banner17

Asrımızın Matrakçı Nasuh'u Nusret Çolpan, Minyatürü Güzellik Uykusundan Uyandırdı

17. yüzyılda zayıflamaya başlayan Osmanlı minyatür sanatı, 18. asırda eserler veren Levnî ile birlikte tekrar canlansa da sonrasında gözden düşer ve derin bir uykuya dalar. Tam 200 yıl, mahir bir elin kendisini bu derin uykudan uyandırmasını bekler. Bu uzun bekleyiş nihayet 1975’te son bulur. Türk minyatür sanatı bu tarihte, Nusret Çolpan imzasını taşıyan “Fatih’in Öfkesi” adlı çalışmayla Levnî’den sonra ilk özgün eserini verir.

Asrımızın Matrakçı Nasuh'u Nusret Çolpan, Minyatürü Güzellik Uykusundan Uyandırdı

Minyatür küçük boyutlarda özel tekniklerle yapılan bir kitap sanatı. Tarihi eski Mısır medeniyetine kadar uzanıyor. Özellikle 15. yüzyıla kadar Çin’den Hindistan’a, İslam dünyasından Hıristiyan Avrupa’ya kadar pek çok medeniyet bu sanat dalında kendine has yorumlarla eserler vermiş. Türk İslam minyatürlerinin tarihi ise Uygurlardan başlıyor. Müslümanların, Orta Asya’dan Tebriz ve Bağdat’a gelen Uygur kökenli sanatkârlar vasıtasıyla tanıştığı bu sanat büyük ilgi görmüş ve İslam dünyasındaki devletlerin kültürel özelliklerine göre çeşitlenmiş.

Bununla birlikte minyatürün Osmanlı ile özdeşleşen sanatlardan biri olduğunu söylemek abartı sayılmaz. Fatih Sultan Mehmed Han’ın Edirne’de kurduğu nakkaşhaneyle birlikte bir saray sanatı haline gelir minyatür. Tebriz ekolünün tesirinde kalan Osmanlı minyatürleri, zamanla kendi üslubunu oluşturmuş. Kanuni Sultan Süleyman döneminde mimari, çini, hat, tezhip gibi sanatlarla birlikte altın çağını yaşamış. Bu dönemden günümüze ulaşabilen minyatürlerin sayısının 20 bin civarında olduğunu söylersek, sanırım bu sanatın o dönemdeki ağırlığı daha kolay anlaşılır.

17. yüzyılda zayıflamaya başlayan minyatür sanatı, 18. asırda eserler veren Levnî ile birlikte tekrar canlansa da sonrasında gözden düşer ve derin bir uykuya dalar. Tam 200 yıl, mahir bir elin kendisini bu derin uykudan uyandırmasını bekler. Bu uzun bekleyiş nihayet 1975’te son bulur. Türk minyatür sanatı, Levnî’den sonra ilk özgün eserini verir genç bir minyatür sanatçısının ellerinde. “Fatih’in Öfkesi” adını taşıyan bu çalışma Nusret Çolpan imzasını taşımaktadır.

O tarihten sonra Nusret Çolpan’ın fırçası işledikçe minyatür, kitapların tozlu sayfalarından çıkar ve hayatımızın bir parçası olur. O, büyük bir aşkla atölyesine girip çalıştıkça İstanbul’un her köşesinde bizi selamlar minyatürleri. 2008 yılında bu dünyadan göçene kadar Çolpan, 500’den fazla esere imza atar. Eserleri artık İstanbul’un her yerini süsler. Taksim-Levent metro istasyonları, Beykoz İskelesi, İstanbul adliye binası, Karaköy-Taksim arasındaki tünel… Hatta yolunuz düşerse Bankong’da, Dubai’de, Tokyo’da bile onun eserlerini görebilirsiniz.

 

Süheyl Ünver’le tanışmak hayatını değiştirdi

Peki, kimdir Nusret Çolpan? Kitaplarda kalmış bir sanatı canlandırmak nereden aklına gelmiştir?

