Arvasi Hz.leri çok severdi Necati Amca'yı

Berber Necati Çabar, bizim geleneğimizde ahi ve fütüvvet teşkilatları ile şekillenen esnaf ahlakının son temsilcilerindendir..

Arvasi Hz.leri çok severdi Necati Amca'yı

 

İstanbul Çemberlitaş’taki Kara Baba Dergâhı’nda, uzun yıllar takip ettiğim sohbetler esnasında, her biri gizli bir hazine olan birçok değerli zat ile tanışmak imkânı buldum. Bu değerli zevat-ı kiram, İstanbul’un malum hengâmesi içinde, tanınmaları ve bilinmeleri asla mümkün olmayan, kolay kolay fark edilmeyen, kıyıda köşede kalmış İstanbul beyefendileri idi.

İçlerinden bir kısmını daha yakından tanımak ve bir lütuf olarak, hal tercümelerini ve hatıralarını almak nasip oldu. Onların hatıralarında İstanbul’un ve milletimizin kaybolmaya yüz tutmuş ruhunun izlerini buldum. Bu yüzden elimden geldiğince bu hatıratları yazıya geçirmeye çalıştım. O değerli zevat-ı kiramdan birisi de, bilenlerin “Berber Necati Abi” adı ile tanıdığı Necati Çabar beyefendidir. 8 Şubat 2009 tarihinde, Fatih Nişanca Mahallesi’ndeki mütevazı evlerinde, bana naklettikleri hatıralarını, şimdi ben de size naklediyorum.

Necati Bey, aşk ve muhabbetle Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ne bağlanır

Necati Çabar beyefendi, Bakırköylü Sezai Efendi ile Emine Hanım’ın oğludur. İsmini, Orta Asya’dan hicret ederek Aydın’a yerleşmiş olan büyük dedesi Necati Efendi’den almıştır. Daha küçük bir çocuk iken, babası Necati Bey’i Beyazıt Camii’nde bir hoca efendinin sohbetlerine götürmekte, o hoca efendi her sohbetten sonra elini öpen Necati Bey’in saçlarını şefkatle okşamaktadır.

Çocukluğunda, o dönem adet olduğu üzere, bir meslek öğrenmesi için, Vezneciler Hamamı’nın karşısındaki Menekşe Berberi’ne çırak olarak verilir. Vahit Menekşe’ye ait olan bu dükkân, İstanbul’un önemli berber dükkânlarındandır. İki katlı bir bina olan bu dükkânın bir katı erkek, öbür katı kadın berberidir. Necati Bey, Ahmet Sadık Yivlik Efendi ile bu dükkânda 1934 yılında tanışır. Aynı berberde kalfa olan Yusuf Bey’in kardeşi 69 Enver Bey, Darüşşafaka Lisesi’nde okumaktadır. Enver Bey’in okuldaki arkadaşlarından olan Ahmet Sadık Efendi ve başka diğer Darüşşafaka talebeleri, kasketli ve kolları şeritli okul kıyafetleri ile Menekşe berberine gelmektedirler. Necati Bey, Ahmet Abi dediği Ahmet Sadık Efendi ile bu vesile ile tanışır ve ömür boyu sürecek dostlukları bu dükkânda başlar.Abdülhakim Arvasi hazretleri

Necati Bey, 1939 yılında, İskender Bey adlı bir ahbapları vasıtasıyla, Kaşgari Dergâhı’nda Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni ziyarete gider. Hayretle müşahede eder ki, ziyaretine gittiği zat, babası Sezai Efendi’nin küçük yaşlarda kendisini Beyazıt Camii’ndeki sohbetlerine götürdüğü, her sohbetten sonra saçlarını okşayan zattır. Necati Bey, aşk ve muhabbetle Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ne bağlanır. Ahmet Sadık Efendi de zaman zaman Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni ziyaret etmektedir ama bağlı olduğu ve devamlı gittiği yer Tahir Ağa Dergâhı’dır.

