Bir büyük devlet fikrinin âşığıydı Dündar Taşer

O, kesin bir vefanın, hayranlık uyandıran bir cesaretin ve hiçbir zaman şekilde kalmayan bir beyefendiliğin adamı olarak hep saygı ve sevgiyle anılmıştı. Şahin Torun yazdı..

Bir büyük devlet fikrinin âşığıydı Dündar Taşer

13 Haziran 1972’de elim bir trafik kazası sonucunda vefat eden bir ‘Mesele’nin sahibi, bir büyük devlet fikrinin âşığı, tepeden tırnağa ülkücü, asker, siyasetçi ve sosyal çözümlemeci Dündar Taşer’in en bilinen lakaplarından biri ‘Türkmen Beyi’ ise, diğerleri ‘Ülkücülerin Ağabeyi’ ve ‘Fenafi’d -Devle’dir. Böylesine bir Türkmen, böylesine bir ülkücü ve böylesine bir devletçidir Dündar Taşer.

Ölümünün üzerinden bile onca yıl geçtiği halde, sadece ülkücüler tarafından değil, milliyetçi muhafazakâr çevrelerin gözünde de o, kesin bir vefanın, hayranlık uyandıran bir cesaretin ve hiçbir zaman şekilde kalmayan bir beyefendiliğin adamı olarak hep saygı ve sevgiyle anılmış, gönüllerdeki müstesna yeri hep diri kalmıştır.

Ülkücü gençlik, şimdi ister MHP’de, ister BBP’de, isterse başka yerde olsun, onu bu unutulmaz lakapları ile tanıyıp bilir. O, 27 Mayıs olaylarının içinde yer alan ihtilalcilerden, Türkeş’le birlikte sürgüne gönderilen meşhur 14’lerden biridir. Teşkilatçı bir ülkücü ağabeydir ve MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’e tavizsiz bir bağlılık içinde şöyle bile söylemiştir: “Onun yanlışı benim doğrumdan daha doğrudur…”

Dündar Taşer’in diğer ufuk açıcı sözlerinin yanında belki de en çok tartışılan ama onun aklındaki büyük Türkiye’ye yakıştırdığı büyük devlet adamı kimliğini düşünerek söylemiş olduğu bu söz, sonradan çokça tevillere de yol açmıştır nitekim. Özellikle 1990 sonrasının Alparslan Türkeş’i ve MHP’sinin, Dündar Taşer’in bu vefa ve bağlılıkla dolu sözünün ne kadarını hak ettikleri de ülkücü camianın renklenerek genişleyen çerçevesi dâhilinde hâlâ gündemdedir. Yine de Dündar Taşer’i yakından tanıyanlara göre; bu sözün,  odağındaki kişi ya da kurumdan çok Dündar Taşer’in vefasını ve bağlılığının ölçüsünü ortaya koymuş olması bakımından değerlendirilmesi gerekmekte ve bu sözün bu değerlendirme biçimiyle daha başka bir anlam kazanabileceği de öne sürülmektedir.

Zira bu ve bu gibi ülkücü camiaya özel vurgulu sözleri bir yana; Türk’ün ve Türk’e dair her şeyin düşkünlük derecesinde âşığıdır Dündar Taşer. MHP lideri Alparslan Türkeş’e de ilk bakışta körü körüne bağlıdır ama onu tanıyan herkesin şeksiz şüphesiz söyleyeceği gibi; hiçbir ucuz oyuna, menfaate ve basitliğe meyletmeyen, şerefli, haysiyetli, onurlu ve iman sahibi bir siyaset adamı, vefa dolu bir ülkücüdür.

Öte yandan onun bu sözünü ve tavrını içinde yer aldığı 27 Mayıs İhtilali’ne, bu ihtilalin öncesine ve sonrasına kadar götürerek düşünmek de gerekiyor elbette. Zira, Dündar Taşer’in hayatındaki en önemli kavşak noktalarından biri olan 27 Mayıs İhtilali onu hem bir ihtilalci yapmış, hem de ihtilalin hemen akabinde hatasından dönerek diyet ödemiş bir kimlik sahibi haline getirmiştir. Özellikle ihtilalden sonra Alparslan Türkeş’le beraber hareket eden Taşer, 14’ler gurubunun içinde yer almakla da, gidişatı bozulan ihtilale karşı almış olduğu tavırla bu kimliğini daha başka bir boyuta taşımıştır.

