banner17

Ankara'da bir güzel kitap satıcısı idi...

Ankara'da Kızılay'da Meşrutiyet'i Güven Park'a bağlayan üstgeçitte yere serdiği mendil irisi sergide kitaplar satıyordu.

Ankara'da bir güzel kitap satıcısı idi...
Allah rahmet eylesin. Onu ilk gördüğümde Kızılay'da Meşrutiyet'ti Güven Park'a bağlayan üstgeçitte yere serdiği mendil irisi bir sergide bazı kitaplar satıyordu. İçlerinden biri Ramazan Dikmen'in tesahüb kaydını taşıyordu ve içinde de İstanbul'daki lise yıllarına ait pasosu bulunuyordu. Kitap Sedat Umran'ın Kara Leke'siydi.
Uzun bir süre göremedim onu. Sonra daha sık görmeye başladık. Hele son bir-iki senedir, Ziya Gökalp'taki yıkılan Fransız Kültür'ün yerinde süren inşaat duvarının önünde rastlar olduk. Orayı mekan edinmişti veya birileri ona orayı uygun görmüştü. Önünde kitaplar tek tek ve aralıklı olarak dururdu. Siyah poşet çantasının içinden çıkarmazdı bütün kitapları. Ancak çok ilgilenen olursa poşetteki kitaplara bakmalarına da izin verirdi. Çok güzel kitaplar bulmuşumdur sergisinde. Şimdi o kitaplar elime değdikçe onu daha bir kuvvetle hatırlayacağım. Kitaplara çoğu kez fiyat biçmezdi. "Ne verirsen evladım; komşularım bana yardım olsun diye veriyorlar. Sermayesi yok evladım" derdi.

Neşeli olduğu zamanlar hatıralarını anlatmayı severdi. Birimiz akıl edip de yazıya aktarmadık. Hatırlayabildiklerim: Sanat müziği dersleri aldığını söylemişti. Bize mırıldandığı da olmuştur bazı şarkıları. Bir şiirinin sanat müziği formunda bestelediğini anlatmıştı; hırpani görünüşünün altındaki bu adama hayret dolu bakışlarımız arasında. Evlenmişti ama çocuğu olmamıştı ve eşi de ölmüştü. Buraları daha hızlı geçerdi. Babasının tek evladıydı.

Sergisine gençler geldiğinde onlara "çok kıymetli bir kitap evladım" diye özellikle dini kitapları tavsiye ettiğine çok kez şahit oldum.

Çatısız, hatta tentesiz, bir kaldırım kenarına önündeki kitap sergisiyle sığınmış bu ufarak adam temiz bir İstanbul Türkçesiyle konuşuyordu. Gölgesine sığındığı ağaç onu güneşten ve sanki soğuktan ve yağmurdan koruyordu. İnsanlara kendini ne kadar açtı; insanlar ona nasıl yaklaştılar, net şeyler söylemek zor benim açımdan. Böyle durumlarda Mesnevi'deki o meşhur beyti hatırlarım hep:
Herkesi ez hod şüd yar-i men
V'ez derun-i men necüst esrar-i men.

Ethem ağabey onu hepimizden daha iyi tanır. ve belki de tanıtır.
Neden Sincan'da defnedildi; demek akrabası yoktu, nasıl bir yerde yaşardı, hangi semtte otururdu bilemiyorum.
Gönülden bir Allah rahmet eylesin duasıyla.

Yusuf Turan Günaydın rahmet dileği ile yazdı

Fotoğraf: Selçuk Azmanoğlu


Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2012, 21:47
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
elif öztürk
elif öztürk - 6 yıl Önce

Caddeleri hızlı adımlarla geçerken, sokak aralarını çıkan yollar boyunca takip ederken akıllarda ulaşılacak noktalar, görüşülecek insanlar ve yahut günün telaşı vardır. Köşede duran bir ağacın çoğu zaman farkına bile varılmaz belki. Ne zamanki oradan gider o ağaç, işte o zaman belki ne olduğu bilinmez ama “bir şeyin eksikliği var” denir bu seferde...

elif öztürk
elif öztürk - 6 yıl Önce

Peki ya Özcan Amca, yıllarını sokaklara ve bakışlarından anlıyoruz ki yüzlerine aşina olduğu insanlara veren Özcan Amca. Amacını onlardan alırken yaşam gücünü de sevecenliğiyle onlara verirdi. Mevsimlerin sonunu erdirebileceğine dair hep bir şüpheyle ve elinde fıs fısıyla yaşardı. Her insanla bir iki kelimede olsa konuşabileceği mutlaka bir şeyleri vardı. Varlığı çok hissedilmemiş olabilir lakin sokağın ona ait olan yerlerinde yokluğu mutlaka fark edilecek olan Özcan Amca. Allah rahmet eylesin.

banner8

banner19

banner20