Allah rızasını, şükrü, teşekkürü unuttuk mu?

Refigül Hanımefendi, merhum Ahmet Sarıoğlu Hocamın muhterem refikası. Bu ümmi Hanımefendiye, Hocamı iki günlük dünyalık peşinde koşturmayıp davası uğrunda neredeyse tüm vaktini bizlere vakfetmesine destek olmasından dolayı teşekkür ettim..

Allah rızasını, şükrü, teşekkürü unuttuk mu?

 

Refigül Hanımefendi, merhum Ahmet Sarıoğlu Hocamın muhterem refikası… Yeni yeni yakınlaştığım bu hanımefendi yetişmemde emeği olan gizli kahramanlardan biri… Zira Ahmet Hocamın kendisini talebelerine vakfetmesinin arkasındaki en büyük destekçisi o.

Bu mütebessim hanımefendiye, âlim olan eşine verdiği desteğe hep teşekkür etmek istemişimdir. Mayıs ayında en küçük kızının nikâhı sonrası boğazda tur atan teknede onunla hocamı andık. Herkes düğün telaşında iken biz o âlim şahsiyeti kaybetmenin hüznünü paylaşıp durduk. Bu ümmi Hanımefendiye, Hocamı iki günlük dünyalık peşinde koşturmayıp davası uğrunda neredeyse tüm vaktini bizlere vakfetmesine destek olmasından dolayı teşekkür ettim: “Sizin desteğiniz olmasaydı hocam bizleri yetiştirmeye zaman ayıramazdı.”

Geç kalmış bu teşekkürü duyunca gözlerini kaçırıp mahcubiyetten yanakları al al oldu. Aslında 28 Mart 1985’te hocamı yitirmenin hüznüyle dünyanın başıma yıkıldığını zanneden ben, onun, ömrünün baharında en büyüğü yirmisinde on yetimiyle dul kaldığını fark edememişim. İmajın eylemlerin önünde seyrettiği bu bedbaht devirde o, eşinden kalan emanetlere sahip çıktı. Dördü erkek, altısı kız evladını sağ salim dini diyanetiyle yetiştirip aile kurmalarına önayak oldu.

Bu muhterem hanım, ne bir meslek erbabı, ne üniversite mezunu, ne de bir cemaat mensubu… O, layıkıyla refikalığını ve anneliğini yerine getirmiş ümmi bir Karadeniz hanımefendisi…

Allah rızası yerine kulların ertelenmiş takdirlerini bekleyip duruyoruz

Aslında suni gündemlerden kafamızı kaldırsak hayatı yaşanır kılan nicelerini fark edeceğiz. Hakikate dair yitirdiğimiz birçok tezahürle buluşup tükenmişlik sendromundan sıyrılacağız.

Düşününce bugünün şartlarında böyle bir hanımefendiyi yetiştirmek neredeyse imkânsız… Yalnızlığa sabır, vazgeçmemek, emanete sahip çıkma, kanaatkârlık, ahirete kadar yoldaşlık… Bunlar, söz etmesi kolay ama yaşanması bir o kadar zor, İslam fıtratına ait güzel hasletler… Bir de bu kadar çileli bir ömrü geçirmeye karşın takdir edilmeyişe tahammül göstermek…

Gerçekten eksen kaymış, Allah rızası yerine kulların ertelenmiş takdirlerini bekleyip duruyoruz. Bize emeği geçenlere “İyi ki varsın” demeyi unutarak günleri, ayları, yılları tüketmiş, şeytanın “Hiç birini şükreden bir kul bulamayacaksın” tehdidini ne yazık ki yaşanır kılmışız. Kızgınlıklarımızı haykırıp, öfkelerimizi kusarken minnettarlığımızı söylemeyi hep ertelemişiz.

Şükreden bir kul olmanın ilk adımı teşekkür etmeyi hayatın vazgeçilmez ölçüsü kılmak değil mi? Tebriklerini sunmak için özel günler tayin eden gâvurlara kızanların buna karşı bir önerisi var mı? Siz en son ne zaman üzerinizde emeği olanlara mütebessim bir edayla teşekkür ettiniz?

Sahi üzerinde yaşadığımız bu gezegenin bir “ayrılık yurdu” olduğunu ne çabuk unuttuk.

 

Şevket Hüner yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2013, 10:23
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13