banner17

Arkoun tarihselci miydi?!

Fransa'da yaşayan Cezayirli düşünür Muhammed Arkoun artık aramızda değil. 'Zihin karıştıran ve zihin açan' biriydi o.

Arkoun tarihselci miydi?!

“Düşünülemeyeni düşünmek” arzusunda eleştirel bir yaklaşımın düşünce dünyamızda yer ve yankı bulmasını isteyen bir düşünürdü Muhammed Arkoun.Muhammed Arkoun

“İlahî söz” ile “insanî söylemler” arasındaki farkın altını çizmeye çalıştı. Bunun fark edilmesinin bize ‘düşünülebilir olan’ ‘düşünülemeyen’ ‘düşünülmezi’ düşünebilme imkânı tanıyacağını anlatmakla uğraştı. Kur’an’ın her çağda sınırsız düşünülebilirliklerinin, tarihsel ‘akıl’ların söylem duvarı arkasında düşünülemez olarak kalmasına gönlü razı değildi. Çünkü Kur’an her an canlı, yaşayan bir kitaptı. Hz. İbrahim’in hanifliğinde anlamını bulan ve Hz. Muhammed’in şahsında yeniden canlanan “aşka dayalı bir itaatle varlığını tümüyle Allah’a adama” olarak “müslim” oluş ancak bu yaşayan, simgesel anlatımıyla canlı Kur’an’ın, kurumsallaşan aklî söylemlerin duvarı arkasında kalmayan zengin düşünülebilirlikleriyle mümkündür. Tarihsel akılların “düşünülemezlik” duvarı sökülmeli, İslam’ın başlangıçtaki aslî dinamizmi kazanılmalıdır.

Bu şekilde özetlemeye çalıştığımız Arkoun düşüncesini tartışmak bu haberimizin sınırlarını aşar. Niyetimiz sadece hayırla yâd etmektir.

Türkiye’de nasıl tanınıyordu?

Türk okuyucusu Arkoun’u ilkin, 1985’te Dün ve Bugün Felsefe’nin I. Kitab’ında Cemal Bali tarafından çevirilen “Kur’an-ı Kerim’in 18. Suresinin Okunması” makalesiyle tanımıştır. Aradan epey bir zaman geçtikten sonra 1994’te Tezkire, Cogito ve İslami Araştırmalar dergilerinde yayımlanan makaleleri gelmiştir. 1995 yılında İnsan Yayınları, Ahmet Zeki Ünal çevirisiyle Arkoun’un en önemli kitaplarından biri olan Kur’an Okumaları’nı Türkçe’ye kazandırmıştır. Arkoun’un asıl tanınışı bu kitaptan sonradır. Yine Türkiye’de katıldığı bir panelde yaptığı konuşma, Olivier Abel ve Şerif Mardin’in konuşmalarıyla birlikte 1995’te Etik, Din ve Laiklik adıyla Metis Yayınları arasında çıkmıştır. Metis, ayrıca 1999’da İslam Üzerine Düşünceler’i yayımlamıştır. 2000 yılında Vadi Yayınları da Tarih, Felsefe, Siyaset Üzerine Konuşmalar’ı yayımlamıştır. Maalesef bugün bu kitapların hiçbirinin baskısı bulunmamakta ve yeni baskıları yapılmamaktadır.

Muhammed Arkoun, İslam Üzerine Düşünceler, Metis Yay.Talihsiz karşılaşmalar

Arkoun, Türkiye’de yeterince konuşulmuş ve doğru anlaşılmış bir düşünür değildir maalesef. Bunun en bariz göstergelerinden biri vefatının sadece bir-iki internet sitesinde duyurulmuş olmasında da görülebilir.

Arkoun’un en büyük talihsizliği Türkiye’de düşüncenin yeniden kendini bulmaya çalıştığı bir zamanda gündeme gelmiş olmasıdır. Çeviri furyası arasında popüler olan bir düşünür de olamamıştır. Kalıcı düşünsel sorgulamalardan çok, daha heyecanlı gündemler vardır. Kendi kaynaklarımızla da pek buluşabildiğimiz bir vakit değildir. Üstünkörü tanımalarla, ateşli iddialar ve savunmaların uçuştuğu vakitlerdir. Arkoun’un çağdaşı olan Derrida, Foucault ve Heidegger gibi düşünürlerin adları da henüz duyulmaya başlamıştır. Böyle bir durumda Arkoun’un doğru anlaşılması neredeyse imkânsızdır.

