Batı'yı deşifre eden bir isim: Halil Halid Bey

Halil Halid Bey, Cumhuriyet devriyle birlikte unutulan önemli fikir adamlarımızdan biriydi. Kurtuluş Öztürk yazdı.

Batı'yı deşifre eden bir isim: Halil Halid Bey

 

Cumhuriyet devriyle birlikte toplumumuz birçok değişiklik yaşadı. Eskiden önemli olan çoğu değer yeni devirde ya yok oldu ya da önemsiz bir unsur haline geldi. Kaybolanlar arasında fikrî birikimimizin kilometre taşları olan ilim, kültür ve sanat adamları da yer almaktadır. Biraz garip olan ise sembolik öneme sahip yitiklerin peşine düştüğümüz kadar bu değerlerin izinden gitme çabası göstermiyor olmamızdır. Bu yazıda işte böyle bir kıymetten, Çerkeşşeyhizade Halil Hâlid Bey’den (1869-1931) bahsetmeye çalışacağız.

Halil Hâlid Bey, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetişmiş ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ulaşmış aydınlarımızdandır. Bugün ülkemizde pek fazla tanınmamakla birlikte o, yaşadığı dönemin önemli siyaset ve bilim adamlarından birisidir.Halil Halid

Batı’ya karşı özgün bir duruş sergileyebilen az sayıdaki Osmanlı aydınından biri

Genç yaşta İngiltere’ye giden ve Cambridge Üniversitesi kadrosuna girmeyi başaran ilk Osmanlıdır. Uzun yıllar bu üniversitede Türkçe hocalığı yapan Halil Hâlid,  İngilizlerin Osmanlı Devleti’ne ve İslam dünyasına yönelik politikalarını da yakından takip etmiştir. Bu yönüyle Batı’yı iyi tanıyan ve Batı âlemine karşı özgün bir duruş sergileyebilen az sayıdaki Osmanlı aydınından birisidir.

Yıllarca Avrupa’da kalmasına rağmen Osmanlı Devleti’nin ve Müslüman Doğu toplumlarının meselelerine karşı duyarlılığından hiçbir şey kaybetmemiş ve Avrupalı güçlerin Osmanlı Devleti’ne karşı her alanda tehditlerini yoğunlaştırdıkları bir dönemde kaleme aldığı etkili yazılarıyla bu saldırılara karşı müdafaalarda bulunmuştur. Bir taraftan Batı kamuoyunda Osmanlı Devleti ve Müslümanların yoğunlukla yaşadığı yerlere karşı oluşturulan menfi propagandalarla mücadele ederken, diğer taraftan da Batılıların Doğu toplumlarına yönelik emperyalist hedeflerine dikkat çekmiştir. Üstelik bunu İngiltere’de, İngilizce olarak kaleme aldığı kitap, makale ve gazete yazılarıyla yapar.

Boykot kelimesiyle Osmanlı’yı tanıştırdı

Boykot kelimesiyle Osmanlı toplumunu tanıştıran isim olmasının yanında Avusturya’nın Bosna-Hersek’i işgal etmesi üzerine bu ülkeye karşı başlatılan boykotun da öncülerinden olur.

Halil HalidGünümüzde de tezahürlerini bütün sıcaklığı ile müşahade ettiğimiz; medeniyet götürme iddiası, insan hakları ihlallerini önleme gibi gerekçelerin, Batılı sömürgeci devletler tarafından en çok kullanılan işgal yöntemlerinden olduğuna daha 20. yüzyılın başlarında dikkat çeker. Doğu toplumlarına, bu tür oyunlara gelinmemesi konusunda tavsiyelerde bulunur ve alternatifler kurtuluş yolları sunmaya çalışır.

Osmanlı’da ayrılık hareketlerinin önüne geçmeye çalıştı

Hâlid Bey’in şiddetle karşı koymaya çalıştığı hususlardan birisi de Müslüman toplumlar arasında yaygınlaştırılmaya çalışılan milliyetçilik cereyanıdır. 1912’de “Türk ve Arap” adlı risaleyi kaleme alarak ayrılık hareketlerinin önüne geçmeye çalışır. Ona göre bu akım özellikle Osmanlı Devletinin varlığını tehlikeye atacaktır. Bu sebeple Batı’ya karşı son direnç noktası olarak gördüğü Osmanlı Devleti’nin yaşatılması için çok çaba sarf edecektir.