Derin bir tarih bilgisinin sahibidir Dündar Taşer

‘60 İhtilali sonrasında bir süre Fas’a büyükelçi olarak atanan Dündar Taşer’in, 1965 yılında Alparslan Türkeş, Muzaffer Özdağ, Ahmet Er, Numan Esin, Rıfat Baykal gibi ihtilalci arkadaşlarıyla girmiş oldukları, sonradan MHP’ye dönüşecek olan dönemin CKMP’si ise bu kadronun aslında ne yapmak istediğini ortaya koyacak bir girişim niteliği taşımaktadır. Böylece siyasete giren Dündar Taşer artık bir siyasetçi ve bundan da öte bir teşkilatçıdır. Ama o bildik siyasetçi ve teşkilatçı kimliğinden öte bir siyaset ve teşkilat adamıdır.

Her şeyden önce epeyce didaktik bir içerikte de olsa şaşırtıcı ölçüde derin bir tarih bilgisinin sahibidir Dündar Taşer. Bu anlamda genel tarih bilgisinin yanında, özel olarak Türk ve Doğu tarihine ilişkin analitik görüşleri dolayısıyla da, Dündar Taşer’i hem teorik hem de pratik anlamda bir ideolog olarak tarif etmek de mümkündür.

Hem bu teori hem de bu pratik ekseninden bakıldığında, Dündar Taşer’in bir mesele dâhilinde ele almış olduğu devlet görüşünün, akademiden ve dışarıdan yapılmış serbest çalışmalarda sürekli olarak alıntılanmış, kaynak gösterilmiş oluşuna şaşırmamak gerekiyor.

O kadar ki, Dündar Taşer’in tarih, devlet ve Türklüğe dair görüşleri onu Mehmed Akif Ersoy’a yakınlaştırmış, hatta onun düşüncelerini analiz eden pek çok yorumcu da Dündar Taşer’i  ‘Asım’ın Nesli’nden saymışlardır.

Bir ‘ebed müddet devletçi’dir Dündar Taşer. Fikrinde yer eden devletin en temel unsurları ise ‘adalet’ ve ‘azamet’tir. Bu anlamda Türk’ün devlet kurma ve yönetme yeteneği onun söz ve yazılarında her zaman dile gelmiş, hürriyeti bile devletle birlikte tarif etmiştir. Dündar Taşer’in bu bağlamdaki şu sözü oldukça manidar bir içerik taşımaktadır: “Devlet olmadıktan sonra hürriyet ve meşrutiyeti ne yapacaksınız?”

Türkiye’de tarih okumaları ve genel tarih yorumu onun çözümlemesiyle bir ‘tarih şuuru’ ile çerçevelenmiş ve Büyük Türkiye’yi oluşturma yolunda başat kaynak haline gelmiştir. Dündar Taşer’in bütünüyle akademi dışında oluşan ama yoğun bir biçimde de teoriden çok pratiklere ve inceden inceye gözden geçirilmiş bilgilere dayanan bu şuurla yoğrulmuş tarih bilinci, özellikle bu fikirleri serdetmiş olduğu dönemler için ayrı bir önem taşımaktadır.

60’lı yılların başından 70’lere kadar gelen süreç içinde resmi tarih öğretisi bağlamında giderek unutturulan Türk tarihi, onun çalışmalarıyla çok özel bir çevrede de olsa bir ‘atalar mirası’, ‘inanç dolu bir tarih’ ve ‘şanlı şerefli ecdad’ vurgusuyla yeniden tarif edilmiştir.

Dündar Taşer’in yaşadığı dönem boyunca hayranlık uyandıran bir tahlil ve yorumsal başarı içinde ortaya koyduğu bu tarih anlayışı, aynı zamanda onu bir stratejist haline de getirmiştir. Onun gözünde Osmanlı İmparatorluğu başka hiç bir delile ihtiyaç duymayacak kadar Türk’ün ulaştığı en yüksek ve örnek devlet seviyesidir ve bugün için dünyada bu devlet yapısından daha iyisi yoktur.

