Asr-ı Saadet’in mücadele ve vakar örneği: Esma binti Ebubekir

Asr-ı Saadetin hangi evine misafir olsak orada mutlaka saadet ikliminin meltemini hissederiz. Bu sefer mücadele ve vakar örneği, kalbini Allah ve Resulünün sevgisi ile donatan iki kuşaklı bir hanımın evine, Ebubekir’in ilk göz ağrısı, biricik kızı Esma binti Ebubekir’e misafir olalım. Bu kıymetli validemizin imanına, ihlasına, sabrına ve risalet davası için neler yaptığına birlikte şahit olalım.

Asr-ı Saadet’in mücadele ve vakar örneği: Esma binti Ebubekir

Esma , Ebubekir’in  ve Kuteyle bint Abduluzza’nın kızları, müminlerin annesi Âişe’nin  kız kardeşidir. Aynı zamanda Abdullah ve Urve gibi iki büyük âlimin annesi ve dünyadayken cennetle müjdelenen Zübeyir bin Avvam’ın eşidir. Esma annemiz, Ebubekir  vasıtasıyla Müslüman olanlar arasında ve ilk Müslümanlar içinde on sekizinci sırada yer alarak erken yaşlarda İslâm’la şereflenen bir hanım olmuştur. Annesi Kuteyle iman etmekten her ne kadar geri durduysa da o her zaman babasının yanında yer almış, bu kutlu mücadeleyi babasıyla birlikte sürdürmüştür.

İki kuşak sahibi

Esma’nın  adı ilk defa, Resulullah’ın  hicret hazırlıklarını sürdürdüğü sırada göstermiş olduğu büyük fedakârlıkla ön plana çıkmıştır. Resulullah  hicret emrini alınca herkesin istirahate çekildiği öğle sıcağında Ebubekir’in evine gitmiş, onunla yalnız konuşmak istemiştir. Ebubekir’in evde bulunan Esma ile Âişe’nin sır saklamayı bildiklerini söylemesi üzerine onların yanında, o gece hicret etme kararı verdiğini ve yanına yol arkadaşı olarak da kendisini seçtiğini açıklamıştır. Hemen yol hazırlığına başlayan Esma ve Âişe deriden bir torbaya azık koyup bir kırbaya da su doldurmuşlar; ancak kapların ağızlarını bağlamak için ip bulamayınca Esma belindeki kuşağı (Nitâk) ikiye bölüp bir parçasıyla azık torbasının, diğer parçasıyla da su tulumunun ağzını bağlamış. Bunun üzerine Peygamber Efendimizin  “Allah bu kuşağının karşılığında cennette sana iki kuşak versin.” iltifatına mazhar olmuştu.1 Bundan böyle Esma annemiz Ashap arasında, “İki kuşak sahibi” anlamına gelen “Zatü’n-Nitâkeyn” lakabıyla anılacaktı.

Kutlu bir izdivaç

Esma’nın  hicret günlerinde göstermiş olduğu fedakârlıkları Peygamberimiz de takdirle karşılamıştı. Bu fedakâr hanımı, “Her peygamberin bir havarisi var, benim havarim de Zübeyr’dir.” buyurarak methettiği Zübeyr ile evlendirdi. İkisi birbirine denkti; ikisi kendilerini İslâm’a adamışlardı. Zübeyr, dünyada iken cennetle müjdelenmiş, Esma’da dünyada iken “Cennet kuşağı” giyebilme müjdesine nail olmuş bir hanımdı. Resulullah , bu bahtiyar iki sahabinin baldızı Esma ile en yakın sahabisi ve halazadesi Zübeyr İbni Avvam’ın  nikâhlarını kıydı. Artık bu evlilikten nice âlimler ve âlimeler yetişecekti.

Zorlu bir yolculuk

Efendimizle Medine’ye ulaştıktan bir müddet sonra geride kalan yakınlarını yanlarına aldırmak isteyen Ebubekir , oğlu Abdullah’a mektup yazarak Âişe ile Esma’yı ve eşi Ümmü Ruman’ı Medine’ye yollamasını istedi. Bu sırada hamile olan Esma annemiz çetin bir yolculuktan sonra Kuba’ya vardıklarında Abdullah b. Zübeyr’i dünyaya getirmiş, muhacirlerin Medine’de doğan bu ilk çocukları, Müslümanları çok sevindirmişti. Zira Yahudilerin, Medine’ye göç eden Müslümanlara büyü yaptıklarını ve bir daha çocuklarının olmayacağı, böylece nesillerinin tükeneceğini yaymışlardı. Abdullah’ın doğması, bu söylentinin doğru olmadığını ortaya koymuştur.2

Esma  da doğumdan sonra, kız kardeşi ve onun annesiyle beraber Kuba’dan Medine’ye doğru yola çıktı. Medine’ye ulaşınca hemen Efendimizin yanına gidip çocuğu ona takdim etti. Bebeği kucağına alan Peygamber Efendimiz , ona “Abdullah” ismini koydu. Sonra orada bulunanlardan bir hurma istedi. Getirilen hurmayı çiğneyip bebeğin ağzına koyduktan sonra onun için dua etti. Bu duanın bir tecellisi olarak hicretten sonra dünyaya gelen ilk muhacir çocuğu olan Abdullah, gelecekte ashabın büyük âlimlerinden biri olacak, kendisinden sonraki Müslümanlar tarafından da İslâmî ilimlere sağladığı büyük katkılarla tanınacaktı.