Daha sonra Muhammed Abid el-Câbiri, Hasan Hanefi ve Nasr Hâmid Ebu Zeyd’in konuşulur olmaya başladığı bir zamanda yeniden gündeme gelir Arkoun. Bu düşünürlerin söylediklerinin çoğu Arkoun’da ifadesini bulmuştur çünkü. Ortak söyleyişlere sahip olsalar da yine de birbirinden hayli farklıdırlar. Yeni bir talihsizlik karşılar burada yine Arkoun’u. Bu düşünürler çok sert eleştirilerin gölgesinde gündeme gelmiş hatta küfürle itham edilmişlerdir. Aynı durumdan Arkoun da nasibini almıştır. Onun tarihsellik düşüncesiyle Kur’an’ı inkâr ettiği, Batılı bir gözle İslam’a baktığı, Batı düşüncesinin bendesi olduğu, Taha Hüseyin’in düşüncelerini takip ettiği, geleneği inkâr ettiği, felsefeyi öne çıkardığı, Kur’an’a “efsane” (myth) dediği gibi onlarca iddianın sisleri ardına gömülür.Muhammed Arkoun, Kur'an Okumaları, İnsan Yay.

Arkoun ne söylüyor?

Arkoun’un düşüncelerini başlangıçta özetlemeye çalıştık. Burada da kısaca iddialara şöyle bir bakmayı deneyeceğiz. Arkoun Fransa’da yaşayan Cezayirli bir ‘müslüman’dır. Müslüman’ı küçük yazdık zira Arkoun geleneksel anlatımın kurumsallaşmış yapısı içinde dile gelen (büyük harfle) Müslüman’ın Kur’an’da ifadesini bulan ‘müslim’i karşılamadığını söyler. İslam Hz. İbrahim’le ifadesini bulmuş, Hz. Musa ve Hz. İsa ile sürmüş, Hz. Muhammed ile yeniden başlangıçtaki canlılığına kavuşmuş olarak belirli bir zümreyi tanımlayan bir kavram değil; tüm insanlığı kuşatan, tüm insanlığa armağan edilmiş bir anlam taşır. Aşka dayalı bir itaatle varlığını Allah’a adamak olan bu insanlık dini İslam, tüm dinlerin ortak özünü ifade eder. Nitekim Ali İmran 20. ayette Hz. Peygamber’e, muhaliflerine kendi yolunun “tüm varlığını Allah’a adamak olduğunu” söylemesi istenmektedir: “O halde (ey Peygamber,) seninle tartışanlara de ki: "Ben tüm benliğimi Allah'a teslim ettim ve bana tâbi olan herkes (de öyle yaptı)!" Daha önce vahiy verilmiş olanlara ve kitap ile ilgisi olmayanlara sor: "Siz (de) kendinizi O'na teslim ettiniz mi?" Ve eğer O'na teslim olurlarsa muhakkak doğru yol üzerindedirler; ama yüz çevirirlerse, unutma ki senin görevin sadece mesajı iletmektir: zira Allah, yarattıklarını(n kalplerindeki her şeyi) görür.” Nitekim aynı surenin 85. ayetinde de: “Kim Allah'a teslimiyetten başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.” denilmektedir.

Arkoun’un tarihsellik anlayışını da yaygın anlamıyla kaba bir tarihsellikle açıklamak haksızlık olur. Onun bütün amacı “İlahî söz”ün “insanî söylemler”in kalın duvarı arkasında kalmamasına çalışmaktır. Taberî örneğiyle açıkladığı gibi “Allah şöyle buyuruyor” diye başlayarak kendi görüşlerini sıralamakla süren yaklaşımla başı derttedir onun. Kur’an’ın yaşayan, simgesel anlamıyla canlı yapısının hep korunmasını gözetmektedir.

