AntiOsmanlı kitap ders kitabı olamadı!

Osmanlı sevgisi doruklarda Suriyeli âlimlerimizden Muhammed Said Tantavi’ye hayran kaldım ben.

AntiOsmanlı kitap ders kitabı olamadı!

 

İlim aşkı bir başkadır. Herkese nasip olmaz. Herkes ilimde âlim de olamaz. Büyük fedakârlıklar gerektirir. Uykusuz geceler, karın doymadan kalkılan sofralar gerektirir. Öyle bir hemhal olunur ki ilimle ne yediğini ne de uyuduğunu fark edersin. Her biri yüz yıkama kadar kısa fakat ilme âşık olduğundan yeterlidir.

Öyle âlimlerimiz var ki; vefat eden evladının defin işleri olduğu halde işleri akrabalarına emanet edip dersten geri kalmayan Ebu Yusuf gibi... Yahut bir rivayete göre de; Ahmet b. Yahya eş-Şeybani kitaplarını hiç ayırmazmış yanından misafirlikte olsa dahi. Sokakta kitaplarını mütalaa ederken bir atla çarpışmış ve yaralı olarak götürüldüğü evinde vefat etmiştir. İlim aşkı ile yanan gönüller günün her dakikası her saniyesi o aşk ile yanar ve her nerede olunursa olunsun ilim ile ilgili olarak yaşanılır. Onların gündüzünde ders ve ilim, gecelerinde ise telif ve ibadet hali vardır. Onlardan biri de halen Mekke’de yaşamakta olan Muhammed Said Tantavi’dir.

Çocukluktan gelen ilim aşkıMuhammed Said Tantavi

Muhammed Tantavi üç yaşında Şam'da annesini kaybedince abisi Ali Tantavi’nin himayesinde yetişmiş. Hayatını okumaya adayan Tantavi, gündüzünü olduğu gibi gecesinin bir kısmını da ibadete ve ilime ayırmış. Hatta öyle ki uykusunu arada yoklayıp uyanık kalmak için abisinin bahçesindeki havuzda duş alır. Tantavi çalışkanlığı ile ilgi çektiği kadar zekâsı ile de ilgi odağıdır. Öyle ki daha 16 yaşında iken hafızasında 20 binin üzerinde beyit vardır. Lisans eğitimi kimya üzerine olup povitif ilim denilmeyen ilimleri Şam’da özel hocalardan dersler gördü ve icazet aldı.

Şu anekdot, Tahavi'nin birikimini ve zekasını da gözler önüne sermektedir. Bediüzzaman Hazretlerinin eserleri Arapçaya tercüme edilirken mütercim, risalelerde şairi belli olmayan şiirlerin kime ait olduğunu bulamaz. Konu ile ilgili birilerini ararken Tantavi’ye ulaşırlar. Şeyh hiçbir esere bakmadan söz konusu beyitlerin kimlere ait olduklarını söyler.

Kiyafe ilminin son temsilcilerinden

Hoca pek az kişide bulunan insanların vücut yapılarından hareketle karakterlerinin ve neseplerinin tespit edilmesine yardımcı olan kiyafe ilminin de son temsilcilerinden biridir. Bunun yanı sıra karşılaştığı bazı kimselerin nereli olduklarını da tespit edebilmektedir. Yakın arkadaşlarından Dr. Necati Öztürk Hocanın naklettiğine göre ilk defa karşılaştığı bir Konyalıya “yüzün Mevlana Celaleddin’in diyarından geldiğini söylüyor” demiştir.

Zor yürümesine, oturunca kalkmakta güçlük çekmesine rağmen şeyh, cemaatle namaz kılmak için her namaz vaktinde evinden “Fakih Mescidi” arasındaki 500 metreyi gidip gelmektedir. Tantavi, 60 yıldır “Sıyam-ı Davud” orucu tutmaktadır ve hala devam etmektedir. (“Sıyam-ı Davud” orucu Davud peygamberin bir gün tutup bir gün tutmadığı oruçtur. Davud aleyhisselam bunu ömrü hayatı boyunca devam etmiştir.)