“Gördün mü delikanlı, efendi ne kadar çok seviyormuş seni”

Ahmet Sadık Efendi ile Necati Bey’in müştereken ziyaret ettikleri bir başka zat ise, Şehzadebaşı’ndaki Damat İbrahim Paşa Camii’nin imamı olan, Nakşibendi meşayıhından Hacı Hasip (Yardımcı) Efendi Hazretleri’dir.

Kalfa Yusuf Bey, Menekşe Berberi’nden ayrılıp Şehzadebaşı’nda başka bir berber dükkânı açınca, Necati Bey de onun yanında çalışmaya başlar. Bir yandan da Kaşgari Dergâhı’na düzenli olarak devam etmekte, hatta dergâhta Abdülhakim Efendi’yi tıraş etmektedir. Bu döneme ait unutamadığı birkaç hatırası şöyledir:

Necati Bey, bir Ramazan günü, iftarda Kaşgari Dergâhı’na yetişmek üzere yola çıkar. Tramvay ile Edirnekapı’ya gelir. Otakçılar’dan aşağıya yürür. Tam Eyüp Camii’nin önüne geldiğinde top patlar, ezan okunmaya başlar. “Eyvah yetişemedim” diye üzülen Necati Bey, Kaşgari Dergâhı’na çıkan yokuşu koşarak tırmanır.

Öte yandan, Kaşgari Dergâhı’nın avlusunda iftar sofrası kurulmuş, Abdülhakim Efendi ile ihvan ve muhibbanı sofraya oturmuştur. Top patlar, ezan okunur, ama Abdülhakim Efendi kaşık elinde ve eli de havada olmak üzere durmakta ve iftarını açmamaktadır. Sofradakiler de aynı şekilde beklerler. Ne zaman ki Necati Bey, kan ter içinde, nefes nefese, dergâhın avlusundan içeri girer, Abdülhakim Efendi iftarını açar, sofradakiler de açarlar.  İftardan sonra ihvanın kıdemlilerinden Muhib Bey, Necati Bey’in sırtını sıvazlayarak “Gördün mü delikanlı, efendi ne kadar çok seviyormuş seni” der.

Kaşgari DergahıFırtınalı bir gecede Necati Bey, Kaşgari Dergâhı’ndaki sohbete katılır. Sohbet uzar, vakit geç olur. Bu arada fırtına şiddetlenir, ağaçları eğecek dereceye ulaşır. Şiddetli yağmur ve karanlık bir tarafa, aşağıya İstanbul’a (o zamanlar İstanbul denilince Fatih kastedilir imiş) gidecek kimse de kalmamıştır. Necati Bey, korku ve endişe içinde müsaade istemek için kalkar. Abdülhakim Efendi’nin elini öperken, efendi hazretleri Necati Bey’in elini bırakmaz, gözlerinin içine bakarak “Korkma!” der. Necati Bey dergâhın kapısına çıkar ve sanki bir anda kendisini Eyüp Camii’nin önünde bulur. Aşağıya nasıl indiğini anlayamaz.

Hüseyin Hilmi Bey’in Kara Baba Dergâhı’na gidişine vesile olur

O dönemde Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin kıdemli ihvanı Muhib Bey, Şakir Bey, Hüseyin Hilmi Işık ve İstanbul Defterdarlığı baş veznedarı Tevfik Demircioğlu’dur. Üstad Necip Fazıl’ın dergâha gelişi daha sonradır.

