Bağdat’ın Kraliçesi: Zübeyde Binti Cafer

"Hicretten yaklaşık bir buçuk asır sonra dünyaya gelmiş olan Zübeyde, Abbasi Devleti’nin ikinci halifesi olan Ebu Cafer el-Mansûr’un (ö. 158/775) torunudur." Zehra Betül Küçük yazdı.

Bağdat’ın Kraliçesi: Zübeyde Binti Cafer

Abbasilerin ilk dönemi, az zamanda çok sayıda fetih yapılması sebebiyle devletin sınırlarının hızla genişlediği bir dönemdir. Bu durum, doğrudan halkın malî durumuna yansımış ve Müslümanların (Özellikle de yönetici konumunda bulunanların) refah düzeyinin artmasına neden olmuştur. Bağdat, hararetli bir şekilde ilmî tartışmaların yapıldığı, şiir meclislerinin kurulduğu hem telif hem çeviri anlamında çok sayıda eserin ortaya konulduğu ve masallara konu olacak şekilde zenginlik ve bolluğun yaşandığı bir şehir olarak karşımıza çıkmaktadır. Ticaretin, ilmin ve sanatın başkenti olan Bağdat’ta halkın ekonomik yapısında meydana bu değişim, şehirleşmenin artmasına ve kadınların sosyal ve siyasal hayatta daha görünür olmalarına sebep olmuştur.[1] İşte Zübeyde binti Cafer İslâmiyet sonrası Arap toplumunda kadınların yaşam tarzlarında oluşan değişikliğin gözlemlenmesi açısından önemli bir örnektir.

Hicretten yaklaşık bir buçuk asır sonra dünyaya gelmiş olan Zübeyde, Abbasi Devleti’nin ikinci halifesi olan Ebu Cafer el-Mansûr’un (ö. 158/775) torunudur. Öte yandan Harun Reşid’in hem amcasının hem de teyzesinin kızıdır. Küçük yaşta babasını kaybetmesi sebebiyle kendisini çok seven Mansûr’un himayesinde yetiştirilen bu saray hanımefendisinin kaynaklarda ismi “Ümmü Aziz” ya da “Emetu’l Vahid” olarak geçmektedir. Ancak beyaz tenli oluşu ve güzelliği sebebiyle dedesi çocukluğunda ona “Zübeyde” diye hitap ettiğinden zamanla bu isimle meşhur olmuştur.[2]

HARUN REŞİD İLE EVLİLİĞİ

Zübeyde; güzelliği, zekâsı, soyluluğu, ince zevkleri ve aldığı eğitimi itibariyle her anlamda Harun Reşid’e denk görülmüş ve Harun’un annesi (Zübeyde’nin teyzesi) Hayzüran’ın bunu dile getirmesi neticesinde sarayda görkemli bir düğünle evlendirilmişlerdir. Harun Reşid’in Zübeyde’ye olan aşkı o kadar kuvvetlidir ki bu durum bir ara Harun’u veliahtlığını devretme fikrine dahi götürmüştür. Rakka’da vali olup karısıyla birlikte bir ömür yaşamayı halifeliğe tercih etmeye niyetlense de akıl hocası Yahya el-Bermekî onu bu fikrinden vazgeçirmiştir.[3]Zübeyde’nin ileriki dönemlerde devlet yönetiminde bu denli söz sahibi olabilmesinin altında güçlü ve zeki olmasının dışında Harun’un ona bağlılığı da bulunmaktadır. Zübeyde’nin bir türlü evlat sahibi olamayışı evliliklerine bir ara gölge düşürse de Muhammed el-Emin’in dünyaya gelmesi bu durumu ortadan kaldırmıştır. Zübeyde binti Cafer’e dair kaynaklarda en fazla öne çıkarılan hususlardan biri onun Haşimoğlularına mensup olmasıdır. Zenginliği ile birlikte asaleti, saray içerisindeki otoritesini ve halk nezdindeki saygınlığını artıran iki unsur olarak karşımızda durmaktadır. Haşimî oluşu, aslında bunların ötesinde hem dönemin konjonktürel yapısı hem de onun siyasî tavrını ve devlet yönetiminde oluşturduğu etkilerin seyrini belirleyen bir köşe taşı olması sebebiyle önemlidir.