Türkler ve Arapların siyasi hedeflerini Batı karşısında birleştirmeleri gerektiği üzerinde ısrarla durur. Ona göre iki milletin birlikteliği sömürgecilik karşısında bir direnç noktası oluşturabilecektir. Ancak tarihî gelişmeler onun istekleri doğrultusunda değil de aksi istikamette bir seyir izler. I. Dünya Savaşı başladıktan sonra Arapların ayrılık girişimlerine şahit olur, ancak yine de ümidini yitirmez.

Hayatının son yıllarını hayal kırıklığı ve kırgınlık içinde geçirir

Savaş süresince Avrupa ülkelerini dolaşarak, İtilaf devletlerinin Doğu’da uyguladıkları haksız ve emperyalist politikaları tüm dünyaya duyurmaya çalışır. Mesela 1919 yılında Bern şehrinde toplanan Sosyalist Enternasyonal’e katılarak Müslüman Doğu toplumlarına uygulanan haksızlıkları dile getirir. Bu tebliğ İngilizce ve Fransızca olarak bastırılır.

Halil Hâlid, Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinde gerçekleşen birçok gelişmeyi önceden tahmin ederek, uyarılarda bulunmaya çalışır ancak uyarıları yeterince karşılık bulmaz. Savaş sona erdiğinde korumak için çabaladığı birçok değerin yok olduğunu gördüğünden hayatının son yıllarını hayal kırıklığı ve kırgınlık içinde geçirir.Halil Halid

Şahsiyetinden fedakârlık etmeyişi, riyadan uzak duruşu ve titizliği sebebiyle ömrünün sonuna kadar sıkıntı çeker

Gerçekleşmesini arzu ettiği tezlerin çoğu gerçekleşmemiş olsa da, onun Batı dünyasına dair yaptığı değerlendirmelerin ve getirdiği eleştirilerin günümüz gelişmeleri ışığında gözden geçirilmesi durumunda güncelliğinden fazlaca bir değer kaybetmediği anlaşılır.  Ufkunu görmek bakımından Cumhuriyetin ilanından sonra kaleme aldığı son eserinde (Türk Hâkimiyeti ve İngiliz Cihangirliği, 1925), Türkiye’nin sınırlarının ötesinde kalan dünya Müslümanlarıyla turizm, ticaret ve eğitim sahalarında işbirliği yapılması teklifinde bulunur. Ona göre bu ülkeler arasında öğrenci değişimleri yapılmalı, dünya Müslümanlarının yoğunlukla konuştuğu üç büyük dil (Arapça, Türkçe, Farsça) en azından konuşup anlaşabilecek kadar öğretilmelidir. Bugün dahi bu anlamda bir işbirliği sağlanamadığı göz önünde tutulursa yaptığı tekliflerin önemi daha iyi kavranır.

Eserleri Arapça ve Urducaya da çevrilen yazarın, diğer Müslüman memleketlerde “kadr u kıymeti” bilinse de kendi öz memleketinde kadri bilinmemiştir. Yakın dostu Abdülhak Hâmid’e göre “Halil Hâlid Bey eğer istemiş olsa, mânen olduğu gibi bugün maddeten de aksâ-yı meratib ve menâsıbda bulunur ve o zaman memleketine daha mühim hizmetler ibraz etmiş olurdu.” Abdülkah Hamid Bey, bu tespiti yaptıktan sonra onun “meratib ve menasıbda” geri kalış sebebini de “şahsiyet ve haysiyetinden fedakârlık” edemeyişi ile açıklar. Halil Hâlid Bey, şahsiyetinden fedakârlık etmeyişi, riyadan uzak duruşu ve titizliği sebebiyle ömrünün sonuna kadar sıkıntı çeker. Yine A. Hamid’in deyimiyle o hak ettiği mükâfatı “yalnız kendi vicdanında” görür.

Halil Hâlid Bey’in kısa biyografisi

Horasan’dan gelerek Çankırı’ya yerleşmiş bir ulema ailesine mensuptur. Büyük dedesi Halvetî-Şabanî tarikatının Çerkeşî kolunun kurucusu olan Mustafa Efendi’dir (1743-1814). Aynı şekilde dedesi Osman Vehbi Efendi ile amcası Mehmed Tevfik Efendi de ulemadandır.

