Asr-ı saadette bir doktor hanım: Şifâ Binti Abdullah

Şüphesiz Şifâ validemiz kendini “Genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah’a ve peygamberlerine hazırlanmış bulunan cennete ve Rabbinizin bağışlamasına erişebilmek için yarışın.” ayetinin bir muhatabı olarak görmüş yaşamı boyunca kulluk vazifesini en güzel şekilde ifa etme gayreti içinde olmuştur.

Asr-ı saadette bir doktor hanım: Şifâ Binti Abdullah

Asr-ı Saadet’in Hanım sahabelerinin her biri bu ümmete gerek cihad meydanlarında gösterdikleri cesaretleriyle gerek İslâmiyet’i yaşayışlarıyla, yetiştirdikleri evlatlarıyla, dinleri uğruna yaptıkları fedakârlıklarla ve hizmetlerle birer örnek teşkil etmişlerdir. Biz biliyoruz ki hangi kapıyı çalarsak çalalım, o kapıyı mutlaka bu güzide hanımlardan biri açar, bizi en güzel şekilde misafir eder ve heybemizi güzelliklerle doldurur. Öyleyse bu sefer Asr-ı Saadet’in en gözde hanım doktoru; Şifâ binti Abdullah’a (Radıyallahu Anha) misafir olalım.

Doktor olmasının yanında Suffa Mektebi’nin ilk yazı muallimi, Asr-ı Saadet döneminin ilk hanım muhtesibi ve hattatı, aynı zamanda kâtiplik, hatiplik, şairlik gibi nice güzel hasletleri kendisinde barındıran bir hanım olan Şifâ’yı (Radıyallahu Anha) gelin yakından tanıyalım.

Asıl adı Leyla olan Şifâ validemizin (Radıyallahu Anha) künyesi Ümmü Süleyman binti Ebi Hasme’dir. Kız çocuklarının hakir görülüp diri diri toprağa gömüldüğü Cahiliye Devri’nde Mekke’de dünyaya gelmiş, İslâm’ın ilk yıllarında iman ile şereflenmiştir. Şifâ (Radıyallahu Anha) Cahiliye Devri’nde de insanlara karşı iyilikseverliği ve güzel ahlâkı ile tanınmış, hastaları tedavi etmede yapmış olduğu hizmetler nedeniyle Şifâ adını almıştır. Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) babaannesinin yeğeninin kızı, Ömer (Radıyallahu Anh) ile de soylarının birleşmesi nedeniyle amcasının kızı sayılmaktadır.

Hastalıkların tedavisinde bir yöntem: Rukye

Mekke’de gerek İslâm öncesi dönemde gerek sonrasında hastalıkları tedavi etmekle tanınan Şifâ (Radıyallahu Anha) özellikle Cahiliye Devri’nde hastalıkları rukye (Dua okuyarak) ile tedavi ederdi. Rukye her ne kadar Cahiliye Arapları tarafından ara bozmak, birini eve bağlamak, ara bulmak gibi sebeplerle yapılsa da vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ağrılara karşı tedavi amacıyla da yapılıyordu. İslâmiyet’ten sonra Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından şirk ihtiva eden meşru ve helal olmayan işlerde yapılması yasaklanan rukyeye, içerisinde şirk ihtiva etmemek ve Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) izin verdiği şekilde hastalıkların tedavisinde kullanılmak şartlarıyla izin verilmiştir.

Şifâ validemiz, Cahiliye Devri’nde “Nemle” denen ateşli ve bulaşıcı bir cilt hastalığını rukye yoluyla tedavi eder, Allah Teâlâ’nın vesilesi ile o kişi şifa bulurdu. İslâm ile şereflendikten sonra bu iş için Efendimizden izin istemek üzere Efendimiz; Hafsa (Radıyallahu Anha) annemizin yanında iken bu durumu anlatmak üzere yanına vardı. Efendimiz onun bu hizmete devam etmesine işaret ederek: “Yazı yazmayı öğrettiğin gibi bu duayı Hafsa’ya da öğret!” buyurdu.[1] Şifâ (Radıyallahu Anha) kendisine müsaade edilince bu hizmetine devam etti. Bu tedavi ile ilgili bilgileri Hafsa (Radıyallahu Anha) annemize de öğretti.

İslâm’a adanmış çocuklar

Şifâ binti Abdullah, Ebu Hasme b. Huzeyfe ile evlenmiş, Allah Teâlâ bu evlilikten onlara Süleyman isminde bir oğul ve Leyla isminde bir kız çocuğu bahşetmiştir. Şifâ validemiz kendi kalbindeki iman tohumlarını çocuklarının kalbine de ekmiş, onları Kur’an yolunda yetiştirmeye gayret etmiştir. Bu gayretin bir neticesi olarak oğlu Süleyman, Ömer (Radıyallahu Anh) hilafeti döneminde Ramazan ayında cemaatin fazlalaşması ve kadınların imamın sesini duyamamaları üzerine Ömer (Radıyallahu Anh) tarafında kadınlara özel olarak imam tayin edilmiş, o da yıllarca bu vazifesini hakkıyla ifa etmiştir.[2] Kızı Leyla binti Ebi Hasme ise ilk Müslümanlardan olup Ömer’in babasının azatlı kölesi Amir b. Rebia ile evlenmiştir. Bir süre sonra Ömer’in işkenceleri nedeniyle eşiyle birlikte Habeşistan’a hicret eden ilk muhacirlerden olma şerefine nail olmuş, yıllarca orada kalmıştır.                                         

Ancak Şifâ validemizin, tüm çaba ve ısrarlarına rağmen eşi Ebu Hasme b. Huzeyfe iman etmemiş bunun üzerine o da eşinden boşanarak çocuklarıyla birlikte Medine’ye hicret etmiştir.