DEVLET YÖNETİMİNE ETKİSİ

Zübeyde’nin yaşadığı dönem, Arap-İran mücadelesinin çok yoğun olduğu bir dönemdi.4 Abbasiler, Emevilere darbe yaparken İranlılardan aldıkları yardıma mukabele olarak devletin önemli kademelerine İranlıları getirmişlerdi. Bunların başında Bermekî ailesi geliyordu. Vezirlik, maliye ve şehzadelerin yetiştirilmesi gibi özellikle iç işlerini ilgilendiren birçok alanda Bermekî ailesinin üyeleri görev almışlardı. Bu durum Arap soylu aileleri rahatsız etmekteydi. Bu nedenle Zübeyde’nin halifeyle evlenmesi başta Haşimiler olmak üzere halkın asıl unsurunu oluşturan Arapları çok memnun etmişti. Çünkü başa geçecek veliahtın siyasî tavrının hangi eğilimde olacağı hususunda anne soyu belirleyici olmaktadır. Şehzadelerin hepsi aynı babanın oğlu ve Haşimi olsalar dahi özellikle iç işleriyle ilgili konularda aldıkları kararlar anne soylarına göre şekillenmiştir.

 Bu yüzden Haşimiler Mu hammed’in veliaht tayin edilebilmesi için halifeye ısrar ettiler. Ancak veliahtlığın büyük oğlan olması sebebiyle Abdullah’ın hakkı olmasına rağmen annesinin İran asıllı bir cariye olması halkın gözünde Muhammed’in bu konuma daha layık görülmesine sebep oldu. Zübeyde’nin yoğun ısrarları neticesinde Muhammed, henüz çocuk yaşta veliaht ilan edildi. Bu durum hem Harun Reşid’i hem de Bermekîler’i rahatsız etmişti. Çünkü daha sonra anlaşılacağı üzere Abdullah halifeliğe zekâsı, ağırbaşlılığı ve feraseti sebebiyle zevke ve israfa düşkün olan Muhammed’den daha layık idi. Muhammed’in veliaht tayin edilmesi olayı, Zübeyde’nin siyasete yön verdiği en büyük hadise olarak görülmektedir. İkinci büyük etkisi ise Bermekîlerin toplu bir şekilde azline sebep olmasıdır.

Abdullah’ın, Muhammed’in halifeliğini kabul etmemesiyle aralarında iç savaş başlamış ve bu savaşta Abdullah galip gelmiştir. Muhammed’in öldürülüp Abdullah’ın yeni Halife olduğu bu zaman aralığında Zübeyde hayatının en zor günlerini yaşamıştır. Ömrü boyunca zenginlik, lüks ve şatafat içinde yaşayan Zübeyde bir anda tüm gücünü kaybetmiş ve belli bir süre bu vaziyette yaşamıştır. Daha sonra halife Memun’a yazdığı şiir şeklindeki bir mektubu, halifenin Zübeyde’den özür dilemesine ve aralarının düzelmesine sebep olmuştur. Bu olaydan sonra Zübeyde’nin yaşamı eskisi kadar olmasa da tekrar iyi bir hâle gelmiştir. Zübeyde, oğlu vefat ettikten sonra onun kanını talep etmesi için kendine ısrar edenlere kulak tıkamış ve Müslümanların kanının dökülmesinden korktuğu için Abdullah’a karşı hiçbir zaman intikam hırsıyla hareket etmemiştir. Bu durum onun aklı başında, ferasetli ve bir yöneticiye yakışır şekilde hareket ettiğini gösterir.

HAYIRSEVERLİĞİ VE ŞİİRE DÜŞKÜNLÜĞÜ

Zübeyde’yi aldığı kararlarda özgür kılan, kendine ait bir dünyasının ve yönettiği alanın olabilmesini sağlayan en güçlü etkenlerden biri de küçük yaşlarından itibaren sahip olduğu geniş ölçüdeki zenginliğidir. Ona hem dedesinden hem de babasından büyük miktarda miras kalmıştır. Sonraları eşi Harun Reşid ve oğlu Emin’in halifelik dönemlerinde serveti ciddi miktarda artış göstermiştir. Kaynaklarda Zübeyde’nin hükümdarlarınkine denk gelecek seviyede mülke sahip olduğu belirtilmektedir.