Halil HalidHalil Hâlid Bey, 1869 yılında Ankara’da dünyaya gelir. Babası Ahmed Refi Efendi, annesi ise Refika Sıdıka Hanım’dır. Dokuz yaşındayken babası vefat eder. Amcası Tevfik Efendi, terbiyesiyle bizzat ilgilenebilmek için yeğenini kendi yanına alır. İstanbul’a giderken Halil Hâlid’i de -eğitimine devam etmesi için- yanında götürür.

Önce Küçük Ayasofya Camii’ne bağlı medreseye, ardından da hukuk mektebine devam eder. Baroda staj yapmakta olduğu dönemde Ebuzziya Tevfik Bey’le tanışır. Yazı yazmaya merakı burada ortaya çıkar. Ebuzziya’nın yazıhanesinde tanıştığı bazı Avrupalı gazetecilerle tanışır. Yabancı gazetecilerle görüşmesi, üstelik bir de Pera’ya yerleşmesi hafiyelerin dikkatini çeker. Bunun üzerine radikal bir karar alır ve İngiltere’ye kaçar.  Ebuzziya’nın yazdığı tavsiye mektubunu Abdülhak Hamid Tarhan’a götürür. Maişetini kazanmak için Avrupa’daki Türklere ait gazetelerde çalışır. Kısa sürede İngilizcesinin iyi derecede geliştirir. 1897’de Cambridge Üniversitesine Türkçe hocası olarak tayin edilir. Aynı yıl Osmanlı Devleti’nin Londra konsolos yardımcılığına getirilir. Bu dönemde İngiltere’nin Ortadoğu politikalarını ele alan on sayfalık bir raporu Sultan II. Abdülhamid’e yollar. Son derece önemli olan bu raporda İngilizlerin bölgeyle ilgili emellerinin neler olduğu ve alınabilecek karşı tedbirleri sıralar.

1904 yılında Cambridge Üniversitesini temsilen Cezayir’de toplanan Şarkiyatçılar Kongresi’ne katılır. Burada gördüklerini Cezayir Hatıratından adıyla kitaplaştırarak Fransız sömürgeciliğinin etkilerini gözler önüne serer.

Halil Halid Bey, İngiltere’ye çeşitli sebeplerle gelmiş olan çok sayıdaki Müslüman nüfusun problemleriyle de ilgilenmekten geri kalmaz. Burada yaşayan Müslümanların dinî ve sosyal meselelerinin yürütülebilmesi için bir takım Müslüman dernekleri kurulmuştur. O da bu derneklerin aktif çalışanlarından birisi olur.

Onun öncülüğünü yaptığı önemli hizmetlerden birisi de Londra Camii inşası teşebbüsüdür. Cami, sosyal ihtiyaçları karşılayacak birimlerin de yer alacağı bir külliye şeklinde tasarlanır. Hâlid Bey, cami derneğinin Mısır ve İstanbul’da şubelerini kurar ve önemli miktarda yardım toplar. Bu hayırlı girişim İngilizlerin bazı siyasi endişeleri sebebiyle yarım kalır.Darülfünun İlahiyat Fakültesi Mecmuası - Akvam-ı İslam Etnografyası - Halil Halid

1912’de Ankara milletvekili seçilmesi üzerine Türkiye’ye döner. Meclis feshedilince Sadrazam Said Halim Paşa kendisini Bombay (Hindistan) şehbenderi olarak atar. Kısa sürede bölgede etkili olmaya başlayan Halil Halid Bey, İngilizlerin şikayeti üzerine geri çağrılır.  I. Dünya Savaşı yıllarında Almanya’ya giden heyetin içinde yer alır (1915). Bu dönemde Avrupa’yı dolaşarak İngiliz emperyalizminin aleyhinde çalışmalar yürütür.

1922’de Edebiyat Fakültesinde başladığı hocalığını daha sonra İlahiyat Fakültesinde devam ettirir. Vefatından kısa bir süre önce Sait Halim Paşanın oğlu Halim Bey tarafından Mısır’a götürülür, ancak yakalandığı zatüreden kurtulamaz. Mısır’dan dönüşünün ertesi günü 29 Mart 1931’de vefat eder.

Son dönemde yaşamış olan bu önemli fikir ve aksiyon adamının eserlerinin bir kısmı yeniden basılmıştır. Ancak eserlerin derli toplu külliyat olarak basılması yapılacak güzel işlerden birisi olarak hâlâ durmaktadır.

 

Halil Hâlid Bey hakkında daha önce yayınlanan haberimiz için buyurunuz.

 

Kurtuluş Öztürk haber verdi

Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2017, 11:17
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13