Abel, Arkoun, MardinKur’an’ın anlatımının mitik olduğunu söylemesine gelince mitik’ten kasdı efsane diye çevirilemez. O myth ve mythique, mythification, mythologisation, mystification arasında ayırım yapar ve myth’in asla batıl ve hurafeyi kapsamadığını söyler. Miyth logos’la bütünsellik içerisinde ele alınmalıdır. “Temel ancak simgesel bir dille uyandırılabilir.” “Kur’an dili belirtici ve mantıksal olmaktan daha çok simgeseldir demek” ne geleneksel tefsiri inkâr etmektir ne de batınî yorumların tümünü sorgusuz sualsiz kabul etmektir. Bu dilin temel bir işlevini tanıtmaktır. Halkın muhayyilesinde yüzyıllardır var olan bu simgesel, mitik imgelemelerin akıl merkezci uygulamalarla silinmesi talihsizliktir. Vahiy getiren bir melekten bahsederken simgesellikten ne kadar kaçabilirim. Kökü harekete geçiren simgesel anlatımın, imgelemin ortak alanı bize Hakk’ı anlayabilmek için yepyeni imkânlar sunar. Arkoun haccı anlatırken bunun en güzel örneklerini verir.

İbn Arabî ile yeterince hemdem olamayışı

Arkoun’un miti anlatmakta çektiği zorluğun farkındayız. Erbabı için burada bir gönderme yapalım. Arkoun’un ‘myth’ dediği şey kanaatimizce İbn Arabî’nin “Hayal Âlemi” de dediği Âlem-i Misâl’dir. Arkoun’un çektiği zorluk, sanıyoruz İbn Arabî’yle yeterince hemdem olamayışındandır. Hemen belirtelim takip ettiği söylenen Taha Hüseyin’i, bu mitik unsuru, simgesel anlatımı görmezlikten geldiği, hatta reddettiği için kıyasıya eleştirir Arkoun.Muhammed Arkoun

Arkoun Batı’nın İslam’a bakışını reddeder, sorunlu bulur. Oryantalizmi eleştirir. Ancak bu konuya bakışı biraz Malik Bin Nebi’ye (ki o da Cezayirli, has bir düşünürdür) benzer. Malik Bin Nebi sömürgeciliğin varlık şartını “sömürülebilirlik” olarak tanımlar. Sömürülebilirlik olmadıkça sömürgecilik yol bulamaz. Arkoun da oryantalizmim varlık şartını ortodoks yaklaşımlarda, dogmatik akılların kalın duvarları arkasında bulur. Oryantalizm tümüyle buradan beslenmektedir. Ayrıca Arkoun Batı pozitivizmine de sert eleştiriler getirir.

Muhammed Arkoun’un bir cümlesiyle hitama yaklaşalım: “Gerçek-doğru, Allah’tır ve O’nun yaratıcı iradesinde, düzenleyici gücünde var olan her şeydir; bunlardan kaçmaya, bunlara karşı çıkmaya girişen her şey yanlış, aldatıcı, geçici bir gerçektir.” (Kur’an Okumaları, s. 182.)

İkibinli yıllarda yeniden düşünme sorumluluğuyla yüz yüzeyiz. Yolumuz zorlu ve azığımız çok az. Arkoun’un kitaplarının baskısı yok mesela. Düşünce yolunda olan hiç kimsenin bigane kalamayacağı İbn Arabî’nin Fütuhât’ı daha yeni Türkçe’ye çeviriliyor. Türkçe’ye çevrilmeyi bekleyen onca önemli eser var. Mesela, Said Nursi’nin en önemli kitaplarından Kızıl İcaz’ın hâlâ Türkçesi yoktur maalesef. Yol uzun ve zorlu, amenna. Varsın olsun, ikibinli yıllarda yeniden düşünme sorumluluğuyla yüz yüzeyiz. Muhammed Arkoun’u hayırla yâd ederek düşünme yoluna düşelim.

 

Yulun Eke andı

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2011, 00:40
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20