Zübeyde sahip olduğu bu servet ile bir yandan lüks içinde ve konforlu bir hayat sürmüş bir yandan da etrafındaki insanları nasiplendirmiştir. Özellikle şairlere ve ilim adamlarına dağıttığı caizelerin haddi hesabı yoktur.

Onun hayatının hemen her aşamasında şiirin önemli bir yer edindiği görülmektedir. Harun Reşid’in bulunduğu ilim, şiir, müzik ve sohbet meclislerinin birçoğuna Zübeyde de katıldığı için kitaplarda Zübeyde’nin bu kimselerle olan diyalogları ve onları altınlarla ödüllendirmelerinden bahsedilir. Onun Müslüman toplumunda büyük bir hayırsever olarak bilinmesinin asıl sebebi ise yaptırdığı sadaka-i cariyelerdir. Bunların başında Ayn-ı Zübeyde olarak bilinen hac yoluna yaptırdığı su kanalları gelmektedir. Ayrıca Abbasi sınırları içindeki pek çok bölgede tekkeler, mescidler, mektepler ve kervansaraylar yaptırmıştır. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kadın banilerin ve hayrat sahiplerinin eserlerinin çokluğu Zübeyde’nin asırlar boyunca Müslüman zengin hanımlara örnek olduğuna bir işarettir.[4]

Hayatının büyük kısmı cömertlik ve hayırlarla devam eden Zübeyde, 69 yaşında iken (Hicri 216/ Miladi 831) vefat etmiş ve babası Cafer ile oğlu Emin’in mezarlarının bulunduğu Kureyş Kabristanı’na defnedilmiştir. Bu kabristan, o zamanlar Zübeyde’nin iktâsı ve mahallesi olan Zübeydiyye’de yer almaktadır.[5] Bağdat’ın sosyal ve kültürel yapısında ve İslâm tarihinin önemli bir zaman diliminde derin izler bırakan Zübeyde’nin, sahip olduğu avantajlar sebebiyle Abbasi toplumundaki kadınların yaşantısını tümüyle yansıttığı söylenemez. Bununla birlikte İslâmiyet’in gelişinden çok kısa bir süre sonra bir kadın olarak siyaset, sanat ve hayır işlerinde bu kadar etkin olmasının, toplum tarafından yadırganmayıp gıpta ile bakılması, İslâm’ın kadınların sosyal hayatlarında oluşturduğu değişikliğin görülmesi açısından önemli bir noktadır.[6]

Yönetimde söz sahibi olma, dindarlık, zenginlik ve entelektüel olma gibi çok sayıda hasleti şahsında toplayan Zübeyde, elindeki fırsatları doğru şekilde değerlendiren biri olmanın meyvesi olarak bugün tarih sayfalarında “Entrikalar peşindeki valide sultan” olarak değil de dualarla anılan örnek ve öncü bir şahsiyet olarak anılmaktadır.

Zehra Betül Küçük

Kaynak: Hüma Dergisi, Sayı:10

Kaynakça:


[1] Remziye Seçen, “Abbasiler Döneminin Ünlü Kadın Siması Zübeyde binti Cafer”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Ankara, 2020, Giriş, s. 9

[2] Gülgün Uyar, “Zübeyde binti Cafer”, TDV İslâm Ansiklopedisi, TDV Yayınları: İstanbul, 2013, c. 44, s. 517-9

[3] Kadir Kan, “Abbasi Sarayında Hayırsever ve Entelektüel Bir Hanımefendi: Zübeyde Bt. Cafer”, s. 165

[4] Kadir Kan, “Emiretu’l Mü’minîn: Zübeyde binti Cafer”, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 2011, c. 11, sy. 2, s. 172

[5]Kadir Kan, “Emiretu’l Mü’minîn: Zübeyde binti Cafer”, s. 175

[6] Kadir Kan, “Abbasi Sarayında Hayırsever ve Entelektüel Bir Hanımefendi: Zübeyde Bt. Cafer”, s. 154

Yayın Tarihi: 02 Mayıs 2022 Pazartesi 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26