banner17

Barak Havalarının Güçlü Sesi: Şerif Akbağ

Barak havaları isyanı da dillendirir hüznü de, sitemi de… Şerif Akbağ da ince bir çığlıkla başlar söylemeye, enfes gırtlak nameleriyle dinleyeni alıp götürür yüce dağlara, buz gibi pınarlara… Sonra pes seslere iner, bizleri geniş ovalara indirir, yemyeşil çayırlara... Muaz Ergü yazdı.

Barak Havalarının Güçlü Sesi: Şerif Akbağ

Anadolu coğrafyası baştan sona seziyle, sözüyle, taşıyla, toprağıyla, insanıyla bir kültür hazinesi… Sosyo/kültürel bağlamda yaşadığımız bu günler ne kadar tekdüze ve yozsa, geçmiş o denli çok yönlü ve canlı idi. Her yörenin kendine özgü kültürel bir atmosferi vardı. Kendine özgü derken tamamen birbirinden farklı, birinin diğerinden haberinin olmadığı, yabancı kültürel atmosferlerden bahsetmiyoruz. Tabii ki bir yörenin aklından ve gönlünden sadır olanlar başka yerlerde de dolaşım hakkına sahipti.

Anadolu’daki kültürel canlılık ve çeşitlilik kendini özellikle musiki alanında gösterir. Yüzlerce makam, binlerce form… Uzun havalar, kırık havalar, bozlaklar, mayalar, gazeller, hoyratlar, divanlar, ağıtlar, deyişler, nefesler, halaylar, barlar, semahlar, zeybekler, horonlar, horolar, karşılamalar, baraklar…

Hepsi yaşanmışlıkların dile getirilmesinden, acıların söylenmesinden, sevinçlerin paylaşılmasından, hasretin yakmasından, ayrılığın kavurmasından, gurbetin çilesinden müteşekkil. Kimi bir çığlık gibi yükselmiş göğe, kimi gözyaşlarıyla usul usul akmış insanın içine, kimi gözlerde parıldayan bir sevinç halesi olmuş, kimi yıldızlarla dönüp durmuş göğün sonsuzluğunda… Hepsi gücünün yettiğince bizi söylemiş, bize…

Barak Türkmenlerinin çok güçlü bir sözlü kültürleri var

Baraklardan, barak havalarından söz açma niyetindeyiz. Barak havalarının önemli sesi Şerif Akbağ’dan… Barak Türkmenleri’nin 12. ya da 15. yüzyılda Anadolu’ya geldikleri söylenir. İlk önce Yozgat ve çevresini yurt tutarlar. Barakların genel olarak merkezi otorite ile arası hiç iyi olmaz. Buradan Antep’e sürülürler. Biz bu vakıaya iskân da diyebiliriz. İskânın barak havalarında önemli yeri var. İskân havaları… Bir tarafı Fırat Nehrine, bir tarafı Nur dağlarına, bir tarafı Halep ve Amik Ovasına kadar uzanan bu coğrafyaya yerleşirler. Burada da komşu aşiretlerle sürekli çatıştıklarından II. Süleyman 1690’ların sonunda Barakları Rakka’ya sürer. Baraklar günümüzde Horasan başta olmak üzere İslahiye, Karkamış, Nizip Oğuzeli, Birecik, Halfeti, Kırıkkkale, Nevşehir, Yozgat ve Niğde’de yaşamaktalar. Suriye’nin 81 köyünde yaşadıkları da söylenmekte.

Barak Türkmenlerinin çok güçlü bir sözlü kültürleri var. Yukarıda söylediğimiz gibi iskân, göç bu kültürün içinde önemli bir yere sahip. Aynı zamanda merkezi otorite ile barışık olamama da… Anadolu coğrafyasının kültür, irfan ya da umran geleneği tahminlerimizden daha derin, araştırmalarımızın boyutlarından daha büyük. Sözlü kültürün hâkim olması dolayısıyla yazıya aktarılmamış ve kuşaktan kuşağa devredilmiş. O yüzden metinlere bağlı kalınarak söylenecek her söz eksiktir, tamamlanmamıştır. Gaziantep Üniversitesi öğretim görevlilerinden Savaş Ekici Bey’in de üzerinde durduğu gibi bu vakıa aynı şekilde musiki için de sözkonusu. Her yöreye göre değişen, kendi içinde mucizevi bir yönü olan ve ancak yöre ağzıyla söylendiğinde hissedilen bir ruhu var.

