Bekir Sıtkı Sezgin'e neden perdeci derlerdi?

Okuduğu mevlid-i şerifler, kasideler, klasik tavırdaki şarkılar ve Türk müziğinin hemen her formunda icra ettiği eserlerle yakın dönemin en gözde üstadlarından biri Bekir Sıtkı Sezgin. Ahmed Sadreddin yazdı.

Bekir Sıtkı Sezgin'e neden perdeci derlerdi?

Giderek arabeske yaslanırken müziğimiz, insan eski müzik üstadlarını anmadan edemiyor. Türk müziğinin taşıyıcıları gün geçtikçe azalıyor. İnşallah gözlemlerimde haksızımdır. Minarelerden yükselen ezan seslerinin bir çoğu ne yazık ki estetikten çok uzak. Mescid-i Haram'da okunduğu için güzel olduğu sanılan tarzda ezan okuma gayretindeki müezzinler ve sesi sonuna kadar açılmış hoparlörler namazda gözü olmayan insanları ezandan da soğutuyor. Diyanet İşleri'nin cami görevlilerine yönelik açtığı kurslar Türk müziğinin yeniden, imamlar arasında gündeme gelmesine vesile olsa da, arabesk tavırdan vazgeçme niyetinden çok uzak olan o kadar hoca var ki, insan ister istemez ümitsizliğe kapılıyor. Bu uzunca bir mesele ve altından kalkılması ancak büyük bir projeyle mümkün olacak bir sorun.

Türk müziğinin son dönem taşıyıcılarından Bekir Sıtkı Sezgin'den bahsetmek istiyorum. Okuduğu mevlid-i şerifler, kasideler, klasik tavırdaki şarkılar ve Türk müziğinin hemen her formunda icra ettiği eserlerle yakın dönemin en gözde üstadlarından biri. İstanbul'da Şehremini'de 1 Temmuz 1936'da dünyaya merhaba der. Peder-i âlisi bir Kâdirî şeyhi, Kemah'ın Hüdü köyünden Hâfız Hüseyin Efendi Hazretleri'dir. Pertevniyal Lisesi'nde okurken peder-i âlisinin teşvikiyle Belediye Konservatuvarı'na girer. Liseyi de konservatuvarı da başarıyla tamamladıktan sonra İzmir'e yerleşir ve TRT İzmir radyosunda vazifeye başlar. İlerleyen yıllarda Sezgin, aynı kurumda repertuvar ve üslûp hocalığı yapar, öğrenciler yetiştirir. Bu tarihten sonra icracılığının yanı sıra hocalık da yapar. İstanbul'a yerleşir, Devlet Konservatuvarı'nda dersler verir.

Musikiyi bir nimet olarak kabul etti

Müzikolog Nuri Özcan, Bekir Sıtkı Sezgin'in sanatçılığını şu cümlelerle ifade eder: "Musikiyi kendisine bahşedilmiş yüce bir değer, bir nimet olarak kabul edip onun israf edilmeden iyi kullanılması, iyi icra edilmesi gerektiği anlayışına sahip olan Bekir Sıtkı Sezgin, kendine has bir üslûp geliştirmiş ve bu üslûpla ortaya koyduğu dini ve din dışı musiki icraları döneminde çok beğenilmiştir. Klasik ve klasik sonrası dönemleri eserlerinin yanı sıra özellikle dini formlardaki başarılı icraları onu zamanın musikişinasları arasında farklı bir konuma getirmiştir."

Bekir Sıtkı Sezgin'in mûsikiye olan kabiliyeti daha küçük yaşlardayken peder-i âlisi Hâfız Hüseyin Efendi tarafından farkedilmiş ve dolayısıyla efendi babası ve muhterem vâlidesi bu yoldaki ilk hocaları olmuş. Daha ilkokul çağlarındayken babasından Kur'an-ı kerim tilâveti ve Kur'an ilimleri derslerinin yanında mevlid-i şerif, ilahi, durak, şugl, tevşih, na't, kaside ve ezan gibi dini mûsikinin farklı formlarını öğrenir. Bu sayılan formların her birinin farklı incelikleri vardır ve özel bir talim alınması gereklidir. Fakat bugün bu formları icra ettiklerini iddia eden bazı müzisyenler, aralarındaki nüansı bilmediklerinden birini diğerine benzeterek okumaktalar. Mesela en çok karışan mevlid-i şeriftir. Bir çok kişi tarafından bu özel form gazel gibi okunur.

Hem babasıyla hem de annesiyle meşk etti

Bekir Sıtkı Sezgin'in validesi ûdidir. Sezgin, şarkı formundaki eserleri annesiyle meşk eder. İlk ve ortaokul yılları boyunca süren bu meşklerin ilk eserinin Şerif İçli'nin "Derdimi ummâna döktüm, âsumâna inledim" mısraıyla başlayan hicaz şarkı olduğunu söyler Bekir Bey. Topluluğa karşı ilk kez on yaşlarındayken sanatını icra eder Sezgin. Babası onu cami kürsüsüne çıkarır ve mevlid-i şerifin Tevhid bahrini okutur. Bekir Sıtkı Sezgin, mevlid-i şerifi Hâfız Fahri Tükel, Hâfız Mecid Sesigür, Hâfız Rıza, Hâfız Mahmud Öncü ve muhterem babasından meşk eder. Bu üstadların yanı sıra Laleli Camii başmüezzinlerinden Hâfız Numan Efendi'den ezan talim eder. Müzik hayatı boyunca her zaman zirve şahsiyetlerle bir arada bulunmuş, resmi görevlerinin dışında özel konserler de vermiş fakat asla gazinolarda okumamış Bekir Bey.

