Alasakal Müftü'nün hatıraları yayımlandı

Ömrünün her karesine önemli hizmetler sığdırmış, hem de 93 yıl yaşamış kaç kişiyi tanırız. İşte 93 yılın hülasası bir hatırat vesilesi ile ben Alasakal Müftü'yü tanıdım. Kamil Büyüker yazdı.

Alasakal Müftü'nün hatıraları yayımlandı

 

 

Evvela bir hakkı teslim etmemiz gerekiyor. Çocuk edebiyatından, şiirlerinden, yazılarından, çizgilerinden çok iyi tanıdığımız Ahmet Efe olmasa idi ne Alasakal Müftü’den yani Mustafa Efe’den, ne de onun 93 yıla sığan bereketli hayatından haberdar olacaktık.

Uzun bir ömür, kısa bir hikâye

1996 yılında Almanya’da vazifeli iken, oğlu Ahmet Efe’nin ısrarları sonucu kaleme alınan ve o yılda tamamlanan hatıralar beş defterden oluşuyormuş. Hatıratın yazımından sonra yayını neden bu kadar gecikti gibi bir soru akla gelebilir. Muhtemelen Alasakal Müftü, hayatta iken böyle bir teşebbüse yanaşmamıştır diye düşünüyorum. Müftü Efendinin vefat tarihi 22 Aralık 2011. Öylesine ibretlik bir hayat öyküsü ki, merhum Ahmet Muhtar Büyükçınar Hoca’nın, “Hayatım İbret Aynası” kitabından sonra, ilk defa bu kadar çile ve meşakkat dolu bir hayata daha şahitlik ediyorum.

Mustafa Efe Hoca, Kayseri Pınarbaşı ilçesi, Pazarören nahiyesinde 1923 yılında dünyaya gelir. Babasının, “Kara oğlum müdür olacak!” diye sevmesi belki boşuna değildir; müdür değil ileri de müftü olacaktır, küçük Mustafa. 1935-36 yıllarında ilkokuldan mezun olur; ancak resmi tahsil hayatı burada biter. Zira yakında bir tek köy enstitüsü vardır. Oraya da babası razı olmaz. Nasıl olsun ki; aynı sebeplerle, yani çocuklar dinsizlikle, materyalist felsefe ile beyinleri yıkanacak diye mazbut Anadolu insanı bu işe rıza göstermemiştir.

1936 yılında evlilik yapar. Ancak bizim pek aşina olmadığımız bir usulle. Günlerden bir gün, yengesinin kardeşinin düğünü vesilesi ile yakın köye gider. Geceyi köyde geçirir. Sabah ezanıyla uyanır ve abdest almak üzere köyün çeşmesine gider. Ancak ne görsün: Bir genç kız ondan önce çeşmeye gelmiş ve abdest almaktadır. Usulüne uygun abdest alması hoşuna gider ve caminin nerede olduğunu söyler ve kız da namazın evlerinde kılındığını, burada cami olmadığını söyler. Ezanı okuyan kızın babasıdır. Dedesi ise Nuh Hoca’dır ki, köyün hocalarından imiş. Namaz sonrası bir köylü, “Bu kızı sana alalım mı?” deyince, yaşının küçük olduğunu söyler ama o, “Hayır, küçük değil!”, der. Güzelliğe bakın ki, aslında Mustafa Efe Hoca, kızın edebine, çeşme başında usulüyle abdest alışına hayran olmuş ve orada bir ülfet meydana gelmiş. Sonrasında iş ciddiye binmiş ve evlilik zuhur etmiş.

İlim hayatı, askerlik hayatı iç içe

Mustafa Efe’nin, ilim tahsili yarım kalmış ama o kor hiç sönmemiş. 1940 yılında başlayan ve dört yıl süren askerliğinin Islahiye evresinde, yazın uzun talim günlerini değerlendirme düşüncesi ile iki saatlik uyku ve istirahat zamanlarını, arkadaşı ile birlikte Çarşı Cami Vaizi Mehmet Bilge Hoca’dan Arapça dersi alarak değerlendirmeye karar verir. Nitekim kısa ama bereketli zaman dilimlerinde hocasını da şaşırtacak şekilde Arapçaya çok çabuk intibak sağlar.

Emsile, bina, maksut, izzî ve merah gibi klasik Arapçayı büyük bir azimle hatmeder. Köylerde fahri imamlıklar, inşaatlarda rızık temini, Ankara Hacı Bayram’da Kardeşler Kitabevi açıp işletme; akabinde vaizlik ve müftülük sınavlarında üstün başarı sağlayarak Gesi’de vaizlik; Şereflikoçhisar’da müftülük, Kırıkkale Müftülüğü, Keskin Müftülüğü, Kalecik Müftülüğü, Azdavay Müftülüğü gibi onlarca hizmet mekânı ve hepsinden de alnının akıyla çıkış…

Sakaldan dolayı sürgün…

Alasakal Müftü, ehl-i sünnet çizgisinden asla taviz vermeyen bir insan. Sünnetlere karşı hassas. Mesela sakal konusunda hiçbir vakit taviz vermemiş. Bu yüzden Kırıkkale’de müftüyken, dönemin kaymakamı, müftünün sakallı olmasından dolayı görevlilerin de sakal bıraktığını, bunun da hiç güzel bir şey olmadığını, sakalını keserse iyi bir şey yapmış olacağını söylediğinde Alasakal Müftü, “Kaymakam bey, bu benim inancımın gereğidir. İmamlar da inandıkları için sakallarını bırakıyorlar. Kanunlarda da hiç kimse inancından dolayı kınanamaz deniliyor!” der. Bu cevap ona Azdavay’a sürgün olarak döner… 1980 yılında emekliye ayrılır; ancak din hizmetinde emeklilik elbette yoktur. O Kur’an kurslarında binlerce talebenin tedrisi ile uğraşır.

Medine’de tercümesi tamamlanan eser

Alasakal Müftü’yü geride bıraktığı kıymetli eserleriyle görüyoruz. “İmanın Şubeleri”, “Sakın Yapma Binbir Yasak”, “Gemiyi Batıran Dalga” gibi bazı eserlerinin yanı sıra, belki de üzerinde en fazla durulması gereken eser, “Fetevayı Hindiyye”dir. Türkiye’de tercümesine başlayıp, eserin tercümesini tamamlamak için bir vesile ile Medine’ye göç eden Alasakal Müftü, tercüme yapıp defterler tamamlandıkça Türkiye’ye, Ahmet Efe’ye gönderir; o da, bu eserlerin yayını ile uğraşır.

Nihayetinde ortaya 16 ciltlik bir külliyat çıkar. Bu eserin kıymeti, her gün düzenli olarak Ravza-i Mutahhara’da, sanki Efendimizin dizinin dibinde yazılmış olması ve neredeyse ikindi abdesti ile sabah namazı kılmak suretiyle, vakti bereketli bir şekilde kullanarak yazılmış olmasındandır.

Geride kıymetli evlatlar, torunlarının torunları, sadakay-ı cariye nev’inden eserler, binlerce talebe bırakan Mustafa Efe Hoca, bu dünyadan 2011 yılında ebedi âleme göçmüş. Ne acı ki, hayatta tanıyamadık kendisini; ancak o bize hatırat yazmak suretiyle bir hak daha tanıdı. Meraklısı için hatırat, Boğaziçi Yayınları arasından çıktı. Bize de Fatihalar ve dualar eşliğinde okumak düştü.

 

Kâmil Büyüker, rahmet dilekleriyle okudu ve tavsiye etti

Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2013, 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13