Bizim halk müziğimizi nota ile ya da güfte ile değerlendirmek yanlış olur. Notanın da sözün de ötesinde söyleyişte dile gelen bir efsun, gizem ya da mana var. Aslolan notadaki değil sesteki, tavırdaki ortaya çıkan. Zaten yöresel müziğimizin üstatlarının çoğu nota bilmez. Usta - çırak ilişkisiyle öğrenir çalıp söylemeyi. Müziğimizin derinliğini fark edebilmek için mahalli sanatçılar dinlemek, izlemek daha sağlıklı olur. Müzik araştırmacısı akademisyen Savaş Ekici bu durumu çok güzel özetliyor: “Bizim bu gün mahalli sanatçı dediğimiz fakat kendi yaşadıkları dönemlerde, daha çok yaptıkları işlerle, memleketleriyle veya çeşitli lakapları ile anılan bu gerçek anlamdaki halk sanatçılarını ancak dinleyerek anlamak mümkündür. İşte o zaman; günümüzde sanat ve sanatçı kavramlarından ne kadar uzak olunduğu veya gittikçe ne kadar uzaklaşıldığı, geçmişte çok önemli olan bu kavramların günümüzde ne kadar hafife alındığı, günümüz medyasında kimlere sanatçı denildiği düşünüldüğünde daha net görülecektir.”

Barak havaları isyanı da dillendirir hüznü de, sitemi de

Şerif Akbağ da bu üstadlardan. Bekçi Şerif… Gaziantepli. Nizip’ten… Okul hayatı olmamış. Zorunlu eğitimin insanı körelten tezgâhına yolu uğramamış. On yedi yıl gece bekçiliği yapmış biri. Savaş Ekici’nin de vurguladığı gibi müthiş bir tiz sesi var. İki oktavı bile aşan ses genişliği… Tiz, bildiğimiz gibi yüksek frekanslı, ince bir ses. Enginden yükseğe doğru seslendirilir. Akbağ ince bir çığlıkla başlar söylemeye, enfes gırtlak nameleriyle dinleyeni alıp götürür yüce dağlara, buz gibi pınarlara… Sonra pes seslere iner, bizleri geniş ovalara indirir, yemyeşil çayırlara... Bir turnanın ardı sıra diziliriz göç kervanına.

Barak havaları isyanı da dillendirir hüznü de, sitemi de… Akbağ’ın ağlamaklı bir edayla başlayan, sonra tok sesli bir isyana dönüşen, en sonunda yâr’e sitemle içimize işleyen sesi barak havalarının bütün tonlarını taşır. Yiğitlikler dile gelir sonra… Barak Obası beylerinin dillere destan yiğitlikleri, cesaretleri… Antep’i düşmandan kurtaran çetelerin kahramanlık destanları… “Ezo Gelin” türküsü gibi sevdanın, aşkın trajedisini de söyler Şerif Akbağ.

Şerif Akbağ, Cuma günleri minarede selâ okuduğu zaman sesi üç-dört kilometre öteden duyulurmuş. O derece gür ve pürüzsüz bir sese sahip. Şerif Akbağ da diğer gerçek müzik üstadları gibi bu işi para için yapmamış. Katıldığı programlardan, türkü söylediği düğünlerden herhangi bir ücret talebi olmamış. Dokuz civarında plak doldurduğu söyleniyor. Plaklardan çok cüz’i telifler verilmiş. Sanatçılardan daha çok plak şirketleri kazanmış parayı.

Şerif Akbağ’dan geriye halk müziği repertuvarına kaydedilen barak yöresine ait dört uzun hava (Gitme Garip Gitme Yollar Harami, Açmayın Pencereyi Esmesin Yeller, Kalk Gidelim Selvi Boylum, Felek Getirdi Gene Benim Özümü) ve söylediği “Döne Gelin”, “Urfa Hoyratı”, “Gökyüzünde Bölük Bölük Uçan Turnalar”, “Geçtiğin Yollardan Turnam Ne Haber”, “Velet Bey”, “Bebek Seni Sallayamadım”, “Barak Güzeli”, “Kılıncoğlu” gibi birbirinden güzel onlarca ağıt, ninni, gazel ve türkü kaldı.

Şerif Akbağ felç olduğu 1988 yılında vefat eder. Allah rahmet etsin!...

Şerif Akbağ – Turnalar I

 

Muaz Ergü

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2017, 11:11
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Akbağ
Mehmet Akbağ - 2 yıl Önce

Çok güzel bir yazı olmuş ellerinize ve emeğinize sağlık. Şerif Akbağ benim büyükbabamdır. Ben yaş itibarı ile dedem vefat ettiğinde 11 yaşında idim benim görebildiğim ve babamın da anlattıkları doğrultusunda hiç doğru dürüst bir gün görmemiş sizin de yazınızda belirttiğiniz gibi kayıt firmaları her dara düştüklerinde dedem rahmetliye bir türkü okutup cebine çok komik bi ücret koyup gönderirlermiş.Dedem ve dedem gibilerin ahiretlerini kazanmış olmaları ümidi ile Allah hepsine rahmet eylesin.

banner8

banner19

banner20