Necati Bey, 1942 -1946 yılları arasında dört yıl süreyle askerlik vazifesi yapmıştır. Askere gitmeden önce, kardeşi Halit Bey’i askeri okula yazdırmak için uğraşır. Ancak bin türlü sorun çıkar. En sonunda o dönem İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nde memuriyeti olan Ahmet Sadık Efendi’nin gayret ve aracılığı ile kardeşini askeri okula yazdırmaya muvaffak olur. Askerden dönünce, yeniden Menekşe Berberi’nde işe başlar. Artık kadın berberi olarak çalışmakta ve ayda 60 lira maaş almaktadır. Ancak bir gün Abdülhakim Efendi’nin “Evladım, gel sen şu kadın berberliğini bırak!” ikazı üzerine tereddüt etmeden kadın berberliğini bırakarak, 30 lira maaşlı erkek berberliğine kanaat eder. Ancak bu kanaatin ve teslimiyetin feyzi ve bereketini ömür boyu müşahede eder. Hiçbir dönem maddi sıkıntı çekmez.

Necati Bey 1953’te Fatih Malta’da kendisine ait Zevk Berberi’ni açar. Ahmet Sadık Efendi de bu dükkânın müdavimlerinden olur. Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin vefatından sonra, Tevfik ve Necip Fazıl Bey’ler ile Hüseyin Hilmi Işık Bey’in araları bozulur. Necati Bey her iki tarafa da saygıda kusur etmez, ama 1939’dan beri tanıdığı Hüseyin Hilmi Bey’e muhabbeti vardır. Artık her ayın ilk Çarşamba günü, Hüseyin Hilmi Bey’i Fatih’teki evinde tıraş etmekte ve sohbetlerine katılmaktadır.

Necati Bey, işlerinden fırsat buldukça, Kara Baba Dergâhı’nda, Ahmet Sadık Efendi’nin Perşembe toplantılarına da iştirak eder. Fatih Avcılar Derneği’nin kurucularından olan ve bin bir türlü macerası ile meşhur Hilmi Bey’in Kara Baba Dergâhı’na gidişine ve Ahmet Sadık Efendi ile tanışmasına vesile olur.

Mehmet Zahit Kotku Hazretleri’nin imametinde müezzinlik de yaptıEmir Buhari Camii

Necati Bey bu dönemde Fatih’teki Emir Buhari Camii’nin yeniden yapılması işinde de vazife alır. Aynı sokakta oturan ve Rumeli Hisarı’nın restorasyonu işini yapan yaşlı ve nüfuzlu bir hanım, var gücüyle bu işe engel olmaya çalışmaktadır. Necati Bey çareyi, Zülali Çeşme Sokak’ta oturan ve mutaden evinde tıraş ettiği, İsmet İnönü’nün kardeşi Ahmet İnönü’den yardım istemekte bulur. Ahmet İnönü dindar bir zattır ve eşi Behiye Hanım da tesettürlüdür. Necati Bey’i dinleyen Ahmet İnönü, “Bir hal çaresine bakarız” diyerek olaya müdahil olur. Bu sayede sorun çözülür ve Emir Buhari Camii yeniden inşa edilir. Necati Bey, Ahmet İnönü’nün evinde birkaç kez İsmet İnönü ile de karşılaşmıştır.

Hüseyin Hilmi Bey ile üstad Necip Fazıl, “Neden böyle ayrı düştük, biz aynı dergâhın çeşmesinden su içmedik mi?” diyerek barışırlar. Necati Bey, büyük hürmet duyduğu bu iki büyüğünün barışmasından büyük mutluluk duyar.

Emir Buhari Camii’nde müezzinlik vazifesi de yapan Necati Bey, birkaç kez İskender Paşa Camii’nde, Mehmet Zahit Kotku Hazretleri’nin imametinde müezzinlik yapmış olmakla iftihar ettiklerini nakletmişlerdir.

