Azmzade Cemil'den nasıl haberdar oldum?

Azmzâde Cemil Beg biyografisinin son devir Arap – Osmanlı ilişkilerini konu alan tarihçiler için de, Cemil Beg’in şair kimliği dolayısıyla Arap dili ve edebiyatı uzmanları açısından da önemli bir araştırma konusu olduğunu söyleyebiliriz..

Azmzade Cemil'den nasıl haberdar oldum?

 

İsmine Ukûdu’l-Cevher adlı bir eseri vesilesiyle rastlamıştım ilk kez. Fakat uzun bir süre eserinin sadece ismiyle karşılaşmış olarak kaldım; cismine muttali olmam hayli gecikti.

Tam adı Ukûdu’l-Cevher fî Terâcimi men lehüm Hamsûne tasnîfen fe-Mie fe-Ekser olan bu eser ünlü Osmanlı Şeyhülislâmı İbn-i Kemâl’le ilgili hemen bütün kaynaklarda zikrediliyordu. Ben de o sıralar (1995) Şeyhülislâm’ın bir eseri üzerinde yüksek lisans tezi hazırlıyordum. Görmek istedim bu eseri. Ama Ankara İlâhiyat Kütüphanesi’nde yoktu. Millî Kütüphane’de de. O zamanlar İSAM Kütüphanesi de yeni teşekkül ediyordu. Zaten bu kitap, bu üç kütüphanede hâlâ yok gözüküyor.

a

Görselleri büyütmek

için üzerini tıklayınız

Bulunduğu tek kütüphane Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi idi. Heyecanla gittim ve kaydını bulduktan sonra fiş doldurup istedim. Başladım beklemeye… Kitap gelmediyse de görevli gelerek bilgi verdi: “Yerinde yok.” Bu tabir kütüphanecilerin dilinde; “Kitap, uzun yıllar önce ‘bilinmeyen’ biri tarafından alınmış ve iade edilmemiş” demektir. İade edileceği ümidi yıllardır muhafaza edildiği için olsa gerek kitabın kaydı ve fişi de muhafaza ediliyordu anlaşılan. Tabii oradan elim boş döndüm. Tezimi hazırlarken de yararlanamadım.

Çeşitli kaynaklar, Cemil Beg’in bu eserinden İbn-i Kemâl hakkında biyo-bibliyografik bir eser olduğu izlenimini bırakacak şekilde söz ediyordu. Belki de ben öyle algılıyordum. Neyse, bu izlenimimin tamamen yanlış olduğunu meğer ancak birkaç hafta önce öğrenmek nasip imiş. Dunyabizim.com’da Atsız’ın Ötüken Neşriyat tarafından bir araya getirilen Üç Bibliyografya’sından söz eden haberimde bir vesileyle bu eserden de bahsetmiştim. Yazımın altına yorum olarak not düşen saygıdeğer Kevser Kıvanç, eserin metninin kendisinde bulunduğunu ve e-posta adresime gönderebileceğini söylüyordu. Çok sevindim ve hemen adresimi verdim. Nitekim eser pdf olarak adresime geldi. Nasıl sevinmezdim ki, arayıp da bulamadığım bir define gibiydi. Çok teşekkür borçluyum kendisine…

Hemen ilk sayfalarına ve en sondaki içindekilere bakmaya başladım. Evet biyo-bibliyografik bir eser olduğu doğruydu fakat İbn-i Kemâl, içinde sadece bir bölüm teşkil ediyordu (s. 217-226). Bu hâliyle belki Ömer Ferruh’un Meâlimü’l-Edebi’l-‘Arabîsinin ilk cildindeki İbn-i Kemâl bölümünden pek az farklıydı ama ben eserin gerçek veçhesini tam anlamıyla görmüş oluyordum ya, yeterdi elbette.

En ünlü Yunan filozoflarını İslâm uleması içinde ele almış

Türk kaynaklarında bazen Azmzâde Cemil Bey olarak geçen bu zatın adı, Beyrut’ta basılan eserinde Cemil Beg el-Azm olarak kayıtlıydı. İsminin devamında ise “Muhâsibü’l-Maârif fî Beyrut” unvanı bulunuyordu. İşte H. 1326 / M. 1908-9’da Osmanlı Beyrut’unda basılmış bir kitapla karşı karşıyaydım. Osmanlı son devir matbu eserlerinde rastlanan “Maârif Nezâret-i Celîlesinin … numerolu ruhsatnâmesiyle tab’ edilmiştir” kaydının birebir Arapçası da kapakta yer alıyordu: “Tubi‘a bi ruhsati Nezâreti’l-Maârifi’l-Celîliyye …”

