banner17

Belagat sahasının muallimi o!

Yekta Saraç Hoca ve bir hocanın öğrencisindeki izleri üzerine yazdı Zeki Dursun.

Belagat sahasının muallimi o!

1999 yılı ikinci dönemi. Dersin adı: Edebi Sanatlar. Dersin hocası: Mehmet Ali Yekta Saraç. Fakültenin mimlilerinden. Kavuşmayan kaşların arasından sıyrılan, enerjisi kendi içinde saklı gözler. Gözleri koruyan gözlükler. İncecik bir gülüş. Haza kalem efendisi. Sade, anlaşılır bir dil; etkileyici bir eda. Kelimeler şerh şerh dökülüyor ağızdan. Klasik Edebiyat Bilgisi-Belagat ve Muallim Naci’nin Edebiyat Terimleri- Istılahât-ı Edebiyye kitapları dersin kaynakları. Yekta Hoca’nın Muallim Naci vurgusunu Yeni Edebiyatçılara bir tavır olarak gördüm hep. Ne de olsa bölümü hala Eski Türk Edebiyatı idi ve müşterisi kendine özeldi. Hoş Yeni Edebiyatçılar da -Fatih Andı hariç- Tanzimat-Milli Edebiyat sürecinden başka bir konuyu dile getirecek ferasetten yoksunlar.

İkinci mesai…

Yekta Saraç2001 yılı. Tasavvufi Metin Şerhi, dersi. İki yıllık hasret sona eriyor. Nerden bilirim Hoca’yla kaderim bereketle gelişecek? İnsan bilmez, kader yaşatır. Şeyhülislam Kemal Paşazade, Emri Divanı kitapları; “Tasavvuf Edebiyatında İçki Kavramına Giriş”, “Klâsik Edebiyatımız Açısından Eski Şiirin Rüzgârıyla” makaleleri dersin başvuru kaynaklarımız oldu.

Son mesai: Erbakan gibisin.

Yekta Hocayla son mesaim ve notlarım 2003 yılına ait. 2003 yılında mezun olabilmek için bir hocayla çalışma yapmamız gerekti. Ben Prof. Mustafa Özkan’la çalışmaya karar vermiştim, hatta konuyu bile konuşmuştuk hocayla ama kaderin başka hesabı varmış. Bana çalışma yapmam için Prof. Yekta Saraç hoca tesadüf etti. Üzülmedim değil. Hemen Mustafa Özkan hocaya durumu anlattım. Hoca ancak Yekta hoca kabul ederse benimle çalışabileceğini söyledi. Yekta Saraç hocanın huzuruna vardım, durumu anlattım. “Olmaz.” dedi, “Sen bana lazımsın, yarın şu saatte odamda ol.”

Bende bir hayal kırıklığı, bir isteksizlik… Meğer rıza ne güzel makammış, yaşayarak anlayacaktım. Hoca ertesi gün, “Senin Mustafa Çiçekler’in talebesi olduğunu biliyorum. Aynı zamanda Arapça derslerini de alıyorsun. İngilizcen de metin okuyacak kadar var.” dedi. Şaşırdım, kaldım. Ne diyeceğimi bilemedim. Bu tür durumlarda genelde susarım ben. Seninle “Belagatte Delâlet Kavramı ve Göstergebilim Karşılaştırması” üzerine çalışmak istiyorum, dedi. Konuyla ilgili önce kendi kitabına baktık, bir yol haritası belirledik. Meseleyi bütün veçheleriyle ve hikâyesiyle İsmail Kara’ya açtım ve Kubbealtı fotokopiden Büyük Haydar Efendi’nin Usul-ı Fıkıh kitabını almamı söyledi.

Yekta SaraçGel de çık işin içinden. Bu fıkıh işi nerden çıktı? Hoca hiç böyle bir şeyden bahsetmemişti ama. Mızmız ve kıymet bilmeyen bir öğrenci hâli... Emir gereği aldık kitabı ve vardım Yekta Saraç hocanın yanına. Dedim ki İsmail Kara bu konuyla ilgili bu kitabı da okumamı söyledi. Hoca güldü: Hoca benden erken davrandı. Nasıl yani dercesine yüzüne baktım: Bu delalet kavramı orada da var, o bilinmeden olmaz.

Artık fakülte koridorlarından elinde usul-ı fıkıh kitapları olan ve meselelerle cedelleşmek zorunda kalan bir edebiyat öğrencisi. Lakabı: Fetvacı…

Çalışma tam 11 ay sürdü. Hoca, emeğimin karşılığı ilk dönem tez görevinden bereketli bir notla talebesini geçirmiş, ikinci dönem tezin bitmesi için gerekli ısrarları da yapmıştı. İş o kadar uzadı ki ikinci dönem notu da verildi ama tez teslim edilmedi. Tez sonunda toparlanarak Hocaya teslim edildi.

Hoca tezi birkaç gün inceledikten sonra yanına çağırdı ve bana: Bilmesem Erbakan Hoca ile akraba olacağını düşüneceğim, dedi. Bende garip bir tebessüm yüzümde beliriverdi. Anlamadım, tez içeriğinin Erbakan’la ilişkisini. Hoca bendeki hoşnutsuzluğu anlamış olacak ki şu sözleri söyledi: Erbakan Alman mühendislere motorun oluşumdan bahsediyor. Konuyu anlatmaya demir madenin oluşumundan başlayan Erbakan’ın anlatımı nerdeyse bir gün sürmüş. Hoca da tez konusu itibariyle beklentilerim üzerinde demek istiyordu açıkçası. Ne yapabilirdim ki bakir bir sahaydı ve Yekta Hoca’nın kitabındaki bir iki cümleden başka derli toplu bir çalışma yoktu.

Yekta SaraçNasıl biri

Yekta Hoca, metodik bir insandır. Muallim Naci taraftarıdır. Tavır ve üslup itibariyle sert bir tabiatı yoktur. Dillere destan bir kütüphanesi olduğunu duydum ama görmek nasip olmadı. Tez çalışması sırasında Hoca birkaç defa teklif etti ama ah ettim işler arasına girmek nasibinde olduğu için kütüphaneyi göremedim. Emin Saraç Hoca’nın mahdumudur.

İstifade etmek isteyecekler için kıymetli bir cevher...

 

Zeki Dursun hasretle yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2011, 17:38
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20