Kara Baba dergahıNecati Bey, uzun yıllar boyunca dükkânına gelmeye devam eden Ahmet Sadık Efendi’ye bir gün “Ahmet Abi, artık bana para vermenizden utanıyorum. Bunca zaman sonra bırakın biraz da size hizmet edeyim” derse de, “Ben sana tıraş parası değil, bereket parası veriyorum” cevabını alır. 1992’de emekli olarak Zevk Berberi’ni kapatınca, Ahmet Sadık Efendi’yi Kara Baba Dergâhı’nda tıraş etmeye başlar. Bu hal on yıl boyunca devam eder. Necati Bey, Ahmet Sadık Efendi’yi son olarak, vefat hastalıkları esnasında, hasta yatağında tıraş etmiştir. Ahmet Sadık Efendi ile Necati Bey’in 1934 yılından 2002 yılına, oradan da sonsuzluğa uzanan dostlukları, bir tatlı tebessüm olarak Necati Bey’in yorgun ama mutlu ve huzurlu gözlerinde parlamaktadır.

Necati Bey, ahi geleneğini elinden geldiğince devam ettirmiştir

Berber Necati Abi, bizim geleneğimizde ahi ve fütüvvet teşkilatları ile şekillenen esnaf ahlakının son temsilcilerindendir. Bir dönem Berberler Odası’nda da vazife alan Necati Bey, mesleğe yeni başlayanlara, bu mesleğin pirinin Selman-ı Farisi Hazretleri olduğunu her fırsatta hatırlatır, şu maniyi mutlaka ezberletirler imiş;

Her seherde besmeleyle açılır dükkânımız

Hazret-i Selman-ı Pâk’tır pirimiz üstadımız

Hem Resulün berberidir hem Ali’nin lâlesi

Gafil olma gel tıraş ol eyle icra sünneti

Devleti vermiş ol Hüda-yı Lem Yezel

Kendini teslim eder tıraşa gelen ne güzel

Cemiyet-i beşeriyede beraberlik

Latifi, ol sanattır berberlik

Necati Bey, ahi geleneğini elinden geldiğince devam ettirmiştir. Berber esnafına ait bir ahi geleneği şudur ki, eskiden parası olmayan bir kimse berbere gelip tıraş olursa, tıraş olduktan sonra berberin aynasını öperek halini söze dökmeden anlatır. Berber, tıraş olmak suretiyle sünnet-i seniyyeyi ihya eden fakir ve gariplerin halini bu şekilde anlar, onlardan para talep etmez.  Tıraş olan kişi de ileride eline para geçer ise gelip borcunu öder. Necati Bey bu geleneği yaşatan son berberlerdendir.

Necati Bey’in üstadlarından naklettiği iki tavsiye vardır ki, çok anlamlıdır; Karşındakini suçlamak için parmağını salladığında, diğer dört parmağın seni gösterdiğini unutma! Allah bize bir dil vermiş ama önüne otuz iki tane diş koymuş. Bu yüzden bir şey söylemeden önce otuz iki kez düşün!

İşte, bir zamanlar İstanbul’un her köşesine, her dükkânına, hatta bütün esnafına sinmiş olan bu irfan ve idrak, bizim medeniyetimizin ruhudur. Ümit edelim ki bu ruhu yaşamak ve yaşatmak nasip olsun.

 

Yetkin İlker Jandar yazdı

Yayın Tarihi: 15 Ocak 2013 Salı 14:52 Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2013, 09:37
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kaan
Kaan - 5 yıl Önce

Necati Dede'miz bugün hakkın rahmetine kavuşmuştur.

muhammed Enver
muhammed Enver - 3 yıl Önce

Efendim bu yazı kim tarafınfan kaleme alınmıştır . Aile etrafina mi ait bu site. Yazı çok güzel. zevkle okuduk

rabia önder
rabia önder - 9 yıl Önce

Allah razı olsun oldukça istifade ediyoruz yazılarınızdan.Son kısımda Necati Amca'nın üstadlarından aktardığı iki tavsiyeye hakkıyla riayet edenlerden oluruz inş..

Şahap
Şahap - 9 yıl Önce

Böyle insanlar hep var toplumumuzda ve hikayelerini yazanlar olmasa da hep var olacaklar. Allah farkına varanlardan eylesin.

şevket
şevket - 9 yıl Önce

yetkin beg! haberlerini severek okumaktayım. devam... kardeşim benim.

banner19

banner26