Baykan Sezer'i farklı kılan neydi?

Baykan Sezer Batılı bir bilim olarak kabul edilen sosyoloji ile, memleketi adına bir hesaplaşma, daimi bir sorgulama içinde olmuştu. Bugün eğer ülkemizde ‘yerli’lerin şarkısı söyleniyorsa, bunda Baykan Sezer’in payı büyüktür.

Baykan Sezer'i farklı kılan neydi?

 

Yitiği bol bir medeniyetin talihsiz çocuklarıyız. Hem topraklarımızı kaybetmişiz hem de bilgimizi. Sosyoloji de (İbni Haldun ve Mukaddime nasıl görmezden gelinir!) bu yitiklerimizden birisi. Bugünden geçmişe dönüp baktığımızda yaptığımız işler, inşa ettiğimiz yapılar, kurduğumuz medeniyetler ne kadar göz kamaştırıcıysa, şimdi içinde bulunduğumuz durum da o halin tam karşıtı.

Sokakta şaşkınca dolaşan, iddiasını yitirmiş dünün heybetli delikanlısı gibiyiz. Bizde güç olduğu belli, bastığımız yerin sarsılmasından anlıyoruz bunu ama nedense bir türlü inanmak istemiyoruz buna. Belki de birisinin bizi uyandırması gerek bu uzun uykudan. Kim uyandıracak bu uzun uykudan bizi peki?

Aslında, cevabı belli bir soru bu: Gönül ve düşünce erleri elbette. İçimizde, vicdanımız olup bizi uyaranlar çıkıyor zaman zaman ama yılgınlığımız o kadar büyük ki, bu uyarının etkisi pek uzun sürmüyor, yine dalıyoruz uzun uykumuza. Belki buna, düşmanın kavi olduğunu da eklemeliyiz. İşimiz zor kısacası. Ama zor diye vazgeçecek miyiz? Kıblesinden döndürülmüş, yazısı elinden alınmış, tarihi alçaltılmış bir toplum olmaya daha ne kadar rıza göstereceğiz?

Adı Akif mi, Necip mi, Sezai mi olur bilinmez ama içimizden birilerinin bizi hep uyarmaya devam etmesi gerek. Çünkü her uyarı, yapıya eklenen bir tuğladır ve bizim gönlümüzün terini de kattığımız yapı, her şeye rağmen yükselmektedir yavaş yavaş.

İçimizdeki bu uyarıcılardan biri de, İbni Haldun’un manevi evlatlarından biri, Baykan Sezer… Nicedir akademisyenliğin çeviri yapmak ve intihal olarak anlaşıldığı akademik camiada, olayların sürekliliğinin farkına varıp bu olaylara kafa yoran soylu bir akademisyendir Baykan Sezer.

Çalkantılı dönemlerin çocuğu oldu

Baykan Sezer (d. 1939 – v. 7 Eylül 2002), doğumundan itibaren çalkantılara gömülmüş bir dünyaya şahit oldu. Doğup büyüdüğü zamanlar, toplumun Tan Matbaası baskınını, hemen ardından 6-7 Eylül olaylarını, hemen ardından Türk darbe tarihinin “en ahlaksız darbesi” olan 27 Mayıs darbesini, muhtıraları, yine darbeleri, 68 olaylarını yaşadığı dönemlerdi. Türkiye’nin, ayakları üzerinde durmaya çalıştıkça hoyrat bir el tarafından itilip zorla yerine oturtulduğu zamanların çocuğuydu kısacası Baykan Sezer. Öyle bir zor zamandı ki bu zaman, hayata ve olaylara sağlıklı bakabilmek hele de bir akademisyen olarak ‘yerli’ bir bakış açısına sahip olabilmek imkân harici gibiydi. İşte Baykan Sezer, bu zorluğu başarıp hayata yerli gözlerle bakabilen nadir kişilerdendi.

Baykan Sezer, hem Türk eğitiminde hem de bizatihi Türkiye’nin kaderinde etkili olan Galatasaray Lisesi mezunu. Lise eğitiminden sonra tercihini İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğrenci olmak yönünde kullanır. Üniversite hayatı biraz uzayan Baykan Sezer, bu dönemde olaylara nasıl bakması gerektiğiyle ilgili birikimler devşirmektedir. Üniversite sonrası ise altı yıllık bir Fransa hayatı olur Baykan Sezer’in. Burada, tarihin önemli dönemeçlerinden biri olan Fransız İhtilali’ne içerden bakma şansını yakalar.

Olaylara yerli biri olarak bakabilme

Yine bu yıllar, ATÜT’ün (Asya Tipi Üretim Tarzı) kıyasıya tartışıldığı yıllardır. Yerli aydınlarımız da bu tartışmaların içinde yer alırlar, hem de büyük bir keyifle. Ama yazık ki bu tartışmaya sadece Marksist çerçeveden bakarlar ve referansları da elbette Batılı düşünürlerdir.