Hatıratlar

Medine’ye hicret ettikten sonra Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Şifâ validemize Hakâkin denen mahallede bir ev vermiştir. Efendimiz (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) Şifâ validemizi çok sevdiği için bazen kaylûlesini onun evinde yapar, Şifâ validemiz de bu duruma çok sevinir, Allah Resulünün rahat etmesi için elinden geleni yapardı. Hatta Efendimizin yattığı yatağı ve yastığı başkalarına vermez onları Efendimize saklardı.

Bir rivayete göre bir gün Efendimize bir soru sormak üzere mescide gelmiş, tam mescidin kapısında Efendimize sorusunu soracağı sırada namaz vakti girmiştir. Efendimizin mescide yönelmesi üzerine kızı ve damadı Şurahbil’in evine gider ancak, damadını namaz vakti evinde görünce Şifâ validemiz hiddetlenerek: “Sen utanmıyor musun namaza gitmeyip evde durmaya!” der. Bunun üzerine Şurahbil: “Teyzeciğim, tam çıkacaktım Efendimiz geldi ve ödünç elbiseniz var mı? dedi. Ben de ona yok diyemedim ve üzerimdeki elbisemi verdim ama ben elbisesiz kaldım bu nedenle namaza gidemedim.” dedi.[3] Bu sözler üzerine Şifâ validemiz gözyaşlarını tutamayarak damadından helallik istemiştir.

Kadın isabet etti, Ömer ise hata etti

Şifâ’nın (Radıyallahu Anh) bir hanım olması haksızlık karşısında sessiz kalmasına engel teşkil etmemiştir. Nitekim bir keresinde Ömer’in (Radıyallahu Anh) hilafet günlerinde genç Müslümanların kendisine gelip “Ya Emire’l Müminin! Hanımlar mihr oranlarını arttırdıkça artırdılar, âdeta birbirleriyle yarışır gibi davranıyorlar. Biz de bundan dolayı evlenemiyoruz. Hanımları bu konuda uyarsanız ya.” demeleri üzerine Ömer (Radıyallahu Anh) onların bu isteğini makul karşılayıp o gün Mescid-i Nebevi’de verdiği hutbede bu konuya değinmiştir. O sırada hanımların arasından bir ses yükselmiş: “Ey Müminlerin Emiri! Sen nasıl Allah’ın bize verdiği hakkı bizden esirgiyorsun? Allah, Kur’an’da ‘…Onlara kantar kantar yüklerde mehir verseniz bile geri almayın.’[4] demiyor mu?” diyerek itiraz etmiştir. İtiraz eden bu hanım Şifâ’dan (Radıyallahu Anh) başkası değildir. Bunun üzerine Ömer (Radıyallahu anh) “Esabet imraetün ve ahta Ömer/ Kadın isabet etti, Ömer ise hata etti.” demiş ve kendisini Allah’ın kitabını o kadın kadar bilmemekle kınamıştır.[5]

Hem öğrenen hem öğreten bir hanım

Şifâ validemiz kulluk vazifesini en güzel şekilde ifa etme çabasının yanında her daim insanlara hizmet etme gayesinde bulunan bir hanım olmuştur. Nitekim o okuma-yazma bilen erkeklerin bile sayılı olduğu bir dönemde okuma-yazma bilen bir hanım olarak tanınmış, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından Suffa Mektebi’ne yazı muallimi olarak atanmıştı. Hastalıkları tedavi eden iyi bir doktor olmasının yanında aynı zamanda bir ilim talebesi olarak kendini göstermiştir. O, Efendimize soru sormaktan çekinmemiş, O’ndan yaklaşık 12 hadis rivayet etmiştir. Ayrıca Efendimizin Medine çarşısını kurduktan sonra pazarı denetlemek için görevlendirdiği iki hanımdan biri olmuştur.

Böyle çok yönlü, örnek bir yaşam süren Şifâ validemiz hicretin 20. yılında Medine’de 76 yaşında iken Daru’l Bekâ’ya intikâl etmiştir. Biz onun hayatından bir hanımın gerek dünyası için gerek ahireti için yapabileceklerine şahit oluyoruz. Şüphesiz Şifâ validemiz kendini, “Genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah’a ve peygamberlerine hazırlanmış bulunan cennete ve Rabbinizin bağışlamasına erişebilmek için yarışın.”[6] ayetinin bir muhatabı olarak görmüş yaşamı boyunca kulluk vazifesini en güzel şekilde ifa etme gayreti içinde olmuştur.

Bizler onun hayatına baktığımızda iffeti, kulluk bilincini, gerektiğinde Ömer’e (Radıyallahu Anh) bile hesap sorabilecek cesareti,  Allah ve Resulünün sevgisini ve bu sevginin yaptığı her işe nasıl yansıdığını görüyoruz. Allah kendisinden ebeden razı olsun.

Kübra Nur Özbey

Dipnot:


[1] İmam Ahmet (6/286), Hakim (4/414), Tabarani (24/789, 795)

[2] İbni Hacer, el-İsabe, I,800, 801

[3] İbni Hacer, el-İsabe, IV,2552; İbnu’l Esir, Usdu’l Ğabe, VII, 162

[4] Nisa Suresi,20

[5] Ebu Davud, Nikâh, 28

[6] Hadid Suresi, 21

Yayın Tarihi: 28 Haziran 2021 Pazartesi 14:00 Güncelleme Tarihi: 28 Haziran 2021, 18:07
banner25
YORUM EKLE

banner26