önce bir tartar ölçer

Her verileni almaz Deli Döne. Tekin durmayan adamların yüzüne tam da deli gibi bakar. “Ne bahıyon öyle. Gozlerini oyarın senin!” der şehri inleten sesiyle. Ha, sesi o kadar heybetli olsa da, hançaresi çatlamış bir erkek çocuk gibi seslense de; cüssesi daha yeni yetme bir genç kız kadardır. Endamı çıtkırıldım mankenlere taş çıkaracak ebattadır.

Her ademin yaşı onun gözünde aynıdır. Bir orta mektep talebesine, “Abeyy, şu beni dövüyü!” diye seslenirken de, ihtiyarlar Cacabey Camii’nin şadırvanında abdest alırken onlara işveli bakışlar fırlatırken de her insanın yaşı izafi bir hal alır…

Hani yara kabuklarıyla oynamayı seven çocuklar vardır… Yaranın kabuğu iyice soyulduktan sonra oynayacak bir şey kalmaz. Yaranın yeri pırıl pırıl ortaya çıkar… Ondan sonra çocuk tutar o parlayan yeri kaşımaya başlar ve yarası kanar. Deli Döne’den bahsetmekte tıpkı yara kabuğu çoktan kopmuş bir yara yerini kaşımak kadar acıtıcı. Her ne kadar ilk kaşıntının verdiği bir tatlılık olsa da sonrası acıdır işte. Sanki çocuk gözümün önünde bir kendini bilmez şehrimin delisiyle alay ediyor gibi, sanki zebellah gibi bir adam tekme tokat onu dövüyor gibi. O ise çaresiz insanlardan medet umarken, insanlar ona gülüyorlarmış gibi…

Deli Döne: Adından da belli, mesleği delilik. İnsanların akıllarına inat, aklını evinin bir köşesine saklamış ve yerini unutmuş bir deli.

Deli Döne:  Sabahları oğlunun ekmeğini önüne koyacak kadar aklından fazlasını itlere atmış bir âdem kızı.

Deli Döne: Oğlu askerde vurulduktan sonra kendini yolara vurmuş bir meczup, derler. “Adım Mehmet” diyen her insana  “oğlum!” diye sarılan kadın. Asker elbiseli bir delikanlı gördü mü peşi sıra giden bir ece…

Devlet-i Âli Osman vaktinde meczuplara dair bir fetva vardır: Bir meczuba üç ila altı mızrak yaklaşılmaya. Yaklaşıldığında mesul deli olmaya, diye. Deli Döne’ye üç ya da altı mızrak uzaklık gibi bir mesafe koymayan çocuklar şimdi dünyanın dişlileri arasında yarım akıllarıyla evlerini geçindirmeye, ülkeleri hakkında konuşmaya, Ortadoğu ve TV dizileri hakkında cümleler kurarken bilirkişi pozlarıyla gezmelere çıktılar birçok şehirde. Bu arada yeni deli Döneler çıkıyor şehirlerin caddelerine… Çocukluğumuzun delileri ise şehirlerin ruhuna sinen bir gül kokusu gibi duruyorlar durdukları yerde deli deli bakıyorlar bizlerin dünyaya anlam ve şekil vermesine…

Şiir gibiydi.. ve şiir gibi son mısrası çok ani geldi

Bir deli öldüğünde ölen sadece bir deli değildir! Onunla birlikte ölen çocukluğumuzdur. Masumluğumuzdur. Muzipliğimizdir. Yüzümüzdeki samimi gülümsemelerdir.

Bir deli sadece, yalnızca, asla, bizatihi deli değildir. Şehrin hafızasıdır. Şehrin vicdanıdır. Merhamet adlı bir delikli çalgıdır. On deliği vardır ney gibi. O öldüğünde delikler bir bir kapanır;

Merhamet akmaz olur.

Vicdan susar.

İyilik bir kapıdan savuşur.

Hoşgörü konuşmaz.

Edeb yerini şaşırır.

Tevazu hoyrat bir rüzgâra boyun eğer.

Dostluk bir köşede ağlar.

Düşküne el vermek bir kelime grubuna dönüşür.

Düşene bir de sen vur sözü dillerden kalplere hücum eder..

Akıl, imanı da deliliği de alt eder ve hesapsız sevmenin yerini tartıyla dolaşan insanlar alır. Zira Deli Döne ölmüştür. Yüzümüzün gülen yanına bir tokat atılmıştır. Bir kış günü kendini bilmez iki insan suretli insanlığa yakışmayan hallerle yaklaşmışlar ve sonra da katili olup, deli döne kadar metruk bir eski evin içine cesedini bırakmışlardır.

Delilerden korkmamayı şehrimin en güzel meczubundan öğrenen çocuklar büyümüşler ve çocuklarına delilerden korkmak gerektiğini öğretmeye başlamışlardır.

 

Zeki Bulduk, Deli Döne’nin ruhuna bir Fatiha niyetine yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2010, 11:03
YORUM EKLE
YORUMLAR
Eşref Kalender
Eşref Kalender - 9 yıl Önce

Müstefîd olduk mîrim.. Barekallah.

murakka
murakka - 9 yıl Önce

döne deyince aklıma birden nihat genç'in soğuk sabun'u geldi. o ne muhteşem bir romandır. okuyanlar bilir. okuyup bir daha ağlamak gerekir...

Zeki Bulduk
Zeki Bulduk - 9 yıl Önce

"dönüp duran feleğin başı dönse , bu yaratıcının aşkındandır.." der mahzen-i esrâr/nizamî

celişki midir? demiş mr'y. Bu sorunun cevabını "mecnunlar bahsine" geçtiğimizde cevaplamaya gayret edeceğiz eğer başımızı döndürmezlerse hayret makamındaki mecnunlar... Zira, meczuplar için çelişki kaldırılmıştır.

serdar atabay
serdar atabay - 9 yıl Önce

akıl insanı terk ederse deli, insan aklı terk ederse meczup denildiğini anladığım an deli ile veli arasındaki bağı anlamış oldum.hani derler ya deli olunmadan veli olunmaz diye ne kadar doğru bir söz. çok büyük bir alimde derki rızkı özel olarak yalnız Allah tarafından temin edilenler kişiler meczuplardır. düşününce doğruluğu ispatlanıyor. her bölgenin her yörenin birden fazla meczubu vardır. Allah aşkıyla cezbeye gelerek Allah yoluna akıllarını feda eden kişilerdir bunlar. ve çok çok özellerdir

banner8

banner19

banner20