Bekir Sıtkı Sezgin'in icrasının en başta gelen unsurları

Bekir Sıtkı Bey, her ilimde olduğu gibi mûsikide de üstada ihtiyacı şart koşar. Ona göre mûsiki sadece teknik bilgiyle ya da kitaplardan değil, meşk yoluyla, iyi bir ağızdan, fem-i muhsinden usta-çırak ilişkisiyle dinleyerek ve izleyerek öğrenilebilir. Bekir Bey, bu fikrini ömrü boyunca muhafaza etmiş. Onun için meşk esnasında en küçük bir ayrıntı bile çok önelimlidir ve meşk bir çeşit nefis terbiyesidir. Bekir Sıtkı Bey, iyi bir Türk müziği sanatçısı olabilmek için mûsiki birikiminin, edebiyat ve tasavvuf bilgileriyle desteklenmesi gerektiğini, iyi bir icranın bütün bu özelliklere ses tekniğinin ilavesiyle sağlanacağı görüşündedir. Bugün müzikle ilgilenenlere eski adamların neden çalgıcı, şarkıcı dediklerinin de gerekçesidir bu görüş.

Bekir Sıtkı Sezgin'in insanı takdir duygularına sevk eden icrasının en başta gelen unsurları, aruz veznini iyi bilmesi, ortaya koyduğu ses hakimiyeti, geniş repertuvar bilgisi ile yumuşak üslûbudur. Bekir Bey, şüphesiz Türk müziğinin son dönemdeki kusursuz icracılarındandır. Eserlerini okurken adeta yaşadığı boyutun ötesine geçerek oralardan birtakım sesleri hissettiğini söylermiş Bekir Sıtkı Bey ve küçük yaşta aldığı dini musiki eğitiminin icracılıktaki en önemli alt yapısını oluşturduğunu hemen her fırsatta vurgularmış. Ses perdelerini basma konusunda gösterdiği hassasiyetinden ötürü mûsiki çevrelerinde lakabı "perdeci" olarak anılırmış Bekir Bey.

Âvâzesi bütün dünyaya yayıldı

Klasik musiki, tasavvuf ve Mevlevî mûsikisi repertuvarı çerçevesinde yurt içinde ve Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, İngiltere, İspanya, Japonya gibi ülkelerde her biri başlı başına bir sanat hadisesi olarak nitelendirilen pek çok konserde sahne alır Bekir Sıtkı Sezgin. Bu konserlerdeki icralarda kendisine dönemin en seçkin saz sanatçıları olan Cevdet Çağla, Yücel Aşan, Necdet Yaşar, Abdi Coşkun, Niyazi Sayın, Akagündüz Kutbay, Doğan Ergin, Ömer Erdoğdular, Cinuçen Tanrıkorur, İhsan Özgen, Cüneyt Kosal, Erol Deran, Sadreddin Özçimi gibi üstadlar eşlik etmiş.

Bekir Sıtkı Sezgin'in doldurduğu plak sayısı çok değildir. Bugün sesine ulaşabildiğimiz kayıtların büyük kısmı özel toplantılarda ve konserlerde kaydedilmiş icralardır. Sosyal medya mecralarından bir çok kaydı bulunuyor Bekir Bey'in. Fakat bunlarla birlikte pek çok ses bandı bugün musiki çevrelerindeki özel arşivlerde muhafaza ediliyor.

Ortaya koyduğu mükemmel icranın gelecek nesillere taşınmasında da büyük gayret göstermiş ve talebeler yetiştirmiş büyük bir sanatçıdır Bekir Sıtkı Bey. Oğlu Hüseyin Kutsi Sezgin, Sadreddin Özçimi, Doğan Dikmen, Serhat Sarpel, Necmettin Yıldırım, Aytaç Ergen, Fatih Salgar ve Hakan Alvan bunlardan bazılarıdır. Bekir Bey, eserlerini icra etmekten en çok zevk aldığı sanatçıları Eyyübî Zekai Dede, Hacı Arif Bey, Mehmet Rakım Elkutlu ve Avni Anıl olarak sıralarmış. Sohbetlerde hayatını mûsikiye vakfetmesine rağmen tevazuyla henüz hiç bir şey öğrenemediğini söylermiş.

Bekir Sıtkı Bey büyük sanatçılığının göstergesi olarak besteleyeceği güftelerin seçiminde hayli hassas davranırmış. Bestelediği eserlerin en dikkat çeken özelliğinin usûl mükemmeliyeti olduğunu söyler mûsiki üstadları. İlk bestesini Yavuz Sultan Selim'in "Sanma şahım herkesi sen sâdıkâne yâr olur" şiirine yapar. Dünyadan ayrılana kadar Türk müziğinin hemen bütün formlarında yüze yakın eser besteler Bekir Sıtkı Sezgin. 10 Eylül 1996 yılında dâr-ı bekâya göçene dek, Türk müziğinin taşıyıcılığını en iyi ifâ eden Bekir Bey, hep mükemmel icraları ve dervişâne edâsıyla gözümün önüne gelir. Kendisinin en çok dinlediğim iki icrası benim kendisini hep yüce bir zirve olarak tahayyül etmemin en büyük sebebidir. Ruhâniyeti önünden hürmet ve muhabbetle eğiliyorum.

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 16:51
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13