banner17

Bir dua başlattı anneliği

Mustafa Nezihi, bize en bitişik faniyi anlattı. Bütün şiirler, türküler, güzellemeler dünyadaki o ilk yurdumuza kavuşma arzusudur. Annenin nazarında göbek bağı hiç kesilmemiştir.

Bir dua başlattı anneliği

İlk andan başlayalım. Henüz zamanın başlamadığı o andan. Ana olamamış Havva’dan. Yasak meyveden ilk yiyenin kadın olduğunu söyler bazıları. Biz de bir anlığına kabul edelim bu savı. Fakat bizim kabullenişimiz ona bir kötülük atfetmek için değil. Havva o meyveyi içinde depreşen bir hasretle yemiş olmalı. Ona daha çabuk kavuşabilmek için. Ancak dünyaya inince öğrenebilecekti içinde depreşen o hasretin adını: Çocuktu o. Kendi içinden çıkan, kendinden bir parça.

Yasak meyveden sonra Âdem’le Havva birleşirler o muhteşem duada. Ve o duanın kabulü aynı zamanda anneliği de başlatır.Anne çocuk

Kabukları olmayan öz

Kadının geveze olduğu söylenir ama bu anne için söylenmez. En azından kendi annemize yakıştırmayız bunu. Anne güzel sözlerini, kelimelerini evladına saklar. Ona söyler gizlice. Onun kalbine akıtır onu severken.

Anne bekleyiştir daha çok. Baba dışarıdadır. Gezinir, arar, çalışır, kabuk edinir bu yolculuklar için. Sertleşir biraz. Anne bu sert kabukları edinmeye ihtiyaç duymaz genelde. Yumuşaklık ve merhametle özdeşleşmesi bundandır belki de. O severek korur. Bunun için özümüze daha yakın hissederiz onu. Onun kucağına yatarız. Ondan ninniler dinleriz.

Anne Meryem'dir biraz

Anne Meryem’dir, Asiye'dir biraz. Yaşımız ne olursa olsun bizi bir kundağa sarmak, merhametten bir beşiğe sarmak ister. Firavunların şerrinden daima korkar. Bizi hayat ırmağına bırakırken korkuyordur ama başka yol kalmamıştır. Bırakır ve ağlar. Bilir ki çocuğu bir daha evine eskisi gibi gelmeyecek. Gidecek ve saraylara ve sürgünlere ve dağlara ve çöllere yol bulacak. Bilir bunları ve ürperir. Bitmez bir ürpertidir anne.

Bekler evinde. Mağaradan o ağır ve muhteşem sırla döneni sevgiyle karşılar. Varoluşun en zor anlarında, gecelerinde üstümüzü örter. Babanın ve oğulun ve kızın en zor zamanlarında en geniş kucaktır anne. Bu yüzden ısrarla sevilmesi emredilendir; tüm ‘ruhların babası’ tarafından. Onun ölümü ‘hüzün yılı’dır mümin çocuklarına.

Anne çocukBize en bitişik fani

Bütün yakılan türküler, ağıtlar, güzellemeler, söylenen şiirler o zorluksuz, koruyucu rahme dönüş arzusunun ifade biçimleridir. Değil mi ki elest bezminde verilmiş bir ahitten düştüğümüz ilk yurttur orası. Orada kendini bize çeper eyleyenin içindeyiz. Canından can katmaktadır bize anne. Yaşamı bizim için yavaşlatır. Ruhumuz incinmesin, küçücük aklımız karışmasın diye. Kendisiyle korur bizi.

Dünyaya doğduğumuzda kesilen göbek bağımız onun nazarında hiç kopmamıştır. Duasıyla, desteğiyle, sevgisiyle hep yanımızdadır. Bize en bitişik fanidir. Ne kadar büyürsek büyüyelim onun bizi kapsamasından rahatsız olmayız.

Biliriz ki en asude yer, en gıll u gışsız mekân onun gönlüdür. O yürekten sürüldük mü saadetlerin hiç biri bizi tatmin edemez. Hiç bir cennet bize açmaz kapılarını. Hiç bir melek bakmaz olur yüzümüze.

Annesizliği giderme yolu olarak aşk

Öyle bir çağa eriştik ki; nasırlı elleriyle seven anneler gittikçe azalıyor. Kentler bizi yuttuğu gibi annelerimizi de, anneliği de yutuyor. Çalışmaya gidiyor anneler. Okullara. Büyük dairelere. Kapitalizm, annelerin çocuklarını sevmesine öyle az izin veriyor ki. Biz modernlerin içine bir yetimlik duygusu yerleşiyor ve oradan çıkmıyor bir türlü. Gidip bir başka anne adayına sarılıyoruz. Olmadı büyütüp duruyoruz içimizdeki 'sevgili' kadını. Annesizlik marazi bir aşk olup siniyor damarlarımıza. Çünkü saflığını yitirmiş her sevgi, bin bir badireden ve dolayımdan geçmiş her aşk daraltıyor gönlümüzü. Çatışıp duruyoruz onunla. Yorgun düşüyoruz istediğimiz gibi sevememekten ve sevilmemekten.

Masalcı büyüklerin gidişine ağıt!

Annelerimizi alıp götürüyor bu çağ. Sıcacık ve fakir evlerimizde masallar, hikâyeler, Hz. Ali cenkleri dinleyemiyoruz annelerimizden. Ayırdı bizi anne ve babalarımızdan, tek başımıza yaşama özgürlüğümüz. Dedelerin, ninelerin gelenekten süzdüğü irfanın ruhumuza sindiği büyük aileler birer düş çoğumuz için.Anne çocuk

Ayrılıklar ve boşanmalar çağı

Annesiz kalacağımız günlere mi ulaşacağız yoksa? Anne baba arasındaki çatışmalar, kavgalar, anlaşmazlıklar gittikçe büyüyor çünkü. Bu zorlu geçiş döneminde ayrılıklar, boşanmalar gittikçe artıyor. Çocuklarını istemeyen anneler, babalar gördüm. Öylece kalakalıyorlar orta yerde. Bir akrabada, yatılılarda, çocuk evlerinde yetim ve öksüz olarak. Annesi-babası var mı bu çocukların?

Büyük şairi dinle ve çöz kendini çöz!

Şimdi ey şairler, düşünürler, imamlar, öğretmenler! İş size düşüyor. Bilenler, görenler, duyarlılar, kaybetmenin acısını iliklerinde hissedenler! Büyük şaire kulak kesilelim ve elimizden gelenin en iyisini, en zorunu yapalım. Ey insan, çöz kendini çocuk ol! Ey kadın, bırak kendini acıma anıtı bir anne oluncaya dek! Ey bu çağın yaptığı yalancı kulelerde yaşayan hepimiz! Toprağa bas ve şairi dinle!

Bir kadını al onu yont yont anne olsun

Her kadın acıma anıtı bir anne olsun

Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne

Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle

Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun

 

Mustafa Nezihi Pesen o pencereden baktı

Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2010, 18:00
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Saynur Öztürk
Saynur Öztürk - 8 yıl Önce

Anne olmak böyle bir duygu ki, ne yazılırsa yazılsın, eksik kalıyor. Annenizle ilgili tüm hissedişlerinizin ne kadar eksik olduğunu da ancak anne olunca anlayabiliyorsunuz. Güzel yazı için, yazarının eline sağlık diyorum.

...
... - 8 yıl Önce

Yazı bir yana fotoğrafı bayağı beğendim.

banner8

banner19

banner20