1952 yılında Bandırma’da dünyaya gelen Çolpan’ın resme istidadı olduğu daha küçük yaşlarda ortaya çıkar. İlk ve ortaokul sonrasında eğitim hayatına farklı sebepler yüzünden ara verir. 20 yaşına kadar hayatında neredeyse farklı malzemelere çizdiği resimler dışında hiçbir şey yoktur. Onun bu yeteneğinin heba olmasını istemeyen dayısı, İstanbul’a gidip Süheyl Ünver’le tanışmasını tavsiye eder. Bunun üzerine Çolpan, yollara düşer ve Süheyl Ünver’in Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki atölyesinde onunla tanışır. Böylece kendisini ilerde büyük bir sanatçıya dönüştürecek sürecin ilk adımını atmış olur.

O tarihten sonra Süheyl Ünver’den gelenekli Türk sanatları üzerine dersler almaya başlayan Çolpan kısa sürede kendini gösterir. Hocası onun bir taraftan da eğitim hayatına devam etmesini ister. Liseyi Zincirlikuyu Meslek Lisesi’nde okuyan Çolpan, 1975’de Mimar Sinan Üniversitesi mimarlık bölümünü kazanır ve 7 yılın sonunda mimar olarak mezun olur. Bu süreçte Süheyl Ünver ve onun talebesi Azade Akar’ın atölyesindeki dersleri hiç kaçırmaz. Hocası Süheyl Ünver’in teşvikiyle, diğer süsleme sanatlarının yanında, minyatürle de ilgilenmeye başlar. Minyatür sanatını, ders alabileceği bir hoca olmadığı için, kitaplardaki örneklerini taklit ederek öğrenir Çolpan. Fakat yeteneği ve eğitimi sayesinde kısa sürede bu sanatın sırlarına vakıf olur ve kendi tarzını oluşturmaya başlar. “Fatih’in Öfkesi” ise ilk özgün eserdir.

 

Minyatürü onun için çekici kılan neydi?

Nusret Çolpan minyatür sanatının özelliklerini 2008 yılında Mehtap TV için çekilmiş Çınaraltı programında şöyle açıklıyor: “Gelenekli sanatlarımız içinde minyatür en zor olanlarından biri. Büyük bir donanım ve alt yapı gerektiriyor. Resim bilgisi lazım, grafik sanatlardan anlamak lazım, dünyayı ve çevreyi sosyolojik açıdan tarihi açıdan çok iyi takip etmek gerekiyor. Bir nesneyi gölge vererek daha müşahhas hale getirme olayı minyatürde yok. Minyatürde önemli nokta perspektif çok az kullanılıyor, herşey çizgi ile sınırlı. Işık gölge oyunu yok. Bir eşyanın gölgesini görmüyorsunuz. Buna karşın minyatürde yorum var. Objeleri önemine göre büyütüp küçültebiliyorsunuz. Renkler saf ve parlak. Sürprizli ve masalsı bir anlatım var. Geleneksel kültürümüzden olduğu için çok eğlenceli. İnsana çalışırken zevk veren, gelişmesini sağlayan bir resim çalışması…

Zaman ve mekân atlamaları ve bir konuyu anlatma zenginliği açısından minyatürün, diğer sanatlara göre, daha büyük imkânlar sunduğunu söyleyen Nusret Çolpan’ın, bu sanata gönül vermesinin sebeplerinden biri Matrakçı Nasuh’un çalışmaları olmuş. Nakkaş Osman, Nigarî ve Levnî gibi sanatçıların çalışmalarından da çok etkilendiğini belirten Çolpan, ismi Kanuni Sultan Süleyman devriyle özdeşleşen Matrakçı Nasuh için “Benim Süheyl Ünver’den sonra ikinci hocamdır” diyor.

 

Geleneğin izinde özgün eserler verdi

Ruhi Konak, “Nusret Çolpan Minyatürlerinde Gelenek ve Biçim İlişkisi” makalesinde onun çalışmalarının Osmanlı minyatür geleneğinin bir devamı olduğunu ve eserlerinde geleneği özgün bir şekilde yorumlamayı başaran Çolpan’ın minyatür sanatının tarihi açısından yeni bir dönemi başlattığını vurguluyor (Akdeniz Sanat dergisi, 2012, Cilt 5, Sayı 10).

