Bir atın üzerinde Lütfi Şehsuvaroğlu

Nasıl olursa olsun her genç ölümünde birikmiş ölüm acılarını tazeliyor. Lütfi Şehsuvaroğlu’nu yazdı Mehmet Aycı..

Bir atın üzerinde Lütfi Şehsuvaroğlu

 

Karlı bir hava… Bir ülkücü öldürülmüş… Cenazesi kalabalık… Kar sadece yeryüzüne değil, gönüllere, dudaklara, bıçağın en keskin yerine yağıyor. Fotoğrafa da yağıyor. Tabutun ön sağ kısmına omuz veren bilirim ki, odur.

Bir devrimci öldürülmüş… Başka zengin detaylarıyla birlikte fotoğraf aynı… Tabut giderken yolun kenarına sağlı sollu dizilen insancıkların arasında bir adam, gözleri nemli… Yoldaşı olmasa da arkadaşıdır, bu memleketin insanıdır, içinden göynük ırmaklar, yakıcı ırmaklar, zehirli ırmaklar akar. Yüreği burkulur. Bu odur.

Bir İslamcı öldürülmüş. Fotoğraf yine aynı. Yaz olsa da, bahar olsa da karlı ve kanlı bir fotoğraf… Duygular da, aklından geçenler de aşağı yukarı aynı…

İster ardından yürüsün cenazenin, ister tabuta omuz versin, ister insanlar arasından yazıklansın, bu odur.Lütfi Şehsuvaroğlu

Lütfi Şehsuvaroğlu

Sıkılı bir yumruk gibi aramızda dolaşması

Türkiye’nin kafeste olduğu, kafese konduğu, kafeslendiği yıllarda Kafes’i yazdı.

Çok şey gördü, içi rahat değil…

Oynanan oyunların o zaman da farkındaydı, bugün de farkında…

Biyografiler, meslekî kitaplar, romanlar, öyküler, şiirler yazdı.

Arkadaşları, ülküdaşları, dostları, diyelim yoldaşları, devrimdaşları budanan dallar gibi, tırpanlanan fidanlar gibi dökülürken, Osmanlı coğrafyası derinliğindeki avuçlarına tırnaklarını geçirdi. Sıkılı bir yumruk gibi aramızda dolaşması ondan…

Sabitkadem… Böyle olmasına karşın tuhaf bir konar göçerliği var. Her düşüncenin, her fikrin, heyecan veren her yeni şeyin müşterisi…

Bürokraside yükselmesine rağmen hiçbir zaman bürokrat olamadı…

Halkın içinde… Hatta biraz fazla içinde… Tarihin de, yakın tarihimizin karanlık ve kanlı çarşılarının da içinde… Hatta biraz fazla içinde… Şakağını sıyıran kurşunun izlerinden hâlâ ürperiyor. Kitapçılık yapıyor şimdilerde…

Lütfi ŞehsuvaroğluEylül’ü sadece Allah’ın yarattığı bir ay olarak seviyor

Yüzünde, yaşadıklarından damıtılmış fotoğraf kareleri…

Esmer… Saçlarını geç ağartanlardan…

Çok okumuşluğu onu bilgiç, malumatfuruş yapmadı… Biraz suskun yaptı o kadar…

Rüyasında hâlâ Adriyatik’ten Çin Seddi’ne bir atın üzerinde, son soluk gidiyor. Dizginler devlet-i âli derinliğindeki avuçlarında yeni ve ulusal olmayan sınırlar çiziyor.

Daktilosunu muhafaza edenlerden…

Tütünle arayı açması iyi olmadı…

Cömert…

Nasıl olursa olsun her genç ölümünde birikmiş ölüm acılarını tazeliyor.

Eylül’ü sadece Allah’ın yarattığı bir ay olarak seviyor.

Yüzünde Eylül çalığı… Dört mevsim…

 

Mehmet Aycı yazdı

Yayın Tarihi: 16 Ekim 2012 Salı 17:42 Güncelleme Tarihi: 11 Nisan 2016, 12:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26