banner17

Başka bir Afganistan var!

Erdem Bayazıt, 'Siz dünyanın en iyi çocuklarısınız' dediğinde 'Bizim iyilerimiz şehit oldu' demişti Afgan çocuğu!

Başka bir Afganistan var!

İnsan olmak, her tür zalimliğe karşı gelmekle mümkünmüş; ulusal sınarları zorlayan kafalarla…

Başka bir Afganistan var!
(+)

Afgan olmak ne demektir?

Türkiye’deyseniz, Zeytinburnu’nda dericilik yapmaktır.

Avrupa’da, burka ve İslâmcı fundamentalisttir.

Amerika’da, savaşılacak bir ülke ve el-Kaide demektir.

Hayatı filmlerden tanıyanlar için Usame (Bir Afgan kızın yaşam mücadelesi)’ye bakıp “bunların hepsini öldüreceksin!” deme kolaylığıdır.

“NATO – Chor javon” dinleyip, şarkının anlamını bilmeden, “bu kadın Afgan’mış, kot pantolon giyiyor diye Taliban öldürecekmiş” deme hafifliğidir; bir halkı paparazziyle papara etme densizliğidir.

Dünyada, unuttuğunda hiçbir şey kaybetmeyeceğin bir ortaçağ ülkesidir. Öyle ya binlerce yıllık Buda heykellerini bombalayan insanları hatırlasan ne hatırlamasan ne?

Başka bir Afganistan var!Afganistan’ın üzerine geçir burka’yı, döv dövebildiğin kadar

Afganistan’da ne Olimpos tanrıları var, ne de Allah’ın askerleri. Haşhaş tarlaları arasında oyun oynayan çocuklar da yok. Rus işgalcileri def eden mücahitler de çoktan şehit oldular. Geriye kalanlar… İşte, o geriye kalanlar ise “kadınları burka giysin ve Amerika fakirlikten kurtarsın dünyanın en yüksek rakımlı tepelerine çökmüş ülkeyi” diye bekleşiyorlar mı dağ başlarında? Hayır! Afganistan’ın üzerine bir burka geçirip içerisini çıfıt çarşısına döndürenler biliyorlar ki bir ülkeyi bölmenin ve ardından doğal kaynaklarını sömürmenin iki yolu vardır; iç savaş ve dünyayla iletişimi kesmek.

Rus işgaliyle yıkılmayan bir ülkeyi ancak iç savaşla yıpratıp, ülkeden çıkacak bilgileri elekten geçirerek ve zamanla yaptıkları zulmü unutturarak bir ülkeyi dümdüz ediyorlar.

Başka bir Afganistan var!
(+)

Dostların katledilişlerini izlemek

Cahit Zarifoğlu’nun Savaş Ritimleri adlı romanı, genç bir Afgan mücahidi üzerinden hem savaşı hem de savaşta bireyin hallerini dokunaklı anlatan bir romandır. O romanda bir halktan ve bir ülkeden bahsedilir. Asla kavga etmekten vazgeçmeyen, evini vermeyip canını veren insanlardan bahseder. O insanları unutmayı tercih ediyoruz. Hatta onları hatırlatırken dahi korkuyoruz; “yine mi Afganistan? Yine mi Irak, yine mi Filistin?” diyen bilirkişiler ve ünlü Türk büyüklerinin azarlarından korkuyoruz. Evet, orada bir ülke var ve acze düştüğünde üzerine çullanan çok uluslu güçler-şirketler bitmez bir iştahla gözlerini Asya ve Afrika’ya dikmiş durumdalar. Ülkeler iç politik düşmanlıklarla boğuşurken gücü düşen ülkelerin üzerine atlamak için sabırla bekliyorlar. Sabırla dostlarımızın ölümlerini seyrediyoruz. Kurtuluş Savaşı sırasında büyük yardımlarda bulunan Afgan halkını burkayla seyretmek, terörist görmek, “öldürün birbirinizi” demek kolayımıza geliyor. Afganistan’a oryantalist gözlerle bakmak hem ulusal hem de muasır yanımızın hoşuna gidiyor. Ama ümmet yanımız, insan yanımız kahroluyor bir ülke yerle bir edilirken.