Sabır ve tevekkül sahibi bir anne

Esma validemizin hayatı hep mücadeleyle geçmiştir. Bir annenin yaşayabileceği en ağır acılara şahit olmuş, ancak kalbindeki iman sevgisi ile büyük bir vakarla kulluğunun gereğini ifa ederek bu ümmetin hanımlarına örnek olmuştur. Oğlu Abdullah, halifeliği sırasında savaştığı Haccac’a karşı nasıl davranması gerektiğini sorduğunda ona şu cevabı vermişti:

“Evladım, şerefinle yaşa, izzetinle öl; fakat kesinlikle esir düşme! Sen kendini daha iyi bilirsin. Eğer doğru yolda olduğuna ve ona davet ettiğine inanıyorsan yolunda devam et. Çünkü bütün taraftarların bu uğurda öldü. Beni Ümeyye oğlanlarının boynunla oynamalarına izin verme. Şayet senin mücadelen iktidar ise dünyalık ise sen ne kötü bir kulmuşsun o zaman. Bu takdirde kendini de birlikte çarpıştıklarını da helak ettin demektir. Adamlarının dağılması doğru yolda olan birini etkilemez. Allah aşkına dünyada daha ne kadar kalacaksın? Unutma Allah yolunda şehid olmak daha güzeldir.”3

Annesinin bu nasihati üzerine Abdullah , Haccac’a karşı mücadele ederken kısa bir süre sonra şehid düştü. Ancak zalim Haccac’ın içindeki kin buna rağmen sönmediği için Abdullah’ın cansız bedenini bir ağaca asmıştı.4 Abdullah’ın öldürülüp çarmıha gerilmesinden sonra Haccac’ın Esma’ya  gelerek, “Anacığım, size Emiru’l Mü’mininin adına geldim; bir ihtiyacınız var mı?” diye sorması üzerine, “Önce ben senin değil şu kazığın ucunda sallananın annesiyim. Hiçbir ihtiyacım da yok. Fakat bekle, sana Resulullah’tan  işittiğim bir hadisi nakledeyim demiş ardından Resul-i Ekrem, ‘Sakif kabilesinden bir yalancı, bir de bozguncu çıkacaktır.’ buyurdu. Gördük ki yalancı Muhtar es-Sekafî’dir; bozguncu da sensin!” demiştir.5

Allah Resulu’nden nebevi bir tavsiye

Esma  örnek anneliği ve cesaretinin yanı sıra babası Ebubekir  gibi cömertlikte adından söz ettiren bir hanım olmuştur. Bir gün evde vereceği bir sadakayı sayıp hesaplarken Peygamber Efendimiz  ziyaretine gelmiş, onun bu durumunu görünce “Sayma, sonra Allah da sana sayarak verir.” buyurmuştur. Oğlu Abdullah b. Zübeyr  annesi ve teyzesi kadar cömert iki insan görmediğini, teyzesi Âişe’nin eline geçenleri biriktirip dağıttığını, annesi Esma’nın ise eline geçen şeyleri hiç biriktirmeden hemen dağıttığını nakleder. 

Dinî konularda son derece hassas olan Esma  cahiliye devrinde babasından boşanan ve daha sonra da İslâm’ı kabul etmeyen annesi Kuteyle yıllar sonra kendisini ziyarete geldiğinde, Müslüman olmadığını düşünerek onu eve alma konusunda tereddüt etmiştir. Bu durum Efendimize  ulaştırılınca “Allah din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi ve onlara karşı adil davranmanızı yasaklamaz. Doğrusu Allah adil olanları sever.”6 ayeti nazil olur. Böylece Esma  annesini eve alır ve özlemini giderir.

Esma , gözleri kör oluncaya kadar uzun bir ömür sürmüştür. Oğlu Abdullah İbni Zübeyr şehid olduktan on gün sonra, 97 yaşında iken Rabbine yürümüştür. Esma  hiç şüphesiz babasından öğrendiği peygamber sevgisini, çocuklarının kalbine de zarif bir nakış gibi işledi. Öyle bir ev inşa etti ki bu evden nice âlimler yetişti, nice şehidler şehadet şerbetini içti. Bizler bugün bir hanımın ümmeti için neler yapabileceğini, bir annenin imtihanlara nasıl sabır göstermesi gerektiğini, bir hanımın nasıl takva ve ilimle kuşandığını ve feda edilen bir kuşakla dünyadayken kazanılan cenneti, Esma annemizden öğreniyoruz. Allah ondan razı olsun.

Kübranur Özbey

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 06:48 Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2021, 08:06
banner25
YORUM EKLE

banner26