Balkanlara gitmek üzereyken yakaladım

Eyüp Sultan’ın sembol İsimlerinden Yunus Dede ile ne zamandır konuşmak istiyordum

Balkanlara gitmek üzereyken yakaladım

 

Yunus Dede Eyüp Sultan’ın en renkli ve sembol isimlerinden birisi… Onu kimi zaman Eyüp Sultan Camii’nin avlusunda akıcı İngilizcesiyle turistlere tebliğ yaparken, kimi zaman da caminin civarındaki kedilere ciğer dağıtırken görürsünüz. Eyüp Sultan’da onu tanımayan yoktur neredeyse… Ekâbir takımından tutun caminin girişindeki dilenci kardeşlerimize kadar hemen herkes tanır.

Kapalı bir kutu

Eyüp Sultan’ın bir de namazında niyazında güzel bir kaymakamı vardır. Kaymakam beyimiz de Yunus Dedeyi sayar sever. Yunus Dede ise insanlara makam ve mevkilerinden dolayı değil Allah’ın kulu oldukları için değer verir. Kimseyi ayırmaz, ayaküstü herkesle konuşur; dili döndüğünce nasihat eder… Kimselerin konuşmaya tenezzül etmediği kişilerle bile dakikalarca konuşur.

Yunus Dede kapalı bir kutudur aslında… Bu kutuyu şuana kadar açan olmuş mudur bilinmez. Yaşı seksenin üzerinde… Şuan yalnız yaşıyor, ailesi nerededir, onlarla görüşür mü; bu da bilinmez. Özel hayatını sormak mümkün değil. Kendisinin Tebliğ Cemaati adıyla maruf bir cemaate mensup olduğunu bir de dünyanın birçok ülkesini gezdiğini biliyoruz o kadar…

Eyüp Sultan’ın gülüEyüplü Yunus Dede

Rumeli Türkçesi ile konuşuyor, çok latifeli bir üslubu var. O kadar latifeye rağmen muhatabı üzerindeki ağırlığını her daim hissettiriyor. En belirgin özelliklerinden birisi de kesinlikle tok sözlü bir üslubunun olması… Bu kadar tok sözlülüğe rağmen bu kadar sevilmesi de şaşırtıcı… Öyle ki kimileri ondan bahsederken “Eyüp Sultan’ın gülü” ifadesini kullanıyorlar.   

İlk tanıştığımızda camiden çıkarken bazı insanların çıkışta dağıtılan lokumlardan çifter çifter almasına kızıyor; “bu sonrakinin hakkını yemektir” diyordu. Kimi insanların çok basit bir olaymış gibi algıladıkları bu meseleyi kafasına takması ve haksızlığa razı olmaması bende onu daha fazla tanıma arzusu uyandırdı.   

Bu düşüncelerle iki yıldır onu her gördüğümde yanına gider ellerinden öperim. Kendisine “sizinle bir mülakat yapalım” dediğimde bana her zaman “şimdi çok işlerim var” der. Ben onun neden böyle davrandığını tahmin edebiliyorum. Bir ömür boyu samimiyetle tebliğe yönelmişken kafasını başka şeylerle meşgul etmek istemiyor. Onun işi caminin avlusunda gelen turistlere ve ziyaretçilere İslam’ı anlatmak; bunun dışına çıkmak istemiyor.

Son görüşmelerimizde uçak biletini aldığını ve evde bavulunu hazırlayacağını söylemişti. Ben de kendisine “gitmeden bana sadece bir saat verin” demiştim. O da bana “tamam sana gidip şuradan bir saat alıp geleyim” diye bir latifeyle karşılık vermişti. Hâsılı kelam mülakatı kabul etmedi ama kendisi ile konuşurken ses kayıt cihazımızı açmama da bir şey demedi. Balkan ülkelerine yapacağı ziyaret öncesinde bu güzel insandan duyduklarım ise şöyle:

Sünneti takip edenler

Peygamber Efendimiz ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını söylemiştir. Peki, bu fırkaların hepsi doğru mudur? Hayır değildir. Hangi fırka Resulullah’ın yolunda yürüyorsa o fırka doğrudur. Şimdi siz tarikatleri göz önüne getireceksiniz, hangisi bu yolda gidiyorsa o doğrudur. Mevlanalar, Taptuk Emreler, Abdulkadir-i Geylaniler, Şah Nakşibendler... bunlar bu yoldan gitmiştir.