Tantavi, imam olmaktan ziyade cemaat olmayı tercih etmektedir. Hindistan ziyaretinde garda tren beklerken oradakilerin ısrarı neticesinde imam olmayı kabul eder ve namazda Bakara suresini okur. Namaz bittiğinde bekledikleri trenin gara gelip ve epey bir zaman önce gittiğini haber alırlar.

Hocanın evinde televizyon olmadığı gibi hayatında da televizyona yer yoktur. Gözlerinden ameliyat olacağı hastanede odasında televizyon olduğunu görünce odada yatmayı reddetmiş ancak televizyon kaldırılınca kabul etmiştir. Abisi Ali Tantavi televizyonda program yapınca yıllarca ona mesafeli durmuştur.

Tantavi doğruyu çekinmeden söylemek ve kul hakkı ve devlet malını muhafaza noktasındaki hassasiyeti de dikkat çekicidir. Çalışma saatinde şahsi işleri ile ilgilenmez hatta çay ve kahve gibi içecekler içmez ve yine Necati Hocanın anlattığına göre kendisinden hususi notlar yazmak için bir kâğıt ister. O da enstitüde kullandıkları fişlere benzer bir fiş uzatır. Tantavi de “Bu devletin malı, buna şahsi şeyler yazılmaz” diyerek kâğıdı iade eder. Necati Hoca, fişleri parayla aldığını ve şahsına ait olduğunu söylediğinde kabul eder.Muhammed Said Tantavi

Ben Osmanlıyım

Suriye ulemasının Osmanlı muhabbeti büyüktür. Bununla birlikte aslen Suriyeli olan Şeyhte Osmanlı’ya aidiyet duygusu vardır. Şu hatıra bu duyguyu ortaya sermektedir: “Geceleri uykumu giderip daha fazla çalışmak için ağabeyimin evinin bahçesindeki havuzda duş alırdım. Şiddetli bir fırtınanın olduğu bir kış gecesi havuza doğru ilerlerken soğuktan titremeye başladım. Sıtmanın etkisi ile yürüyemez hale gelmiştim. Tam bu esnada Osmanlı tebaası olduğum aklıma geldi, kendimi toparlamak için yüksek sesle “Ene Usmaniyyun” (ben Osmanlıyım) diye haykırdım. Vücuduma güç geldi, yürüdüm, duşumu aldım ve eve sapasağlam bir şekilde döndüm.”

Hocanın muhabbeti sadece duygusal açıdan da değildir. Zekâsı ile göz kamaştıran şeyh Osmanlı hanedanın bütün fertlerini, evlatlarını, eşlerini, sultanlarını isim ve künyeleri ile bilmektedir. Hatta Arap milliyetçiliği dikkat çeken Satı el-Huseri’nin “el-Arab ve’d-Devletu’l-Usmaniyye” adlı esere karşı kaleme aldığı reddiye, kitabın ciddiyetinin olmadığını ispat etmiş ve o eserin Suudi Arabistan devlet okullarında ders kitabı olarak okutulmasının önüne geçmiştir.

Dünyalık işleri bırakan, çocukluğundan beri ilim ile iştigal etmiş olan Tantavi güzel bir örnektir bizlere. İlim sevgisini kalplerimizde yaşamak duasıyla… Son olarak, Muhammed Sait Tantavi başkalarıyla karıştırılmamalı mesela el-Ezher şeyi Muhammet Tantavi ile…

 

Abdurrahman Oğuz haber verdi

Güncelleme Tarihi: 22 Şubat 2012, 08:16
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
okuyucu
okuyucu - 7 yıl Önce

evet.. manevi yoğunlu fazlasıyla taşan değerli gönül ehlinin böyle olası yaklaşımlarda bulunması garipsenmez doğrusu..olması gereken..olamazlıklar peşinde koşanların yüzüne sille gibidir yaşayışları..tesir etmek için konuşmaz,konuştuklarıyla tesir edenlerdir...

banner19

banner13