Azmzâde, eserinin ilk cildine yazdığı önsözde ulemâ biyografilerini ihtiva eden böyle bir eseri hazırlama fikrinin kendisinde Keşfü’z-Zunûn Zeyli cem ederken oluştuğunu söylüyor. Bu çalışması esnasında yüzlerce müellif içinden 40’ının öne çıktığını görüyor ve Allah’ın yardımına sığınarak hepsinin tercümeihâllerini bir araya getirmeye ve öne çıkartmaya çalıştığını belirtiyor. Azmzâde, eserinde bu kırk müellifi iki bölümde ele almıştır. İlk bölümde (kitaptaki sırasıyla); Gazâlî, Şeyhü’l-Ekber İbn Arabî, Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Abdülganî en-Nâblûsî, Seyyid Mustafa el-Bekrî, Aristo, Calinus, Huneyn b. İshak, el-Kindî, el-Müsennâ, Sâbit b. Kurrâ, Fârâbî, İbn-i Sînâ, Abdüllatif el-Bağdadî, Fahreddin-i Râzî, İbnü’l-Heysem, Ali b. Rızvan, İbn-i Teymiyye, es-Sübkî, İbn-i Hacer, Süyûtî, İbn Kemâl Paşa, İbn-i Tolun, Abdurrauf el-Menâvî, Molla Aliyyü’l-Kârî, Nuh Efendi, Ahmed Midhat Efendi yer alıyor. İkinci bölümde ise İbokrat [Hipokrat], Efesli Rufusu’l-Kebîr [doktor], Zemahşerî, İbn-i Ebî Tâlib-i Mekkî, Fîrûzâbâdî, Yusuf b. Abdülhâdî, Ebu’l-Alâ el-Maarrî, Şa’rânî, İbn-i Rüşd, İskenderü’l-Afrodisî, Lisanüddin ibnü’l-Hatîb, Vecîhüddîn el-Ayderus yer alıyor.

Kitap nereden baksanız sürprizlerle doludur. Ahmed Midhat Efendi’nin Arapça bir biyografisini ihtiva ediyor oluşu, en ünlü Yunan filozoflarını İslâm uleması içinde ele alışı, bazı az tanınmış müelliflere yer verişi gibi hususlar nereden bakılsa ilgi çekicidir. Biyografilerin kronolojik bir sıralama takip etmediği hemen anlaşılıyor ki bu durum müellife göre önem sırasını gösteriyor olabilir.

Kaldıysa eğer, Suriye arşivlerine girerek bu biyografi üzerinde çalışılmalı

Gelelim mâ nahnü fîhimize: Peki bu kadar biyografi içinde müellifin biyografisi hakkında ne kadar bilgimiz vardır: DİA’nde bir “Azmzâde Cemil Beg” maddesi (C. VII, s. 325-326) ve bir de “Azmzâdeler” maddesi bulunmaktadır. Azmi Yüksel’in kaleme aldığı “Cemil el-Azm (1873-1933)” maddesi bu zâtın biyografisini veriyor. Buradan İstanbul’da doğduğunu, ailesinin aslen Konyalı olduğunu ve IV. Murad zamanında Suriye’ye yerleştiklerini öğreniyoruz.

Bu maddede başta Ukûdu’l-Cevher olmak üzere beş adet eseri de tanıtılıyor. Maddenin sonundaki kaynakçadan belli başlı Arapça biyografi kaynaklarında (Serkis, Kehhâle, Ziriklî vd.) da hakkında bilgi bulunduğunu anlıyoruz. Söz konusu ansiklopedi maddesinde eserin bir de “daha hacimli olan II. Cildi”nden söz edilmekte ve “henüz yayımlanmamış” olduğu kaydedilmektedir. Acaba bu bilgi kitabın kapağındaki “el-Cüz’ü’l-evvel” kaydından mı kaynaklanıyor?

Kitabın matbu nüshasına baktığımızda 289. sayfasından itibaren “el-Kısmu’s-sânî” başlıklı bir bölüm başladığını görüyoruz. Buna karşılık kitabın başlarında; -Gazâlî bölümünün hemen öncesinde- “el-Kısmu’l-evvel” başlığının bulunması gerekirdi; fakat böyle bir durum söz konusu değildir. Kitap bu hâliyle 40 müellifi de barındırdığına göre acaba matbu olmayan ikinci cildi yok mudur diye düşünmeden edemiyoruz. Ayrıca “cüz” tabiri “kısm”ın bir parçasını gösterir diyebilir miyiz? Bu mesele Cemil Beg’in eseriyle ilgili olarak netleştirilmeyi bekleyen bir husustur.

Gerek eseri, gerekse DİA’ndeki maddelerde verilen bilgilerden yola çıkılarak Azmzâde Cemil Beg’in üzerinde genişçe çalışılmamış biyografisini çalışma fikri yeterince kamçılayıcı gözüküyor. Keşke iyi Arapça bilen bir Yüksek Lisans talebesi -kaldıysa tabii- Suriye arşivlerine girerek bu biyografi üzerinde çalışsa… Bu biyografinin son devir Arap – Osmanlı ilişkilerini konu alan tarihçiler için de, Cemil Beg’in şair kimliği dolayısıyla Arap dili ve edebiyatı uzmanları açısından da önemli bir araştırma konusu olduğunu söyleyebiliriz. Kim bilir, belki de bu üzerinde durmaya değer biyografi üzerinde çalışılmıştır…

 

Yusuf Turan Günaydın yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2013, 13:45
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13