Bir tarikat diyelim doğru mu yanlış mı? Bakacaksın en başta bir şeyleri gizliyorlar mı? İslam’da gizlenecek bir şey yoktur. İslam’ın bütün esasları aşikârdır. Kitap ortadadır, sünnet ortadadır. Bakıyorsun ki bazı şeyleri saklıyorlar, gizli toplantılar düzenliyorlar, anlayacaksın ki bunlar batıldır. Yer altında bir sürü sahte tarikat var, uzay tarikatı, mao tarikatı vs…

Evvela Kur’an’ı okuyacaksın

Kim olursa olsun bir kişi açacak Kur’an-ı Kerim’i, ayetlerini okuyacak! “Benden ne istiyor bu ayet” diyecek ve onu yapacak. Yine devam edecek, bu sefer Efendimizin hayatını öğrenecek, onun gibi yapmaya çalışacak. Böyle yaparsa hiç şaşırmaz, yanlış yola düşmez. Bugün kitaplar çok, sapıtmamak için gençler kendi kendilerini eğitecekler. Muhyiddin Arabi’nin, Abdulkadir Geylani’nin kitaplarını okuyacaklar. Bunlar büyük âlimdir.

Bizim zamanımızda kitap bulamazdık. Tavan arasında oradan beş şuradan on sayfa bulup unla yapıştırıyorlardı, oluyordu bir kitap. Ben işte Kur’an’ı bu kitaplardan öğrendim. Hatırlıyorum, bana bütün dünyayı versen o kitap daha kıymetli idi. Yerde bir harf bulsak öpüp anlımıza koyuyorduk. Şimdi ayetler gazetelerde yazıyor, onu da yerlere seriyorlar.Eyüplü Yunus Dede

Sünnet-i Resulullah

Bana hangi tarikattansın diye sorarsan ben Resulullah’ın tarikatından daha doğru bir tarikat tanımam. Nedir o? Kur’an ve Resulullah’ın sünneti… Bu ikisine uyunca bunlar bana yetiyor. Şah Nakşibendi’ye “Siz nasıl bu yüksek derecelere eriştiniz” diye sormuşlar. O da demiş ki: “Ben Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetlerini tıpı tıpına taklit ediyorum.” Nedir bu sünnetler? Namazı, orucu, duası, yatması, kalkması, yemesi içmesi, giyinişi…

Bir kimse Resulullah’a yakın olmak isterse sünnetlerini muhakkak takip edecek. Ne kadar sünneti takip ederse o kadar yakın olur. “Ben Kur’an-ı Kerim’i okurum, Resulullah’ın sünnetlerini yapmam” dersen o zaman kâmil bir Müslüman olamazsın. Yarım yamalak olursun. Yani pantolonun var ama bir paçası yok…

Peygamber Efendimiz; “Sizin bana en yakınınız en çok salavat getireninizdir.” buyuruyor. Ne demek bu? Sevgidir bu… Peygamber Efendimiz “Vefatımdan sonra beni ziyaret eden hayatımda ziyaret etmiş gibidir” buyuruyor. Kabrini ziyaret etmek nedir? Bu da sevgidir. Allahü Teala her şeyi sevgi ile yarattı. Seveceksin, Allah’ın en çok sevdiğini en çok seveceksin… 

İnsan kendi vücudunu tanımalı

İnsan kendi vücudunu bir kere tanıması lazım. Kendi organlarının işleyişini bilmesi lazım. Bir nutfeden nasıl bu hale gelmiş bunu düşünmesi lazım. Bunu bilirse Rabbini bulur. Midenin yaptığı işi en büyük fabrika yapabilir mi? Yapamaz mümkün değil… Bunun için insanın kendisi bir mucizedir ama haberi yoktur.

En mühim mesele helal yemektir. Helalinden kazanmazsa istediği kadar zikir yapsın bunun bir faydası yoktur. Ormana yangın girmişse sen gidip diğer tarafta fidan dikemezsin. Orman çünkü yaptığını da yok edecek…  İşte helal lokma bunun gibidir.  

Nasıl bir balık susuz duramaz insanın kalbi de zikirsiz duramaz. İlla bir yere oturmaya gerek yok. Yolda yürürken belli etmeden “la ilahe illallah” dersin. Bir gün bakarsın Alllah kapılarını açmış. Niye açmasın. “Dünya, dünya!” diyene Allah dünyayı vermiyor mu? Allah dünyasını veriyor, zengin oluyor. Ama Rabbini isteyen cennetini isteyen insana Allah cennetini veriyor bir de dünyada kolaylıklar veriyor, işini rast getiriyor. 

Aydın Başar haber verdi

 

Yayın Tarihi: 30 Aralık 2011 Cuma 10:05 Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2011, 10:05
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
IbrHim
IbrHim - 3 yıl Önce

Nurlu bir insan kendi e nasil ulasabilirim

Nergis BEN
Nergis BEN - 3 yıl Önce

Yunus dedeyi görmek isterseniz. Sabah, öğle ve ikindi namazlarını ve de cuma namazlarını Eyüp Camii'nde kılıyor imiş. Görmek için bu zamanlarda oralarda olmalısınız. Hatta cuma günleri beyaz giyinip cuma namazını kılınca avluya çıkıyor onunla konuşmak isteyen insanları bekliyormuş. Yarın gideceğim inşaAllah bakalım.

banner26