'Allah bana kafidir' dermiş Hz. İmam Ali Rızâ

Hz. İmam Ali Rızâ, on iki imam hazerâtının sekizincisi ve devrindeki maneviyat şahikası imiş. Rıza-yı ilahiden gayrıya asla meyletmemiş ve hayatının düsturunu yüzüğüne işlemiş: Hasbiyallah. Ahmed Sadreddin yazdı.

'Allah bana kafidir' dermiş Hz. İmam Ali Rızâ

 

 

On iki İmam hazerâtının sekizinci halkası İmam Musa Kazım Hazretleri’nin mahdum-u mükerremleri Hazreti İmam Ali Rıza; evlad-ı Resul'ün (s.a.s) yani Hz. Peygamber Efendimizin kerime-i muhteremesi Hz. Fatıma Betül ve Cenab-ı Hayder-i Kerrar Ali'nin (k.v) sülbü pakinden devam eden bereketli ailenin şanlılarından biridir.

Hicri 153 senesinde Medine'de âlem-i dünyayı şereflendirir. Hz. İmam Ali Rızâ'nın valide-i muhteremeleri, kendisine hiç ağırlık etmediğini ve dünyaya getirirken acı ve rahatsızlık hissetmediğini söyler.

Dönemin meliki Me'mun'un İmam Ali Rızâ'ya büyük saygısı ve muhabbeti varmış. Evlâd-ı Resul'e damat olmak şerefini gözettiği için kızını kendisine nikahlamış, kendisinden sonra yerine halife olmasını istemiş ve kullanılan paralara ism-i şerifini yazdırmış. Fakat Allah tarafından mahfuz olan İmam Ali Rızâ, siyaset imtihanından korunmuş ve melik Me'mun'dan önce ahiret âlemine göç etmiş.

Daim Hakk rızası üzere imiş

Peder-i âlîleri Hz. İmam Musa Kâzım, oğlunun salih amellerle ve daima Hakk'ın rızasını gözeterek günlerini geçirmesi münasebetiyle, kendisine “Rızâ” lakabını vermiş ve böyle çağırmış. Ehl-i beyt-i Rasulullah mensupları, dönemin halifelerince daima gözetim altına tutulur, kendilerinin devlet idaresine karışmamaları sağlanmak istermiş bir bakıma.

Bu sebepten ötürü, İmam Musa Kâzım Efendimiz, mahdumu Hz. İmam Ali Rıza'ya bu lakabı verdiğinde, "Melik Me'mûn ondan râzı diye mi oğlunu Rızâ diye çağırıyorsun?" diye sormuşlar. Hz. İmam Musa Kâzım da, melikin değil, Mâlik olan Allah'ın ve O'nun Habibi Muhammed Mustafa'nın (s.a.s) kendisinden razı olduğunu belirtmek için bu lakabı verdiğini ifade eder. Yanı sıra kendisiyle münasebeti bulunan herkesin İmam Ali Rızâ'dan -gerek ona uyanlar, gerekse muhalifleri olsun- razı oldukları rivayet edilir.

Döneminde yaşayan evliyaullahın büyükleri, Hz. Bayezid-i Bistâmi ve Hz. Mâruf-u Kerhi, İmam Ali Rızâ Efendimizin mübarek nazar-ı iltifatları ve sohbetleri ile müşerref olmuş kendisinden ilim tahsil etmişler. Tasavvufî yaşayışın dönemindeki kaynağı olan İmam Ali Rızâ (r.a), Kur'an-ı Kerim'in zahir gözüyle görünmeyen batınî manalarını, bu emaneti taşıyabilecek gönüllere tevdi eden ve hayat-ı seniyyelerinin nihayetine kadar bu hal üzre yaşayan bir varis-i Peygamberi, bir muallim-i hakiki imiş.  

Onbinler Nişabur'da kendisini karşılamış

İmâm-ı Ali Rızâ hazretleri Nişâbur'a gider. Âlim ve talebelerden on binlerce insan kendisini karşılarlar. Kendisinden bir hadis-i şerif rivayet etmesini rica ederler. Hazreti İmam Ali Rızâ Efendimiz de, şu hadis-i şerifi rivayet ederler:

"Ben, babam Musa Kâzım'dan, o da babası Câfer-i Sâdık'tan, o da babası Muhammed Bâkır'dan, o ise babası Ali Zeynel Âbidîn'den, o da babası Hazret-i Hüseyin'den, o dahi babası Hazret-i Ali'den, o, Peygamber Efendimizden, o, Cebrâil aleyhisselâmdan, o da Allahü Teâlâ’dan bu hadîs-i kudsîyi okudu. "Lâ ilâhe illallah kal'amdır. Bunu okuyan, kal'ama girmiş olur. Kal'ama giren de azâbımdan kurtulur."

İmâm-ı Ahmed ibni Hanbel Hazretleri, Hz. İmam Ali Rızâ'nın okuduğu bu hadîs-i kudsînin râvileri ile beraber okunduğunda bütün hastalıklara iyi geleceğini bildirmiş.

Mahviyyetin böylesi

Bir gün Hz. İmam Ali Rızâ Efendimiz hamama gider. Yanına bir asker gelir ve kendi işini bırakıp, başına su dökmesini ve yıkanmasına yardımcı olmasını ister. Hz. İmam Ali Rızâ “Pekiyi,' der ve askerin başına su döker. Hamama İmam Ali Rızâ'yı tanıyanlardan bir zat gelince, biraz kızgın ve bir parça da üzülerek askere su döktürdüğü kişinin Hz. İmam Ali Rızâ olduğunu ve yaptığının büyük bir hata olduğunu söyler.

Asker yaptığına pişman bir vaziyette Hz. İmam Ali Rızâ'nın ayaklarına kapanarak özür diler. Kendisini tanımadığını ve kusurunu mazur görmesini, affetmesini ister. Hz. İmam Ali Rızâ da askere, bir Müslüman'a hizmet etmiş olabilmek adına isteğini yerine getirdiğini ifade eder.

Oruçla gıdalanırmış

Hz. İmam Ali Rızâ ilimde engin bir umman imiş. Hangi ilimden olursa olsun her meseleyi cevaplar, sıkıntıları çözermiş. Dönemin meliki Me'mun, kendisine sık sık sorular sorar ve akıl danışırmış. İmam Ali Rızâ, az uyur, çokça namaz kılar ve orucu adeta bir gıda bilirmiş. Muhtaçlara karşı şefkat ve merhametli imiş. İhtiyaç sahiplerini arar bulur, ihtiyaçlarını görürmüş.

Her işinde Hakk'a tam teslimiyet ve tevekkül üzere imiş. Bir hazır üzerinde oturur, istirahat edeceği vakit de hemen oracığa hasırın üzerine uzanırmış. Tıpkı büyük dedesi Resulullah Efendimiz gibi. Yüzüğünün taşında, "hasbiyallah" yani “Allah bana kâfîdir!” yazılı imiş.

Ömr-ü saadetleri müddetince rıza-yı Hakk üzere yaşayan ve civarını Allah'ın nuruna boyayan Hz. İmam Ali Rızâ Efendimiz, hicretin 203. senesinin Ramazan-ı Şerifi’nin yirmi birinde, Perşembe günü, 50 yaş civarında iken Tûs (Meşhed) şehrinde, âlem-i dünyadan infisal, âlem-i ahirete intikal etmiş. Rabb Teâlâ, şefaatlerine ümmet-i Muhammed'i nail buyursun.

 

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2017, 14:06
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13