Dündar Taşer’in etkilendiği ‘genç endüstriler’ tezi neydi?

Tarih sevgisi ve bilgisi yanında edebiyat, sanat ve hukuk okumaları da oldukça dikkat çekici bir derinliği gösteren Dündar Taşer’in Yahya Kemal’den alıntıladığı yegane söz ise ‘kökü mazide olan atiyiz’ sözüdür. Onun hemen her fırsatta birkaç başka şiirle birlikte gündeme getirdiği bu sözle vurgulamak istediği şey ise, hiç unutulmaması gereken bir mazi ile beraber hep göz önünde tutulması ve en güzel seviyede yakalanması gereken ‘ati’ye yöneliktir.

Bugün için ülkücü çevrelerde halen bir başyapıt özelliği taşıyan Mesele adlı kitabında, Türk ve Türklük vurgusu yanında ‘devlet’ ve ‘devletçiliği’ de enine boyuna işleyen Dündar Taşer, devlet derken, kesinlikle şahsiyeti göz ardı etmeyen ve şahsi teşebbüse alt yapı hazırlamaya uygun bir devletçiliği önermektedir. Onun görüşüne göre öncü olan devlettir ve devlet hemen her alanda kendi iç kaynaklarını gözeterek, milli özel sektörün yetişmesi ve yeşerebilmesi için de öncü olmak durumundadır.

Devletçilik ve özel girişim anlamında çok düşünen Dündar Taşer’in hem devlet hem de özel sektör açılımlı bu yorumunun temelinde ise Alman iktisatçı ve toplumbilimci Friedrich List'in Avrupa toplumlarında çokça tartışılan ‘genç endüstriler’ tezi yer almaktadır. List’ten çokça etkilenen Taşer’in yorumu, o dönemin Türkiye’si için oldukça kullanılışlı bir yorumdur denilebilir. Zira ona göre; henüz bir sanayi burjuvazisi olamayan bir ülkede devletin bu öncü girişimleri oldukça sağlam bir araç niteliği taşıyacaktır.

Gerek devletçiliği ve gerekse özel teşebbüsü birlikte ve ayrı ayrı ele alan Dündar Taşer’in bütün bu yorumlarına rağmen, işaret ettiği yegane nokta ise kesin bir ‘milli ekonomi’ ve buna bağlı olarak gelişecek olan ‘milli burjuvazi’ tahayyülüdür.

Böylesi bir milli ekonomi planında oluşacak milli burjuvazi ise öncelikle ülkeyi kentli bir ülke haline getirecek, köyden kente göç olgusu daha bir anlam kazanacak, o tarihlere kadar dünya ölçeğinde bir tarım toplumu olarak nitelendirilen Türkiye de bir sanayi ülkesi haline gelerek kentleşecektir.

Bir ilginç nokta olarak, Dündar Taşer’in tezinde toprak reformuna karşı bir eleştiri söz konusudur. Taşer’in toprak reformuna yöneltmiş olduğu bu karşıtlığı devrin siyasi gerçekleriyle birlikte düşündüğümüzde, bu sol siyasete karşı özellikle sol partilerin sloganı haline gelen bu tarzın şahsi mülkiyet olgusuna ters düşeceğini savunmuştur Dündar Taşer.  Öte yandan tarih boyunca Türk iktisadiyatına yönelik yorumlarda da bulunan Dündar Taşer’in, ‘Büyük Türkiye’yi formüle edip anlatırken milli ekonomi için hayati önem taşıyan iktisadî girişimlerin hiçbir biçimde Türk olmayanların eline teslim edilemeyeceğini söylemesi ise hem şaşırtıcı hem de düşündürücü bir içeriğe sahiptir.

Taşer’in bu söylemi, içinde bulunulan iktisadi ve siyasi şartlar nezdinde bir anlam içerse de, onun milli ekonomici ve millici düşüncesiyle birlikte yorumlanmalıdır elbette.

Mekânı cennet, ruhu şad olsun Dündar Bey’in…


Şahin Torun yazdı

Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2013, 15:28
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13