banner17

Belagatıyla ordu hazırlar!

Esra Tarakçı değerli bir hocamızı, Prof. Dr. Celâl Tarakçı'yı anlattı..

Belagatıyla ordu hazırlar!

Hayatınızda bir role sahipse hayatta kalış sürenizde onun "ne yaptığınız, ne yapabileceğiniz ve ne yapacağınız" sorgularıyla yol alırsınız. 10932

Bütün edebiyatçılar onun gibi olsaydı lisede kazanılmış en az bir nefret bulunmazdı bazılarının elinde.

Küçüğü küçümsemeyen "büyük"

Celâl Tarakçı kalabalık bir mecliste kendisini pür dikkat dinleyen ama büyüklerin yanında söz hakkının düşmediği alışkanlığındaki bir hayata devrim getiren beşerdir.

Köşede durmuş 5 kere düşünüp konuşsa yine de 2 lafı bir araya getiremeyecek birini hoşbeşe davet eder. Soru zor olmaz sadece dışarıda tutmaz ve en önemlisi çocuğun heyecandan tutulan diline destek veren büyükleri durdurur: muhatabı seçmiştir ve küçük küçümsenmez. Gözlerinin içine bakarak dinler. İlk hipnoz deneyimleri…

Hz. Ömer adaletini diplomasız sağlayan diplomalı adaletçi

Pazara giderken bile elinde okumak için bir nüsha vardır. Hukuk diploması devreye "avukatlık yönü"nü sokar: “sonuçta ben taşıyorum bu arada okuyayım n’olacak?” O diplomanın neden derdest davalarda olmadığı aşikardır.

Eğer adı Celâl olmasaydı  Ömer olurdu. Akrabası ya da öğrencisi olun, çok sevdiği bir arkadaşının mektubuyla gelen biri olun.. hakkı vefada yok etmez. İyi iseniz zaten orda olacaksınızdır.

Onu aşk ağlatır, dert söyletir

Belagati bir orduyu hazırlayabilir. Mehmet Âkif’i anlattığı bir konferansta şiire geçmeden şöyle diyor: “toprakta demek, onlar toprağı böylece vatanlaştırmışlardır demek.” Dilin, inancın bozulmasında ‘vatan’ın başına gelecekleri gördüğündendir belki de “edebiyat yapma” diye kullanılan aşağılama söz grubunun rotasını değiştiriyor: Anadilimize bile hakim olamadığımızı vurgulayarak  etkin,ölçülü konuşulmadığından dolayı kederleniyor. “Aşk ağlatıyor, dert söyletiyor.”

Bir dilin değişimde biriken ye’s en çok yazarlara kalıyor. Bütün incelikleri geçmişi anlayarak tamamlamaya yönlendiriyor. Mehmet Âkif’i, Muallim Naci Efendi’yi, Mevlana’yı… onunla tanımak, tanışırken içimizde daha saygın bir çizginin varlığını besliyor. Belki de beni ve öğrencilerini en çok etkileyen şairlere/yazarlara karşı olan adaletidir: "bizim inanç sistemimizde sadece kutsal kitap tartışılmaz; onun dışında beşerin ağzından çıkan her söz tartışılır."

10934

Okumak boş vaktin nimetiyse sizin nasiplenmenizi sağlar

Yazın tatil olduğu doğrudur. Ve tatilde öğrendiğim bir şey varsa kitap okumak için mükemmel bir dilimdir. Neden mi? “okul tatile girdi, boş durmuyorsundur, kitap okuyorsundur?” sözüne en iyi yanıt olarak yaşanmışlığın cümlesini kurmayı isterim. Kütüphanesi paylaşıma hazır, onun kadar iyi kullanmayı ihmal etmezsek. Evinin her köşesinin kitapla doluluğunu görünce akıldan tek bir şey geçiyor:

“işte hayat kaldığı yerden bu mekana transfer olsun da devam edelim.”

Göndermesini rica ettiğiniz kitaplarını size ulaştırdığında şahit olduğunuz şey bir insana gösterdiği incelik: bütün kitaplarını bir iyi dileğiyle imzalamıştır.

Tavır ve tutum kelimeye mahal bırakmaz

“Şöyle olmalı, böyle olmalı”  tavsiyelerini görmedim. Bir duruşu var ve onu üzerinde görürsünüz. Söylenmeyle değil tavırlarıyla yansıtır.

10935

Bu hassasiyet, bu adalet, bu ilim aşkı, kültürümüzde olmayan kahkahayı dışlayan içten tebessümü  yerçekiminden daha kuvvetli bir etki, kimyasal bağlardan daha kuvvetli bir bağ sağlar.

Saygı duyduğunuz kişilere ‘yaptıklarınızla’  ulaşırsınız. Bu yüzden her adımın nereye gittiği ehemmiyetlidir.  Umarım herkes için öyle birileri vardır.

 

Esra Tarakçı şahsi tecrübesini bizlerle paylaştı

esratarakci at gmail.com

Güncelleme Tarihi: 26 Ocak 2010, 14:24
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20