Makaleye göre Nusret Çolpan’ın çalışmaları, alanın uzmanları tarafından topoğrafik minyatür olarak adlandırılan bir üslubun günümüze yansıması. Adını topoğrafyadan alan bu üslup, coğrafi bir alandaki engebe ve özellikleri kâğıda aktarmaya hizmet ediyor. Sanatçının bir şehri, mahalleyi veya herhangi bir mimari eseri farklı bir şekilde tasvir etmesine imkân sağlıyor. Bu üslubun ilk örneklerine Piri Reis’in Kitâb-ı Bahriye adlı eserinde rastlandığını vurgulayan yazara göre, 16. yüzyılda Matrakçı Nasuh’un çalışmalarıyla bu üslup Osmanlı minyatür sanatının ana karakteri haline gelmiş.

Nusret Çolpan’ın çağdaş bir bakış açısıyla yorumladığı İstanbul ve diğer şehir tasvirleri bu üslubun izlerini taşımakta. Şehir tasvirleri ve topoğrafik anlatımlarında Matrakçı Nasuh’un, Çolpan üzerindeki etkisini de açıkça görmek mümkün.

 

Özgün yönlerinden biri de kullandığı renkler

Konak, Nusret Çolpan’ın minyatürlerinin özgün yönlerinden birinin de kullandığı renkler olduğunu belirtiyor. Yeşil, mavi, kırmızı ve beyaz; sanatçının erken dönem çalışmalarında kullandığı baskın renkler. Eserlerindeki yeşil rengin tonu Matrakçı Nasuh’un çalışmalarında da görmek mümkün. Ancak Çolpan’ın çalışmalarında yeşil ve mavi renkler zamanla yerini türkuaz mavisine bırakır. Çolpan eserlerinin çoğunu klasik usule göre kâğıt üzerinde çalışsa da çini ve duvar yüzeyine de uyguladığı minyatürler oldukça fazla.

Yine önemli bir farklılık da Nusret Çolpan’ın bazı çalışmalarında harita işaretlerini minyatüre uygulamasıdır. Ayrıca ilerleyen yıllarda eserlerinde topoğrafik minyatürlerden hareketle oluşturduğu spiralleri de kullanmaya başlar. Bu spiraller, zemine hareket katar ve minyatürde pek bulunmayan bir perspektif kurgusunun oluşmasına yardım eder.

Kullandığı bu yöntemler dolayısıyla onun eserleri hem geleneğin izlerini taşımakta hem de bunları modern bir anlayışla yorumladığı için bazı noktalarda gelenekten farklılaşmaktadır. Çünkü o hep günümüzü resmetmiştir. Eserlerine şehirlerin, tarihi eserlerin mevcut halini taşımıştır. Bunu da “hocam” dediği Matrakçı Nasuh’tan ilhamla yapmıştır.

 

Dünya, eserlerinin peşinde koşuyor

Önemli bir Osmanlı saray sanatını günümüze taşıyan, minyatürü çağımızın anlayışına göre yeniden yorumlayan Nusret Çolpan, 2008 yılında arkasında birbirinden değerli çalışmalar ve mirasını yaşatacak talebeler bırakarak bu dünyadan göçtü. Bazı eserlerine Fransa Devlet Başkanı Jack Chirac, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Bosna Cumhurbaşkanı, Wall Street Journal, Santa Barbara Müzesi talip olmuş. Yine Yunanistan Ayvanoz Manastırı’nda, Dubai Zaebel Tekno Parkı’nda, Bankong Türk Bahçesi’nde çini üzerine yapılmış çalışmaları var. Kazakistan, New York, Paris, Venedik ve Tokyo gibi şehirlerde açtığı sergilere milyonlar akın etmiş.

Tüm dünyanın tanıdığı, çalışmalarına sahip olmak için sıraya girdiği bu büyük sanatçımız hakkında yazılanlar ise çok sınırlı. Birkaç söyleşi ve birkaç makale... Mesela onun hakkında yazılmış bir kitaba ulaşamadım. Kendisini doya doya izleyebileceğimiz bir televizyon programı veya belgesel yapımı yok. Varsa da şimdilik internet ortamında paylaşıma açılmamış. Onu tanımak isteyenlerin ulaşabileceği malzeme çok sınırlı. Bu noktada Nusret Çolpan hakkında güzel yazılara yer veren İSMEK El Sanatları dergisi büyük bir boşluğu dolduruyor.

Ne mutlu ona ki, pek çoğumuzun minyatürü tanımasına ve sevmesine vesile oldu. Ne mutlu ona ki unutulmuş bir sanatı günümüze taşıdı ve 20. asrın Matrakçı Nasuh’u oldu.

 

Munise Şimşek

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2018, 09:22
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20