Baykan Sezer, “kolay akademisyenliğe”, “kolay düşünürlüğe” sapmaz ve yalnız kalma pahasına da olsa zor olanı seçer. Bunun için uzun okumalara, uzun araştırmalara girer. Olayları açıklamak için çoğu akademisyenin başvurduğu Batılı referanslarla yetinmez, içinde yaşadığı toplumun dinamiklerini de tanımak için çabalar.

Ne kadar görmezden gelinirse gelinsin, bu toplumun en büyük dinamiği de, Osmanlı mirası, Osmanlı tecrübesidir. Çünkü biz, Osmanlının küllerinden doğan bir Anka Kuşu’yuz ve elbette Osmanlının devamıyız. Dolayısıyla kodlarımızı anlamak için de dönüp Osmanlı aynasına bakmalıyız sık sık. İşte hem toplum olarak hem de akademik camia olarak ıskaladığımız gerçek buydu. Bize dayatılan şey, tarihin bir anda donduğu, o donan zamandan öncesinin olmadığıydı ve bizi inandırmaya çalıştıkları şey de “Bir leyleğin uzak yerlerden gelip bu toplumu bu topraklara bıraktığı”ydı.

Baykan Sezer, işte bu söylencenin farkına varıp bunu yüksek sesle haykıran ve bunun bedelini ödeyen kişilerden biriydi. O, hayatın süreklilik taşıdığı gibi, tarihin de süreklilik taşıdığını söyleyerek bir yalan balonuna iğne batıran kişi olup yalnızlaşmayı yeğledi.

70’ler ve bunu izleyen yıllarda Baykan Sezer, artık ne yapacağına karar vermiş bir akademisyen olarak çalışmalarına başlar. Baykan Sezer’i, içinde yer aldığı akademik dünyadan ayıran ve sonunda yalnızlaşmasına yol açan şey, olayların dönemlik açıklamalarla yetinilmeyeceğinin farkına varmış olmasıdır. Dönemdaşı olan sosyologlar, olayları analiz ederken klasik şablonlara başvurmakla yetinirlerken o, olayların süreklilik arz ettiğinin farkına varıp içinde bulunduğu toplumu tarihsel kökenleriyle tanımaya yönelmiş ve olayları da bu perspektifle yorumlamıştır. Yaşadığı dönem için irkiltici olan bu yaklaşıma yapılan itirazları umursamayan Baykan Sezer, soylu bir akademisyen olarak yoluna nerdeyse yalnız devam etmiştir.

Bir de şunu yapar Baykan Sezer: Yapılan çalışmalar, yapılan araştırmalar bir işe yaramalıdır, somut karşılıkları bulunmalıdır. Sadece soyutta kalan çalışmalar, heva ve hevesi tatminden ibarettir.

Baykan Sezer’i farklı kılan şeyler nelerdir?

Baykan Sezer’in bilimin haysiyetine özen gösteren bir bilim adamı olduğuna itiraz eden kimse –ideolojik olarak ona uzak olanlar dâhil- yoktur. Onu görmezden gelen medya, kitaplarının tanıtımını yapmayan yayınevleri, onu anlayamayan bilim dünyası… Hepsi ama hepsi Baykan Sezer’in has duruşunu takdir ederler. Bu, onun karakterini anlamamıza yarayan en önemli göstergedir aynı zamanda. Doğru bildiği yolda yalnız da kalsa yürümekten vazgeçen biri değildir Baykan Sezer.

Öte yandan, akademik çalışmalarını sadece şöhret ya da akademik unvanına bir yıldız daha eklemek için yapmaz, içinde yaşadığı ve varlığını borçlu olduğu topluma bir yarar sağlamasını umarak yapar. Bu yüzdendir ki olayları değerlendirirken ne tarihten kopuktur ne de dünyanın bütününden. Yaptığım çalışma bir işe yaramalı ki toplumuna borcumu ödeyeyim, düşüncesine sahiptir o. Bunu hem bu toprağın bir evladı olarak hem de bir akademisyen olarak yapar.

Bir de Baykan Sezer –İbn-i Haldun görmezden gelinirse eğer- Batılı bir bilim olarak kabul edilen sosyoloji ile, memleketi adına bir hesaplaşma, daimi bir sorgulama içinde olmuştur.

Bugün eğer ülkemizde “yerli”lerin şarkısı söyleniyorsa, bunda Baykan Sezer’in payı büyüktür.

 

Ahmet Serin, namuslu bir bilim adamını keyifle anlattı

Güncelleme Tarihi: 07 Ekim 2013, 16:43
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13