Başka bir Afganistan var!Oysa Afgan olmak…

Afgan olmak, yalnız kalmaktır.

Afgan olmak, parça parça olmaktır.

Afgan olmak, dostun gözünde dahi değersizleşmektir.

Afgan olmak, haşhaşlı beyinlerin direktifleriyle “gerici ve çağdışı” insanlara acımaktır.

Afgan olmak, bir zalimi yerle bir edip bin zalim karşısında “insaf!” demektir.

Afgan, ülkesinde fotoğrafçıların prim yaptığı, Amerikan askerlerinin çocuklarına dokunduğu ama kendisinin toprağına dokunamadığı insandır.

Oysa Rambo bize yıllar önce öğretmişti; “yılanın zehrinden, Afgan’ın kininden kork!” diye. Rambo bunu öğretti ama kendi öğrenemedi!

Şarkıyı dinleyip hikâyeyi dinlememek

Savaş karşıtı sanatçının şarkısında Afganların hikâyesi dokunaklı anlatılmış, insanlar da diskolarda epey dans etmişlerdi şarkının ritmi eşliğinde: “Dört kardeş silahlanıp düşmana karşı gittiler/ oysa babaları uyardı kardeşleri, gitmeyin, diye/ Kardeşleri yıldırım çarptı, fırtınada kaldılar, çığ götürdü/ düşmanı alt edemediler/ Babaları(şaman) cenazelerinde içli dualar okudu/ Anneleri ise başını taştan taşa vurdu

Başka bir Afganistan var!
(+)

Yukarıya kısaca yazdığım Nato-Char javon’un hikâyesi nedense çok tanıdık. Belki de dünya kurulalı beri bu hikâyenin kardeşlerini tadıyor kardeşler. Ama bu hikâyede olmayan bir şey var; o kardeşlerin dostları ise bir zamanlar çığ ve şimşekleri seyredip ah vah ederlerken, artık, “aman bize ne, Allah versin!” edasıyla kuruluyorlar ekran karşısına. Ajanstan Rusların Afganistan’a girdiklerini öğrenen Zarifoğlu’nun boğazına yediği lokma tıkanmıştı. Sanırım bizler lokmaları o kadar sıklaştırdık ki kalbimiz midemizin altında kaldı! Gördüklerimiz görmediklerimizin önünü kapattı; yukarıdaki şarkıyı dinleyip, öyküsünü dinlemediğimiz gibi.

Afgan olmak, mülteci bir nazarla dünyaya, “haydi eyvallah!” demeden önce, “Daha ölmedim ben!” deyip; ‘burka’nın, ‘haşhaş’ın, Taliban’ın, El-Kaide’nin, dik yamaçların ve kör kaidelerin dışında bir nahda-uyanışın her dem zulada olduğunun da göstergesidir. Allah Afgan’ını unutmasın; Afgan’ı unutanı ise çokuluslu şirketler nasıl olsa unutmazlar!

Afgan olmak, herkesin başına gelebilecek bir haldir!

 

Zeki Bulduk, Cemaleddin Afgani ve Muhammed İkbal’siz bir Afganistan haberi yazdığı için üzgün

Güncelleme Tarihi: 08 Ağustos 2010, 21:56
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ubeyit hatipzade
ubeyit hatipzade - 8 yıl Önce

Afgan olmak, gözlerini savaşta açmaktır.

Afgan olmak, çocukluğunu yaşayamamak, hayalleri hep ertelemektir.

Afgan olmak, özgürlük naraları altında esareti yaşamaktır.

Afgan olmak, 30 yıldır dinmeyen bir savaşın için de doğup yine o savaşın içinde ölmektir

Afgan olmak, Sovyetler Birliği ni yıkıp kardeş kavgasında yıkılıp ölmektir.

Afgan olmak, babaların, annelerin gözyaşını görmek demektir.

Afgan olmak, canlı yayında bombalanan ülkesi için televizyon karşısında canlı canlı ağla

banner8

banner19

banner20